Türk tıp tarihinin en saygın isimlerinden biri olan ve Atatürk'ün de yakın dostluğunu kazanan operatör doktor Mim Kemal Öke, 1884 yılında İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Hayatını hem cephelerde askerlerin yaralarını sarmaya hem de ülkesinin tıp ve siyaset alanındaki gelişimine adayan bu çok yönlü kişilik, askeri hekimlik kariyeriyle adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Trablusgarp'tan Sakarya'ya kadar birçok kritik savaşta aktif rol üstlenerek cerrahi alanda uzmanlaşan Öke, gerek akademik çalışmaları gerekse milletvekilliği ve sivil toplum liderliğiyle ülkesine hizmet etti.
Cephelerden Tıp Akademisine Uzanan Bir Cerrahi Kariyeri
Öğrenim hayatına İstanbul'daki Toptaşı Askeri Lisesinde başlayan genç Kemal, buradaki başarılı eğitiminin ardından hemen Askeri Tıbbiye'ye kaydolarak hekimlik yolundaki ilk büyük ve kararlı adımını attı. Okulunu başarıyla tamamladıktan sonra, 1911 senesinde Yüzbaşı rütbesini alarak profesyonel askeri doktorluk görevine adım attı. Gülhane Askeri Tıp Akademisi bünyesinde staj eğitimini tamamlayan Öke, hemen akabinde cerrahi ihtisasına yöneldi. Tıbbi bilgisini sürekli geliştiren genç tabip, özellikle röntgen ile genel cerrahi alanlarında derinleşti. Bununla da yetinmeyerek, o dönem ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu harp cerrahisi konusunda kendini tamamen yetiştirdi.
İhtisasının ardından vatan savunmasında en ön saflarda yer almayı tercih eden Öke, gönüllü olarak Trablusgarp Savaşı'na katıldı. Derne Cephesi'nde zor şartlar altında özveriyle çalıştı. Trablusgarp cephesinde başlayan bu zorlu vazife, ilerleyen yıllarda Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı ile kesintisiz bir mücadeleye dönüştü. İstanbul'a döndüğünde Gümüşsuyu Asker Hastanesine operatör hekim ve röntgen uzmanı olarak atandı. Savaş yıllarında Çanakkale'de de görev üstlenerek 5. Ordu Sağlık Başkan Yardımcılığı ve Menzil Müfettişliği Başhekimliği gibi mühim sorumluluklar üstlendi. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi tehdit eden bulaşıcı hastalıklarla mücadele amacıyla oluşturulan özel kurulun başkanlığına getirildi. Dünya Savaşı'nın sonlanmasının ardından ise Gülhane Askeri Tıp Akademisinde ünlü cerrahi hocası Profesör Doktor Weiting'in makamını devraldı.
Kurtuluş Savaşı patlak verdiğinde ise milli mücadelenin yanında yer alarak Ankara Cebeci Merkez Hastanesinde görevlendirildi. Sakarya Meydan Muharebesi esnasında cephe gerisindeydi. Bu süreçte Isparta bölgesinde, durumu ağır olan yaralıların tedavisi için özel bir Kızılay Hastanesinin kuruculuğunu üstlendi. Savaş bittikten sonra da mesleki birikimini yeni nesillere aktarmak için Gülhane Askeri Tıp Akademisinde profesör unvanıyla dersler verdi. Yeni hekimlerin yetişmesine öncülük etti.
Atatürk'ün Özel Hekimliği ve Mim Kemal İsminin Doğuşu
Mim Kemal Öke'nin yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biri, Trablusgarp cephesinde Mustafa Kemal Atatürk ile tanışması oldu. Bu cephede filizlenen dostluk, zamanla sarsılmaz bir bağa dönüştü ve Atatürk'ün ebediyete intikaline dek sürdü. Öke, hayatının son dönemlerinde ise büyük önderin en yakın çevresinde bulunarak onun özel doktorluğunu yapmanın gururunu yaşadı.
Tarihe geçen 'Mim Kemal' isminin doğuşu ise Trablusgarp'ta yaşanan tatlı bir karışıklığa dayanır. 1911 yılında aynı cephede görev yapan iki Yüzbaşı Mustafa Kemal bulunuyordu. Bunlardan biri tabip iken, diğeri geleceğin Atatürk'üydü. İsimlerin sürekli karışması üzerine bir araya gelerek çözüm aradılar. Tabip olan Mustafa Kemal, adaşının şöhretini de düşünerek adındaki Mustafa kelimesini Arapça 'Mim' harfiyle kısaltmayı önerdi. Bu kararın ardından ismi kayıtlara 'Mim Kemal' olarak geçti. Yıllar sonra Soyadı Kanunu çıktığında ise Atatürk, yakın dostuna bizzat 'Öke' soyadını armağan etti.
Milletvekilliği Dönemi ve Masonluktaki Liderlik Yılları
Başarılarla dolu askeri hekimlik kariyerini 1941 yılında Albay rütbesiyle noktalayarak emekliye ayrılan Öke, sivil hayatta da durmadı. Emekliliğinin ardından serbest hekimlik yaparak insanlara şifa dağıtmaya devam etti. Çok geçmeden topluma hizmet için siyasete atıldı. 1946 yılında yapılan genel seçimlerde İstanbul Milletvekili olarak meclise girmeyi başardı. TBMM 8. Döneminde yasama faaliyetlerinde etkin görevler alarak 1950 yılına kadar parlamento çatısı altında milletine hizmet etti. Aynı zamanda tıp literatürüne de katkıda bulunarak 1939 yılında 'Diyabet ve Şirürji' isimli önemli bir kitap kaleme aldı.
Siyasi ve tıbbi kariyerinin yanı sıra sivil toplum kuruluşlarında da aktif roller üstlenen Öke, Türkiye Masonluğunda son derece önemli bir yer edindi. 26 Aralık 1925 tarihinde Muhibban-ı Hürriyet Locası'nda başladığı masonik yaşantısında otuz yıl boyunca aralıksız hizmet sundu. Bu uzun süreçte birçok yeni locanın kurulmasına öncülük etti. Kurucusu olduğu bu localar şunlardır:
- Sayın İnkılâp Locası
- Gençlik Locası
- Atlas Locası
- Libertas Locası
- Ülkü Locası
- Uyanış Locası
31 Ekim 1930 tarihindeki genel kurulda Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın Büyük Üstadı seçilerek en üst düzey göreve getirildi. Ancak o yıllarda aktif askeri hekimlik görevini sürdürmesi sebebiyle, Genelkurmay Başkanlığı askeri personelin sivil derneklerde çalışmasını yasaklayan gizli bir emir yayımladı. Bu resmi kısıtlama neticesinde, 22 Nisan 1932 tarihinde Büyük Üstatlık görevinden çekilmek zorunda kaldı.
Pes etmeyen ünlü doktor, 17 Aralık 1934'te Sayın İnkılâp Locası'nın Saygıdeğer Üstadı iken Süprem Konsey tarafından 33. dereceye yükseltildi. Ardından 20 Ocak 1945'te Türkiye Süprem Konseyi tarafından 'Pek Aydın Pek Güçlü Gran Komandör' unvanına layık görüldü. Bu göreve seçilmesinin ardından, 1935 yılında faaliyetlerine ara vermiş olan Simgesel Türk Masonluğunun yeniden canlanması için yoğun çaba gösterdi. Nitekim 5 Şubat 1948 tarihinde, tamamı Süprem Konsey üyelerinden oluşan 7 kardeş ile Türkiye Mason Derneği çatısı altında İstanbul'da resmi çalışmalar başlatıldı. İstanbul'daki bu adımı, sırasıyla 1948 yılı sonunda İzmir ve 1949 yılı başında Ankara'daki locanın açılışları izledi. Konsey, 14 Mart 1948'de gerçekleştirdiği toplantıda Öke'yi tekrar bu liderlik görevine seçerek güven tazeledi.
Ömrünü vatana, tıbba ve topluma hizmete adayan saygın hekim, 30 Ocak 1955 tarihinde İstanbul'da 71 yaşında hayata gözlerini yumdu. Geride derin bir mesleki miras ve unutulmaz bir dostluk hikayesi bırakan hekimin adı, kendi ismiyle anılan torunu Mim Kemal Öke vasıtasıyla yaşatılmaktadır.
