Türk mimarlığının dünyadaki en güçlü seslerinden biri olan Metin Hepgüler, 1931 yılında İstanbul Moda'da hayata gözlerini açtı. Genç yaşlardan itibaren çizimleriyle fark yaratan deha, 1953 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ndeki eğitimini tamamlayarak mezuniyet diplomasını aldı. Ülkesine kazandırdığı anıtsal eserler ve kazandığı uluslararası başarılarla haklı bir ün edindi. Aldığı prestijli ünvanlarla adını sektörün efsaneleri arasına yazdırmayı başardı.
Moda'dan Zürih'e Uzanarak Şekillenen İlk Öncü Yıllar
Hepgüler’in soy ağacı, Türk kültür dünyasının çok önemli isimleriyle kesişmektedir. Deniz binbaşısı Hasan Şevki Bey ve Hatice Melek Hanım'ın evladı olan usta sanatçı, aynı zamanda klasik Türk müziğinin unutulmaz isimleri Dede Efendi ile Hafız Yusuf Efendi'nin soyundan gelmektedir. Bu köklü mirasın getirdiği estetik duyarlılıkla büyüyen usta, mesleğe çok erken adım attı. Mesleğe ilk adımını henüz üniversite sıralarındayken, 1948 senesinde açtığı ilk mimarlık bürosuyla attı. Konya Belediye Sarayı Yarışması vasıtasıyla yolları kesişen Doğan Tekeli ve Sami Sisa ile ortaklık kurarak 1955-1965 yılları arasında verimli bir iş birliğine imza attı. Bu ortaklık sürecinde, 1959 yılında Türkiye mimarlık tarihinin en prestijli yarışmalarından biri olan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) projesine katılarak birincilik ödülüne layık görüldüler. İnşası 1960 ile 1967 yılları arasında gerçekleştirilen bu anıtsal komplekste 1117 dükkânın yanı sıra restoranlar, sosyal tesisler ve hizmet birimleri yer almaktadır; yapı günümüzde de modern Türk mimarisinin mihenk taşlarından biri olarak gösterilmektedir.
Sınırları Aşan Vizyoner Tasarımlar ve Rekorlar
Başarılı mimar, 1961 senesinde İsviçre'ye giderek profesyonel faaliyetlerini yurt dışında sürdürme kararı aldı. Buradayken Prof. Salvisber ile Dr. R. Rohner'in yönettiği proje ofisinde çalıştı. Bu ekiple birlikte 1960 senesinde dünyaca ünlü Zürih Opera binasını tasarladı. İsviçre'deki başarılarının ardından 1966 yılında M H M Metin Hepgüler Müessesesi adını verdiği uluslararası nitelikteki mimarlık ofisini Türkiye'de kurdu. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Libya, İsviçre, İran ve Dubai gibi pek çok ülkede dev projelere imza atan Hepgüler, Türk mimari anlayışını küresel ölçekte tanıtmayı kendine misyon edindi. Bu doğrultuda 1993 yılında International Turkish Architects Corporation (ITAC) isimli şirketin kuruluşunu gerçekleştirdi. Ülke sınırları dışındaki bu hamleleriyle dünya çapında tanınan bir marka hâline geldi. Meslek hayatı boyunca kazandığı 158 mimari proje yarışması ve elde ettiği 44 birincilik ödülü dolayısıyla, 1988 yılında ünlü Who is Who kuruluşu tarafından kendisine resmi olarak 'Dünya rekortmeni mimar' unvanı takdim edildi.
"Asrın Mimar Sinan'ı" Unvanı ve Bıraktığı Eşsiz Miras
Olağanüstü çalışmalarıyla dikkat çeken Hepgüler'e, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından 1981 yılında 'Türkiye'nin şeref temsilcisi' ünvanı tevcih edildi. Kariyerindeki bu olağanüstü başarılar sayesinde zamanla 'Yaşayan Efsane' ve 'Asrın Mimar Sinan'ı' gibi saygın sıfatlarla anılır oldu. Başarıları devlet kademesinde de büyük yankı uyandırdı. Türkiye genelindeki Milli Parkların çevre düzenlemesi ve planlama çalışmaları için 1991 yılında Cumhurbaşkanı ve Orman Bakanlığı tarafından özel olarak davet edildi. Deneyimlerini ve projelerini geniş kitlelerle paylaşmak adına 1969 ile 1981 yıllarında mesleki çalışmalarını derlediği kitaplar neşretti; ardından 2004 yılında 'The First International Architect of Turkey' (Türkiye'nin İlk Uluslararası Mimarı) başlıklı kitabını okurlarla buluşturdu. Tasarladığı başlıca eserler şunlardır:
- Harbiye Orduevi (1969 tasarımı)
- Tofaş-Aygaz Binası (İstanbul'da 1971 inşası)
- VIP Kraliyet Sarayı (Riyad tasarımı)
- Alaçatı Teknopark (1996-2002 tasarımları)
- BMW İstinye Binası (1998-2002 İstanbul inşası)
- Maslak Yüksek Blok Gökdeleni (2003 İstanbul inşası)
- Mar Del Plata Kompleksi (Arjantin'de tasarlandığı 2005 yılında 48 katlı otel projesi)
- Gülsan-Skyport Gökdeleni (İstanbul Beylikdüzü'nde 2006 tasarımı)
Gündem yaratan sıra dışı fikirleriyle de tanınan usta mimar, 2012 senesinde Kanal İstanbul kazılarından çıkacak toprakla Büyükçekmece sahiline ay-yıldız formunda yapay bir ada inşa edilmesi fikrini ilgili bakanlara sundu. Bu vizyoner proje önerisi medya dünyasında büyük bir merak uyandırdı ve geniş kitlelerce tartışıldı.