Osmanlı İmparatorluğu'nun en çalkantılı son döneminde valilik ve nazırlık gibi zirve kademelerde üstün hizmetler sunan devlet adamı Mehmet Tevfik Biren, İmparatorluğun bürokratik hafızasını Cumhuriyet Türkiyesi'ne taşıyan abidevi bir şahsiyettir. 1867 senesinde İstanbul topraklarında dünyaya gelen tecrübeli bürokrat, Osmanlı'nın son Maliye Nazırı ve son Şura-yı Devlet Reisi sıfatlarıyla tarihin kritik kavşaklarında mühim kararlara imza atmıştır. Saltanatın hitamı sonrasında entelektüel birikimini genç nesillere aktaran Biren, Yüksek Mühendis Mektebi çatısı altında akademisyenlik yapmış ve meşhur üniversite reformu vesilesiyle "ordinaryüs profesör" unvanına layık görülmüştür. 1956 yılındaki vefatına değin hem devlet işlerinde hem de bilim dünyasında derin izler bırakan bu kıymetli isim, köklü bir ailenin ve Osmanlı aydınlanmasının timsalidir.
Saraydan Kudüs Sınırlarına: İlk Adımlar ve Mülkiye Yılları
Mehmet Tevfik Biren, yüksek düzeyde görev yapmış Şirvanlı Ahmet Hamdi Efendi gibi değerli bir Maarif Nazırlığı bürokratının evladı olarak seçkin bir çevrede büyüdü. Çocuk yaşlarda mahalle mektebinde başladığı eğitim serüvenini, hanesinde aldığı hususi dersler sayesinde zenginleştirdi. Henüz 13 yaşındayken Mekteb-i Mülkiye'nin idadi kısmına adım attı. Üstün zekasıyla öne çıktığı yüksek bölümden 1885 yılında birincilik derecesiyle mezuniyeti elde etti.
Eğitim hayatının hemen akabinde Babıâli Tercüme Odası bünyesinde bir müddet çalışarak diplomasi dünyasının havasını soludu. Henüz 18 yaşında genç bir memurken II. Abdülhamid'in dikkatini çekti ve Mâbeyn-i Hümâyun kâtibi sıfatıyla Yıldız Sarayı'nda devlet hizmetine başladı. Bu saray vazifesi onun idari yeteneklerini geliştirdi. Saray çevresindeki hayatı, Osmanlı'nın ilk kadın ressamlarından Naciye Neyyal Hanım ile evlenmesiyle taçlandı. Bu mutlu evlilikten üç kız çocukları dünyaya geldi. Çiftin kültür ve sanat dünyasında iz bırakan evlatları şu şekildedir:
- Necile Tevfik: Kadın hakları aktivisti, çevirmen ve yazar olarak tanınmıştır.
- Meliha Tevfik (Yenerden): Ressam olarak sanat camiasında önemli eserler üretmiştir.
- Güzin Tevfik Hanım: Entelektüel kimliğiyle bilinen ailenin değerli bir diğer üyesidir.
Coğrafyaları Birleştiren Valilikler ve Meşrutiyet Rüzgarları
Saray bürokrasisinde parlayan Mehmet Tevfik Bey, idari tecrübesini taşraya aktararak 1897 ile 1901 seneleri arasında Kudüs Sancağı Mutasarrıfı görevini üstlendi. Kutsal topraklardaki hassas dengeleri başarıyla yönettikten sonra, Selanik Valiliği makamına tayin edildi. İmparatorluğun en kritik sınır bölgelerinde görev alan başarılı devlet adamı, 1904-1905 yılları arasında ise Yemen Valisi sıfatıyla zorlu isyanlar ve coğrafi şartlarla mücadele etti. Buradaki tecrübeleri onu başkentte daha yüksek sorumluluklara hazırladı. 1906 senesinde mali denetimin en üst mercii olan Divân-ı Muhasebat başkanlığına getirildi.
Mali alandaki tecrübesinin ardından Hudavendigâr Vilayeti yani Bursa Valiliği görevine atandı. Mehmet Tevfik Bey bu vazifedeyken, Osmanlı tarihini kökten değiştiren II. Meşrutiyet ilan edildi. Meşrutiyetin ilan edildiği o hararetli günlerde, İttihat ve Terakki Cemiyeti Bursa Şubesi kendisinden meşrutiyete bağlılık yemini etmesini talep etti. 25 Temmuz 1908 tarihinde bu yemine karşı durması şehirde büyük tartışmalara sebebiyet verdi. İttihatçılarla yaşadığı bu gerilime rağmen soğukkanlılığını koruyarak görevini 1909 yılındaki istifasına kadar sürdürmeyi başardı.
İmparatorluğun Son Dönemeci ve Akademik Miras
Bursa Valiliği görevinden ayrılan tecrübeli yönetici, 1909 yılında Hukuk Mektebi çatısında Hukuk-u Esasiye ve Ticaret Mektebi'nde Usul-i Maliye dersleri vererek akademik kariyere başladı. Bu dersler onun derin teorik bilgisini genç dimağlarla paylaşmasını sağladı. Kısa müddet sonra Ankara Valiliğine tayin oldu. Ertesi yıl Şurâ-yı Devlet Mülkiye Dairesi Başkanlığı vazifesine atandı. Hızla yükselerek Maliye ve Nafıa Dairesi Başkanlığı gibi kritik makamlarda devletine hizmet etmeyi sürdürdü.
4 Mart 1919 tarihinde teşkil edilen Damat Ferit Paşa hükümetinde Maliye Nazırı olarak kabineye girdi. Bu nazırlık vazifesinin yanı sıra Ayan Meclisi üyeliğine de getirilerek yasama faaliyetlerinde rol oynadı. İmparatorluğun en karanlık ve buhranlı günlerinde, 1920 senesinde imzalanan meşhur Sevr Antlaşması'nın müzakere heyetine iştirak etti. İstanbul hükümetinin nihayete ermesinin ardından aktif siyaset sahnesinden çekilerek kendisini tamamen eğitime vakfetti. Yüksek Mühendis Mektebi bünyesinde uzun yıllar genç mühendislere dersler sundu. Cumhuriyet dönemindeki büyük üniversite reformuyla beraber taltif edilerek "ordinaryüs profesör" unvanıyla kürsüsünü sürdürdü. Biren, 1956 yılında hayata gözlerini yumduğunda, arkasında asırlık bir devletin yıkılışına ve yeni bir cumhuriyetin inşasına tanıklık etmiş muazzam bir miras bıraktı.
