Geleneksel Türk-İslam sanatlarının en parlak dönemlerinden birine tanıklık eden yirminci yüzyılda, yazı sanatına yön veren en önemli isimlerden biri hattat Aziz Efendi'dir. 1872 yılında Trabzon'un Maçka ilçesinde dünyaya gelen ve asıl adı Şeyh Mehmet Abdülaziz olan bu büyük usta, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan fırtınalı süreçte, hat sanatını hem İstanbul'da hem de Kahire'de zirveye taşımıştır. Çocuk yaşta ailesiyle göç ettiği İstanbul'da dönemin en büyük üstatlarından dersler alarak yetişen sanatçı, sadece eşsiz levhalar ve el yazması Kur'an-ı Kerimler üretmekle kalmamış, aynı zamanda Doğu dünyasında bu sanatın gelecek kuşaklara aktırılmasını sağlayan eğitim kurumlarının kurulmasına da öncülük etmiştir.
İstanbul'da Yeşeren Sanat ve Eğitimin İlk Adımları
Aziz Efendi'nin yaşamı, 93 Harbi'nin gölgesinde şekillenen zorlu bir göç hikayesiyle başlar. Rize'nin köklü ailelerinden Molla Mehmet Abdülhamid Efendi ve Esma Hanım'ın oğlu olarak dünyaya gözlerini açan küçük Abdülaziz, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Trabzon'dan yola çıkan ailesiyle birlikte İstanbul'a sığındı. Babası Abdülhamid Efendi, yerleştikleri bu yeni şehirde çeşitli camilerde imamlık yaparak ailesinin geçimini sağladı. Genç Abdülaziz ise eğitim hayatına Eyüpsultan sınırları içindeki Şah Sultan İbtidâi Mektebi'nde başladı. Burayı 1885 yılında başarıyla tamamladı.
İlköğreniminin ardından yazı sanatına yönelen genç yetenek, dönemin efsanevi isimlerinden Filibeli Bakkal Arif Efendi'den sülüs ve nesih yazı türlerini meşk etmeye başladı. Sanat tutkusu onu Nuruosmaniye'deki ünlü Hat Mektebi'ne yönlendirdi. Burada ta'lik yazısının inceliklerini Karinabadlı Hasan Hüsnü Efendi'den öğrenerek 1894 yılında mezun oldu. Bu başarıların ardından, 1896 yılında Arif Efendi ile Reis-ül Hattatin Muhsinzade Abdullah Hamdi Efendi'den icazet alarak rüştünü ispat etti.
Sanat yolculuğu bununla sınırlı kalmadı. Dönemin celi üstadı Sami Efendi'nin evinde düzenlenen sanat sohbetlerine katılan genç hattat, burada celi sülüs ve celi ta'lik yazılarının en hassas detaylarını kavradı. Ayrıca devlet yazışmalarında kullanılan siyâkat yazısını da dönemin yetkin isimleri olan Sultanahmetli Refik Bey ve Defter-i Hâkâni kalemi mümeyyizi Şehreminili Hüsâmeddin Efendi'den öğrendi.
Aziz Efendi'nin bu yoğun eğitim döneminde ustalaştığı başlıca hat teknikleri ve sanat dalları şunlardır:
- Sülüs ve nesih yazıları (Bakkal Arif Efendi'den meşk edilmiştir)
- Ta'lik yazısı (Karinabadlı Hasan Hüsnü Efendi'den öğrenilmiştir)
- Celi sülüs ve celi ta'lik (Sami Efendi'den incelikleri öğrenilmiştir)
- Siyâkat yazısı (Refik Bey ve Hüsâmeddin Efendi'den tahsil edilmiştir)
- Ebru sanatı (Şeyh Edhem Efendi'den öğrenilmiştir)
Hızlı Kalemden Tasavvuf ve Yazı Hocalığına
Hattat Aziz Efendi, sadece kamış kalemiyle değil, devlet kademelerindeki görevleriyle de çok yönlü bir portre çizmiştir. Memuriyet hayatına 1895 yılında adım atan sanatçı, mesleki kariyerini sürdürürken Şehri Ahmed Efendi'den ilmiye icazeti alarak dini ilimlerde de derinleşti. Aynı dönemde Özbekler Tekkesi Şeyhi Edhem Efendi'den ebru yapımının inceliklerini öğrendi. Yazı yazmadaki hızı ve ustalığı nedeniyle çevresinde kısa sürede “seriü'l-kalem” unvanıyla tanınan bir sanatçı haline geldi. Eserlerinin altına önceleri “Abdülaziz Eyyubî” ve “Aziz” imzalarını atarken, ilerleyen yıllarda “Şeyh Mehmed Abdülaziz er-Rifâî” imzasını tercih etti.
Sanatçı kimliğinin yanı sıra eğitime büyük önem veren usta, Medresetü'l-kudât ve Mahmudiye Rüşdiyesi gibi önemli kurumlarda yazı hocalığı yaptı. Genç zihinlere estetik bilincini aşıladı. Bu yoğun temponun içinde tasavvuf dünyasıyla da bağlarını gürçlendirdi. Ümm-i Kenân Dergâhı Şeyhi Kenan Rifai'ye intisap eden Aziz Efendi, 1910 yılında bu dergâhtan hilâfet aldı. Ruh dünyasındaki bu olgunlaşma, onun hat sanatına bakış açısını daha da derinleştirdi.
Mısır Yılları: Kahire'de Türk Ekolünün Doğuşu ve Mirası
Hattat Aziz Efendi'nin yaşamındaki en büyük dönüm noktası, Mısır Meliki I. Fuad'ın davetiyle gerçekleşti. Hükümdar adına görkemli bir Kur'an-ı Kerim yazması amacıyla 1922 yılında resmi izinle Kahire'ye davet edildi. Büyük bir adanmışlıkla çalışan sanatçı, “Melik Fuad nüshası” adıyla bilinen Mushaf-ı Şerîf'i yalnızca altı ay gibi kısa bir sürede tamamladı. Bu eşsiz eserin tezhip süreci için Mısır'daki kalış süresi altı ay daha uzatıldı. Günümüzde bu kıymetli el yazması, Kahire İslam Eserleri Müzesi bünyesinde büyük bir titizlikle muhafaza edilmektedir.
Ortaya koyduğu bu olağanüstü performansın ardından Melik I. Fuad, Mısır'da unutulmaya yüz tutan yazı sanatını canlandırmak istedi. Bunun üzerine Aziz Efendi'ye Kahire'de bir hat mektebi açma teklifinde bulundu. Teklifi memnuniyetle kabul eden usta, ailesini de yanına alarak Mısır'a yerleşti. Şeyh Salih Erkek Medresesi'nde yepyeni bir hat okulu kurarak işe başladı. Kısa sürede hem bu yeni okulun hem de daha önce Halilağa Medresesi bünyesinde kurulan Medresetü Tahsîni'l-Hutûti'l-melekiyye'nin yöneticiliğini üstlendi. Onun idaresindeki bu eğitim kurumları, Türk hat üslubunun tüm dünyaya yayılmasında tarihi bir köprü vazifesi gördü.
Mısır'daki başarılı çalışmalarının ardından 1933 yılında emekliliğini talep ederek çok sevdiği vatanına geri döndü. İstanbul'a yerleşen usta sanatçı, Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle "Aktuğ" soyadını aldı. Ömrünü harflere estetik katmaya adayan bu ulu çınar, 6 Ağustos 1934 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Ebedi istirahatgahı olan Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi. Ardında bıraktığı yüzlerce eser ve yetiştirdiği seçkin öğrenciler, onun adını sonsuza dek yaşatmaya devam etmektedir.