Avusturyalı heykeltıraş ve ressam Heinrich Krippel, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında Mustafa Kemal Atatürk'ün heybetli figürünü anıtlaştırarak Türk sanat tarihinde silinmez bir iz bırakmıştır. 27 Eylül 1883'te Viyana'da gözlerini açan sanatçı, 1925 yılında açılan uluslararası bir yarışmayı kazanarak genç devletin görsel kimliğini şekillendirmek üzere Türkiye'ye davet edilmiştir. Yaşamı boyunca ürettiği estetik eserlerle iki ülke arasında adeta kültürel bir köprü kurmuştur.
Viyana'dan Sanat Dünyasına ve Cepheye
Krippel'in sanatsal serüveni, doğduğu toprakların kalbinde başladı. Genç Heinrich, 1904 ile 1909 yılları arasında Viyana Güzel Sanatlar Akademisi'nde heykeltıraşlık eğitimi aldı. Bu prestijli kurumda dönemin usta isimleri Hans Bitterlich ve Edmund Hellmer'in atölyelerinde kendini geliştirdi. Akademiden başarıyla mezun olduktan sonra, Berlin ve Münih'teki yenilikçi sanatçı birliklerini örnek alarak kurulan ünlü "Secession" grubuna dahil olan Krippel, bu sayede dönemin öncü sanat akımlarıyla yakından tanışma fırsatı buldu. Sanat görüşünü pekiştirmek amacıyla İtalya ve Yunanistan'a derinlikli bir araştırma gezisi gerçekleştirdi. Bu yolculuk, onun klasik form ve estetik anlayışını derinden etkileyen en önemli dönüm noktalarından biri haline geldi.
Sanatla örülü bu hayat, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle kısa bir süreliğine kesintiye uğradı. Vatanı Avusturya adına topçu subayı olarak cephede görev yapan Krippel, savaş bittikten sonra bağımsız bir heykeltıraş olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde özellikle portre büstleri ve anıtsal mezar taşları tasarımlarıyla adından söz ettirmeyi başardı.
Türkiye'de Bir Dönemin Görsel Mimarı Olmak
1925 yılı, Krippel'in kariyerinde yepyeni bir sayfa açtı. Türk hükümetinin Ankara'daki Ulus Meydanı için planladığı Zafer Anıtı için düzenlenen uluslararası yarışmayı kazanan sanatçı, aynı yıl Türkiye Cumhuriyeti'ne adım attı. Bu başlangıç, onun 1938 yılına kadar sürecek olan verimli Türkiye döneminin de kapılarını araladı. Ankara'daki köşkte bizzat Atatürk'ün misafiri olan Avusturyalı heykeltıraş, onunla yakın bir çalışma ilişkisi kurdu. Büyük önder, heykeltıraşın yapacağı anıtlar için bizzat modellik yaparken, aynı zamanda onu Ankara'daki köşkünde en iyi şekilde ağırlamıştır.
Krippel'in çalışma yöntemi ise dönemi için oldukça sıra dışıydı. Sanatçı, heykellerin ilk eskizlerini ve detaylı çamur taslaklarını Türkiye'de hazırlıyordu. Ayrıca devasa bronz anıtların döküm işlemlerini gerçekleştirmek için Viyana'daki özel atölyesine dönüyordu. Eserlerini Viyana Birleşik Maden İşletmeleri bünyesinde döktüren heykeltıraş, parçalar halinde gemilerle ve trenlerle taşıdığı bu devasa anıtları Türkiye'ye getirip montaj işlemlerini büyük bir titizlikle tamamlıyordu. Bu titiz ve disiplinli çalışma, onun ortaya koyduğu anıtların sanatsal kalitesini en üst düzeye çıkardı.
Türkiye Topraklarında Yükselen Anıtlar
Krippel'in Türkiye'de kaldığı 13 yıllık sürede tasarladığı anıtlar, ülkenin farklı şehirlerindeki en merkezi meydanları süslemektedir. Cumhuriyet tarihinin ilk anıtı olan İstanbul Sarayburnu Atatürk Heykeli ile başlayan bu maraton, peş peşe gelen anıtsal projelerle taçlanmıştır.
Ünlü sanatçının ellerinden çıkan ve günümüzde de ihtişamını koruyan başlıca eserler şunlardır:
- Sarayburnu Atatürk Heykeli (3 Ekim 1926 tarihinde açılışı yapılan bu eser, Türkiye'nin ilk Atatürk anıtı olma özelliği taşır.)
- Konya Atatürk Heykeli (29 Ekim 1926'da açılan bu heykel, Anadolu'nun kalbindeki Cumhuriyet heyecanını simgeler.)
- Ankara Ulus Zafer Anıtı (24 Kasım 1927'de açılan ve Ulus Meydanı'nın simgesi olan anıt, kurtuluş mücadelesinin kahramanlarını betimler.)
- Samsun Onur Anıtı (15 Ocak 1931'de açılan ve şaha kalkan at figürüyle ünlü olan bu görkemli anıt, milli mücadelenin başladığı noktayı simgeler.)
- Afyonkarahisar Zafer Anıtı (24 Mart 1936'da tamamlanan bu etkileyici kompozisyon, büyük zaferin coşkusunu yansıtır.)
- Ankara Oturan Atatürk Anıtı (1938 yılında Sümerbank binası için hazırlanan bu özel çalışma, sanatçının Türkiye'deki son büyük eseridir.)
Samsun halkı, milli mücadelenin başladığı noktayı simgeleyen Onur Anıtı'nın yaratıcısına karşı duydukları derin minneti göstermek amacıyla, bu görkemli anıtın yükseldiği caddeye Avusturyalı heykeltıraşın adını vermiştir. Türkiye'deki çalışmalarını tamamladıktan sonra Viyana'ya dönen usta sanatçı, 5 Nisan 1945'te geçirdiği bir mide ameliyatının ardından 62 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Onun eserleri hafızalarda yaşamaya devam etmektedir.
