Doğu Karadeniz'in hırçın dalgalarını ve Laz kültürünün nağmelerini rock müziğin enerjisiyle birleştiren Kâzım Koyuncu, 1971 yılında Artvin'in Hopa ilçesinde başlayan yaşam yolculuğunu 2005 yılında İstanbul'da noktalayana dek müzikal bir devrim gerçekleştirmiştir. Genç yaşta başladığı sanat serüvenini aktivist kimliğiyle harmanlayan sanatçı, geleneksel Karadeniz tınılarını modern enstrümanlarla buluşturarak Türkiye müzik tarihinde derin bir iz bırakmayı başarmıştır. Çocukluğundan itibaren müziğe ilgi duyan sanatçı, hem solo albümleriyle hem de kurduğu gruplarla geniş dinleyici kitlelerine ulaşmıştır.
Hopa'dan İstanbul'a Uzanan Sanat Yolculuğu
Artvin'in Hopa ilçesinde Cavit ve Hüsniye Koyuncu çiftinin çocuğu olarak dünyaya gelen Kâzım Koyuncu, altı kardeşli kalabalık bir ailede büyüdü. Babasının aldığı mandolin ve amcasının Almanya'dan getirdiği gitar, onun müzik dünyasına adım atmasını sağlayan ilk araçlar oldu. Çocukluk yıllarında Yaşar Turna'nın (Kemençeci Yaşar) türkülerini dinledi. Bu ezgiler müzikal kulağını geliştirdi. Eğitim hayatına önem veren ailesinin desteğiyle 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Müzikal tutkusu her zaman ağır basmıştı. Bu sebeple 1993 yılında okuldan ayrıldı.
Grup Dinmeyen ve Zuğaşi Berepe Dönemi
Profesyonel müzik yaşantısına adım atmak isteyen sanatçı, 1990 yılında Çağdaş Sanat Atölyesi bünyesinde faaliyet göstermeye başladı. Burada Çağdaş Oyuncular'ın sahnelediği "Faşizmin Korku ve Sefaleti" adlı tiyatro oyununun müziklerini hazırladı. 1992 yılında Ali Elver ile birlikte Grup Dinmeyen'i kurarak özgün ve protest tarzda eserler üretmeyi hedefledi. Bu grup bünyesinde 1996 yılında "Sisler Bulvarı" adını taşıyan albümü çıkardılar. Albümün ardından grup hemen dağıldı. Lazca şarkı söyleme fikrine yoğunlaşan müzisyen, 1993 yılında Mehmedali Barış Beşli ile bir araya gelerek Karadeniz müziğinde yeni bir çığır açan Lazca rock grubu Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) oluşumunu hayata geçirdi. Bu yenilikçi oluşum, 1995 yılında ilk albümleri "Va Mişkunan" ile dinleyicilerle buluştu. Büyük ilgi uyandıran bu çalışmanın ardından, 1998'de daha çok ses getiren "İgzas" albümüniü çıkardılar. Grup, sınırlı sayıda basılan bu albümün ve Brüksel'deki bir konserin kayıtlarını içeren albümün ardından 1999 yılında yollarını ayrıdı.
Gülbeyaz Dizisi ve Solo Albüm Başarıları
Müzikal çalışmalarına tek başına devam etmek isteyen Kâzım Koyuncu, 2000 yılında "Salkım Söğüt" projesinin ikincisinde üç şarkıyla yer aldı. Burada seslendirdiği "Didou Nana", "Golas Empua Yulun" ve "Dağlarda Kar Sesi Var" eserleri dinleyiciler tarafından çok beğenildi. Askerlik vazifesini tamamladıktan sonra solo kariyerine hız veren sanatçı, 2001 yılında "Viya!" adını taşıyan ilk solo albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu. Karadeniz'in kültürel renklerini yansıtan bu albüm, sonraki yıllarda klasikleşecek birçok şarkıyı barındırıyordu. Sanatçının ülke çapında geniş kitlelerce tanınması ise 2002 yılında yayımlanan Gülbeyaz adlı televizyon dizisiyle gerçekleşti. Dizinin müziklerini Gökhan Birben ile birlikte hazırlayan sanatçı, aynı zamanda yapımın bazı bölümlerinde oyuncu olarak da rol aldı. Dizi müzikleri büyük ilgi gördü. Bu sayede konserleri binlerce kişiyle dolup taştı. Sanatçı, bu başarının ardından Kemal Sahir Gürel ile "Sultan Makamı" dizisinin müzik çalışmalarında da görev aldı.
2004 yılının Mart ayında yayımlanan "Hayde" albümü, sanatçının kariyerinde yeni bir zirve noktası oldu. Şevval Sam ile gerçekleştirdiği "Gelevera Deresi" düetinin de yer aldığı bu albüm, yılın en çok satan yapımları arasına girdi. Hem yurt içinde hem de yurt dışında yoğun bir konser takvimiyle koşturan sanatçı, müziğinde şu enstrümanları harmanlıyordu:
- Tulum
- Kemençe
- Kaval
- Elektrogitar
- Bas ve davul
Bu sentez, sanatçınün özgün üslubunu olgunlaştırdı. Ancak bu yoğun dönemde başlayan şiddetli öksürükler, sanatçının yaşamında üzücü bir dönüm noktasının habercisi oldu.
Erken Veda ve Yaşayan Mirası
2004 yılının sonlarında yapılan kontroller neticesinde kanser teşhisi konulan sanatçı, bu gelişmeyle ailesini ve tüm sevenlerini derin bir üzüntüye boğdu. Sağlık durumunun ciddiyetine ve doktorların dinlenme uyarılarına rağmen sahneden kopmayan sanatçı, dinleyicileriyle buluşmaya devam etti. Son büyük konserini Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde veren müzisyen, 25 Haziran 2005 tarihinde Şişli'de, henüz 33 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Vefatının ardından, 2006 yılında onun anısına derlenen "Dünyada Bir Yerdeyim" albümü yayımlanarak dinleyicilerle buluşturuldu. Hayatı boyunca kendisini her şeyin ötesinde bir devrimci olarak tanımlayan sanatçı, geride bıraktığı özgün eserlerle hem Karadeniz kültürünün korunmasında hem de Türkiye'deki barışçıl sanat duruşunun simgesi haline gelmesinde öncü bir rol oynamıştır.
