Türk halk müziğinin efsanevi isimlerinden Mükerrem Kemertaş, 19 Mayıs 1938'de Erzurum'da doğmuş ve kendine has uzun hava yorumlarıyla Anadolu'nun sesini tüm Türkiye'ye duyurmuştur. Usta sanatçı, gırtlak kanseri tedavisi gördüğü İzmir'de 31 Mart 2018 tarihinde hayata gözlerini yumarak geride büyük bir müzik mirası bırakmıştır. Sanat yaşamı boyunca TRT bünyesinde uzun yıllar solistlik yapan Kemertaş, vefatının ardından İzmir Doğançay Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.
Erzurum'dan Yükselen Güçlü Bir Ses: Sanata İlk Adımlar
Mükerrem Kemertaş'ın müzik yolculuğu, doğduğu şehir olan Erzurum'un köklü kültür ortamında filizlenmiştir. Genç yaşta Erzurum Halk Oyunları Derneği bünyesinde gerçekleştirilen Türk halk müziği çalışmalarına dahil olarak yeteneğini şekillendirmeye başlamıştır. Sahne tozunu ilk kez 1956 yılında düzenlenen bir gençlik şöleninde yutan Kemertaş, dinleyicilerin büyük beğenisini kazanmıştır. Sanatçı, çocukluk ve gençlik yıllarında yörenin en önemli ustalarını yakından dinleyerek feyz almıştır. Bu doğrultuda kendisini derinden etkileyen ve gelişimine katkıda bulunan duayen isimlerden bazıları şunlardır:
- Hırtızlı Hafız Celal
- Çığılı İzzet
- Celal Güzelses
Bu tecrübeler, müzikal gelişimine büyük katkı sunmuştur. İlk sahnesinde alkış yağmuruna tutulmuştur.
Radyo Yılları ve TRT Dönemi
1960 senesinde Erzurum Radyosu'nun yayın hayatına başlaması, sanatçının kariyerinde yeni bir dönüm noktasını beraberinde getirmiştir. Hemen ardından 1961 yılında kurulan Doğudan Sesler Korosu'na katılarak burada korist ve solist olarak görev üstlenmiştir. Koronun Seyfettin Sığmaz, Hulusi Seven, Fikret Tosuner ve Suat Işıklı gibi değerli yöneticileri eşliğinde kendisini geliştirmiştir. Bu topluluk çatısı altında, TRT Erzurum Radyosu için hazırlanan radyo programlarında tam beş yıl boyunca düzenli olarak yer almıştır. Başarılı geçen bu sürecin sonrasında, 1966 yılında açılan "Kadrolu Ses Sanatçısı" sınavını kazanarak profesyonel kadroya geçmiştir. Radyodaki kadrolu göreviyle birlikte Ali Canlı, Mustafa Geceyatmaz, Kemal Karasüleymanoğlu, Fikret Karahan ve Talip Özkan şefliğindeki Yurttan Sesler Korosu'nda çalışmıştır. Sanatçı, buradaki disiplinli çalışmalarıyla sesinin gürlüğünü ve tavrını tüm ülkeye kabul ettirmeyi başarmıştır. Radyo dinleyicileri onu çok sevmiştir. Erzurum Radyosu bünyesinde geçen yoğun ve verimli yıllar, onun sadece yerel bir sanatçı olarak kalmayıp tüm Türkiye genelinde tanınan bir ses haline gelmesinin en önemli basamağını oluşturmuştur.
İstanbul ve İzmir'de Yankılanan Uzun Havalar
İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği Müdürü Nida Tüfekçi'nin daveti üzerine, 1970 yılında itibaren çalışmalarını İstanbul'a taşımıştır. İstanbul Radyosu Yurttan Sesler Topluluğu bünyesinde Nida Tüfekçi, Neriman Altındağ Tüfekçi, Ahmet Yamacı ve Yücel Paşmakçı yönetiminde sanatını icra etmiştir. Özellikle uzun havaları kendine has, kusursuz bir ustalıkla seslendirmesiyle müzikseverlerin gönlünde taht kurmuştur. Bu dönemde büyük ilgi gören sanatçı, 1960'lı ve 1970'li yıllarda farklı müzik şirketleri adına çok sayıda plak ve kaset çalışmasına imza atmıştır. Plakları kapış kapış satılmıştır. İstanbul'daki hareketli sanat yaşantısının ardından Ege'nin sakin iklimine geçiş yapan usta yorumcu, burada da müzikal birikimini genç kuşaklara aktararak İzmir Radyosu'nun en sevilen isimlerinden biri haline gelmiştir. Mükerrem Kemertaş, 1985 senesinde İzmir Radyosu'na naklen atanarak Ege'nin incisi İzmir'e yerleşmiştir. 2004 yılındaki emekliliğine kadar bu radyodaki görevini aralıksız sürdürmüş ve ömrünün geri kalan kısmını da bu güzel şehirde tamamlamıştır.
Sanatçı Emekli Olmaz: Son Yılları ve Aile Yaşamı
Sanatçı, emeklilik yıllarında da müzikten hiç kopmamıştır. "Sanatçının emeklisi olmaz" düşüncesini savunan usta isim, çeşitli kültür ve sanat etkinliklerine katılarak sahne almaya devam etmiştir. Hayatı boyunca sayısuz konsere imza atan Kemertaş, üç çocuk ve iki torun sahibi olarak sıcak bir aile hayatı yaşamıştır. Kendisi gibi Türk halk müziği icracısı olan oğlu Tuncay Kemertaş ile ortak projelere imza atmıştır. Baba ve oğul, birlikte seslendirdikleri türkülerin yanı sıra son dönemde müzikseverlerle buluşturdukları "Yadigar" adlı albümle dinleyicilerine unutulmaz bir eser sunmuşlardır. Oğlunun başarısıyla her zaman gururlanmıştır. Yıllarını Türk halk müziğine adamış bir çınar olarak hem radyo stüdyolarında hem de halk konserlerinde dinleyicileriyle kurduğu samimi bağ sayesinde, adını ülkemizin unutulmaz değerleri arasına yazdırmayı başarmış müstesna bir sanatçıdır.