Hüeseyin Avni Lifij, Türk resim sanatının modernleşme sürecinde derin izler bırakmış, 1914 Kuşağı'nın en özgün simgeci ressamlarındandır. 1886 yılında Samsun'un Ladik ilçesindeki Karaaptalsultan köyünde dünyaya gelen sanatçı, çocuk yaşlardan itibaren müziğe ve resme duyduğu derin tutkuyla tanınmıştır. Kendine özgü lirik üslubunu geliştirmek adına tıp fakültesinde anatomi, eczacılık okulunda ise boya kimyası derslerini takip ederek sıra dışı bir öğrenim yolu izlemiştir. Sanatçının yeteneği, İstanbul sokaklarında ve tarihi yapılarda çizimler yaparken ünlü mimar Henri Prost ve ressam Osman Hamdi Bey tarafından keşedilmiştir. Bu keşif, onun dönemin veliahdı Abdülmecid Efendi'nin desteğiyle Paris'e gönderilmesini ve Avrupa'nın saygın sanat ortamlarında yoğrulmasını sağladı. 1927 yılında İstanbul'da erken yaşta hayata gözlerini yuman ressam, geride bıraktığı şiirsel atmosferli tablolarla Türk sanat tarihine yön vermiştir.
Kafkasya'dan İstanbul'a Uzanan Yaşam Yolculuğu
Ailesi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın zorlu döneminde Kafkasya'nın Kuban bölgesinden göç ederek önce Samsun'a yerleşti. Soyadı olan "Lifij" kelimesi Çerkesçe "beyaz tenli" anlamına gelmektedir. 1887 yılında İstanbul'un tarihi semti Rumeli Hisarı'na taşınan aile, çocuklarının geleceğini burada şekillendirdi. Genç Hüeseyin, 1893 yılında girdiği Fatih Aşıkpaşa Mahalle Mektebini resim ve müzik derslerine duyduğu tutkuyla 1896'da tamamladı. Orta öğrenimini ise Şehzadebaşı'nda bulunan Numune-i Terakki Mektebinde 1898 yılında başarıyla bitirdi. Dönemin geçerli dili olan Fransızcayı öğrenmek için idadi mezunu bir eğitmenden dersler almaya başladı. 1898 ile 1900 yılları arasında araya giren ağır bir hastalık süreci, onun okuldan iki yıl boyunca uzak kalmasına yol açtı. Sağlığına kavuşan Lifij, 1901 yılında Osmanlı Nafıa Nezareti'nin Demiryolları Müdürlüğü'nde memur olarak göreve başladı. Yabancı dil bilgisini mükemmelleştirmek amacıyla Alyans İsraelit okuluna kısa süre devam ederken, İskender Ferit Bey'den de 1904 yılına kadar özel dersler almayı sürdürdü.
Osman Hamdi Bey'in Keşfi ve Paris Sanat Ortamı
Ressam, anatomi bilgisini derinleştirmek için Mülkiye Tıbbiyesi'ne, boya tekniklerini kavramak için ise Eczacı Mektebi'nin kimya derslerine dinleyici olarak katıldı. Sanatçının yaşamındaki en büyük dönüm noktası, 1906 yılında Ayasofya'da mimari çizimler yaparken Fransız mimar Henri Prost ile tanışması oldu. Prost ve Fransızca öğretmeni İskender Ferit'in tavsiyesiyle resimlerini Sanayi-i Nefise Mektebi kurucusu Osman Hamdi Bey'e götürüp sundu. Çalışmaları çok beğenen Osman Hamdi Bey, yetenekli genci yakından takip etmeye başladı. 1908 yılında Paris'e gönderilecek talebeler listesine onun adını da ekleyerek büyük bir fırsat sundu. Halife II. Abdülmecid'in himayesinde ve desteğiyle, Sanayi-i Nefise Mektebi'nde bir yıl temel eğitim alan sanatçı, 11 Ocak 1909'da Fransa'ya uğurlandı.
Fransa'da ünlü L'Ecole Nationale Speciale des Beaux Arts okulunda dersleri takip etme hakkı kazandı. 1909-1912 yılları arasında ünlü Fransız ressam Fernand Cormon'un atölyesinde çalışarak resim tekniğini olgunlaştırdı. Cormon'un eğitim tarzı sayesinde izlenimciliğin ışık oyunlarını ve renk zenginliğini kavrayıp kendi estetik dünyasına entegre etti. Sanatçının henüz Paris'e gitmeden önce, 1907 yılında tuvale aktardığı meşhur "Pipolu Otoportre" çalışması, günümüzde İstanbul Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunun en değerli parçaları arasında yer almaktadır.
Yurda Dönüş, Eğitimcilik ve Savaşın Sanatı
Hüeseyin Avni Lifij, 1912 yılında vatanına geri dönmesinin ardından İstanbul Sultanisi bünyesinde resim öğretmeni olarak görev almaya başladı. 1915 senesinde ise Kandilli İnas Sultanisi bünyesinde Fransızca öğretmenliği yaparak eğitimcilik kariyerini çok yönlü hale getirdi. Ayrıca Sanayi-i Nefise Mektebi'ndeki eğitimi yetersiz gören bir grubun kurduğu Serbest Resim Atölyesi bünyesinde çalıştı. Burada Ruhi Arel, Ali Sami Boyar, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat gibi kıymetli ressamlarla birlikte dersler vererek yeni nesil sanatçıların yetişmesine katkıda bulundu.
Sanatçının Paris öncesinde izlenimciliğe yakın duran çizgisi, Cormon'un atölyesinde ve Avrupa modern akımlarının etkisiyle simgeci bir derinlik kazandı. Doğanın gerçekçi tasvirine sadık kalırken, eserlerine kattığı içe dönük lirik anlatım onu 1914 kuşağının diğer temsilcilerinden tamamen ayırdı. Lifij, eserlerinde keskin ve parlak ışıklar yerine gizemli akşamüstü saatlerinin mistik aydınlığını tercih etmiştir. Özellikle yağlı boya tablolarında kullandığı turuncu, kırmızı ve sarı tonlar bu masalsı atmosferi güçlendirir.
1916 baharında düzenlenen 1. Galatasaraylılar Yurdu Resim Sergisi'ne iki seçkin eseriyle dahil oldu. Harbiye Nezareti Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1917 yılında Şişli'deki eski bir konakta faaliyete geçen "Şişli Atölyesi" sanatçının kariyerinde önemli bir yer tutar. Burada Türk resminin öncülerinden olan şu isimlerle savaş temalı eserler üretti:
- İbrahim Çallı
- Namık İsmail
- Feyhaman Duran
- Hikmet Onat
- Sami Yetik
- Ruhi Arel
Bu atölyede üretilen eserler, 1917 sonbaharında İstanbul Galatasaraylılar Yurdu'nda açılan "Savaş Resimleri ve Diğerleri" sergisinde sanatseverlerle buluştu. Lifij bu etkinliğe 20 parça eserle katılarak dikkat çekti. 1918 yılında Viyana'da açılan aynı isimli uluslararası sergiye ise 18 yapıtı ile iştirak etti. Sanatçı, 1921 yılında Türk Ressamlar Cemiyeti tarafından tertip edilen 4. Galatasaray Resim Sergisi'ne de üç eseriyle katkı sundu.
Milli Mücadele Dönemi, Atatürk ve Başyapıtları
Sanatçı, heykeltıraş Nijat Sirel'in kız kardeşi olan ressam Harika Sirel ile 11 Temmuz 1919 tarihinde resmi olarak nikahlandı. Dönemin büyük salgını İspanyol gribi sebebiyle düğün törenlerini ancak 25 Mart 1922 tarihinde gerçekleştirebildiler. 1922 yılının Ekim ayında Mustafa Kemal Paşa'yı Bursa'da karşılamak üzere yola çıkan öğretmen heyetinde eşi Harika ve kayınbiraderi Nijat Sirel ile birlikte yer aldı. Hüeseyin Avni'nin dehasını fark eden Mustafa Kemal Paşa, onu Ankara'ya davet ederek Erkanı Harbiye binasında dört ay boyunca misafir etti. Lifij, Ankara'daki bu ilk konaklaması esnasında Türk ordusunun önemli komutanı Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak'ın ünlü portresini çizmeye başladı.
Bu süreçte ortaya çıkan 160 x 128 cm boyutlarındaki görkemli "Mareşal Fevzi Çakmak Mesaide" tablosunun arkasında özel bir dostluk hikayesi yatar. Bursa'da bulundukları sırada Mustafa Kemal Paşa, Mareşal Çakmak'a dönerek Lifij'i tanıtır ve onun milli mücadele ruhunu simgeleyen meşhur "Kara Gün" ve "Ak Gün" tablolarından övgüyle bahseder. Bu takdir dolu sözlerin ardından sanatçı, Mareşal'in portre eskizlerini hazırlar ve aylar sonra Ankara'da tamamladığı tabloyu bizzat kendisine hediye eder. Eseri çok beğenen Çakmak, tabloyu Atatürk'e gösterir. Atatürk, akademisyen Afet İnan'ın da fikrini alarak bu tarihi yapıtın Topkapı Sarayı Müzesi'ne devredilmesini uygun bulur.
Sanatçının 1923 tarihli alegorik çalışması "Kara Gün" tablosu ise günümüzde Ankara Milli Kütüphane bünyesinde muhafaza edilmektedir. Eserde, Kurtuluş Savaşı sırasında tahrip edilmiş bir Anadolu köyünün hüznü simgesel detaylarla yansıtılır. Resmin ön planındaki parçalanmış giysili cansız kadın bedeni, vatan topraklarının acısını temsil eder. Kadının yanı başındaki yerel motifli beşikte uzanan cansız çocuk figürü ise savaşın en acımasız yüzünü gözler önüne serer. Beşiğin kenarına kondurulan ve kanatlarını iki yana gururla açan heybetli kartal figürü ise kurtuluşun ve bağımsızlığın simgesi olarak kompozisyonu tamamlar.
1924 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi bünyesinde Tezyini Sanatlar öğretmenliğine atanan Hüeseyin Avni Lifij, ömrünün son gününe kadar bu değerli vazifeyi başarıyla sürdürmüştür. Sanatçı, 2 Haziran 1927 tarihinde İstanbul Laleli'deki Harikzedegan Apartmanı'ndaki odasında ani bir kalp rahatsızlığı geçirerek 41 yaşında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi, İstanbul'un eşsiz manzarasına sahip Pierre Loti Tepesi'ndeki kabristana defnedilmiştir.
