Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine tanıklık eden Abhaz prensesi Leyla Açba, 10 Ağustos 1898 tarihinde İstanbul'un Horhor semtindeki aile konağında gözlerini dünyaya açmıştır. Saray yaşamının gizemli kapılarını aralayan hatıratıyla tanınan Açba, hanedan üyeleriyle olan yakınlığı sayesinde saray teşkilatına katılmış ve son padişah Sultan VI. Mehmet'in eşi Emine Nazikeda Kadınefendi'nin nedimeliğini üstlenmiştir. İmparatorluğun yıkılışına ve hanedanın sürgün edilmesine yakından şahit olan bu asil kadın, ömrünün son yıllarında kaleme aldığı anılarıyla tarihe benzersiz bir miras bırakmıştır.
Kafkas Aristokrasisinden Osmanlı Sarayına
İstanbul'daki Açba Köşkü'nde dünyaya gelen prenses, Kafkasya'nın saygın ve köklı ailelerinden biri olan Açba-Ançabadze hanedanına mensuptur. Ailesi Kafkasya aristokrasisinin en seçkin temsilcileri arasında yer almaktaydı. Leyla Açba'nın annesi Mahşeref Emuhvari de Abhaz ve Güircü asilzadelerinin soyundan gelen saygın bir hanımefendidir. Saray kültürünün ve Kafkas geleneklerinin harmanlandığı bir çevrede büyüyen Leyla Açba, çocukluk ve gençlik yıllarında döneminin en iyi imkanlarıyla donatılmış, kapsamlı bir eğitim almıştır. Aldığı çok yönlü eğitim kapsamında öne çıkan becerileri şunlardır:
- Çok iyi düzeyde Fransızca konuşabilmesi
- Akıcı bir İngilizceye vakıf olması
- Sultan II. Abdülhamit'in Harem Bandosu'nda arp çalabilecek seviyede musikişinaslığı
Yabancı dillere olan hakimiyetinin yanı sıra musiki alanındaki üstün yeteneği, genç prensesin saray çevrelerinde büyük ilgi görmesini sağladı. Sultan II. Abdülhamit'in Harem Bandosu bünyesinde arp sanatçısı olarak görev alması, onun sanat yönünün ne kadar güçlü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Prensesin Osmanlı sarayı ile olan akrabalık ilişkileri de son derece kuvvetli ve derindi. Teyzesi Peyveste Hanım ve kuzeni Fatma Pesend Hanım vasıtasıyla Osmanlı hanedanı ile doğrudan kan bağı bulunuyordu. Bu saray akrabalığı, onun ilerleyen yıllarda üstleneceği önemli görevlerin de zeminini hazırlamıştır.
Saray Hizmeti ve Sürgün Yılları
Osmanlı hanedanının son dönemlerindeki çalkantılı gelişmelere bizzat şahit olan Leyla Açba, Emine Nazikeda Kadınefendi'ye 1924 yılına kadar hizmet etmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın getirdiği büyük yıkım, payitaht Östanbul'un işgali ve nihayetinde imparatorluğun sona erişi gibi tarihi kırılma anlarında hep sarayın merkezindeydi. Türk tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olan 1924 yılındaki sürgün kararı, prensesin de hayatını tamamen değiştirdi. Osmanlı Hanedanı üyelerinin sürgüne gönderilmesiyle birlikte, Kadınefendi'ye 1924 yılına kadar süren hizmeti de mecburen son bulmuş oldu. Çok sevdiği efendisinden ve alıştığı saray hayatından ayrılmak zorunda kalan Açba için zorlu bir dönem başladı. Hanedanın gönderilmesiyle o da Östanbul'dan ayrılarak Anadolu'ya geçti.
Sivas'taki Son Günler ve Edebi Mirası
Saraydan ve İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Sivas'ta yaşayan halasının yanına yerleşen Leyla Açba, burada sakin bir yaşam sürmeye başladı. Yaşadığı hüzünlü ve zor yılların ardından amansız verem hastalığına yakalandı. Ancak o, ömrünün bu son döneminde sarayda tanıklık ettiği olayları içeren anılarını yazmaya koyuldu. Yazdığı bu notlar, Osmanlı tarihinde bir ilke imza atmasını sağladı. Çükü kendisi, hatıralarını yazan ilk Osmanlı nedimesi olarak tarihe geçmiştir. Sivas'ta yakalandığı amansız verem hastalığı nedeniyle 6 Kasım 1931 tarihinde hayata gözlerini yuman prensesin geride bıraktığı anıları, sarayın son dönemine ışık tutan en özgün tarihi belgelerden biri haline geldi. Ayrıca Türkiye'nin ilk kadın ressamı olan ve Mihri Müşfik adıyla tanınan Mihri Açba da Leyla Açba'nın kuzenidir. Sarayın bu iki soylu kuzeni, farklı alanlarda gösterdikleri başarılarla isimlerini tarihe yazdırmayı başarmışlardır.
