Hasan Tahsin Uzer, hem Osmanlı İmparatorluğu'nun fırtınalı son yıllarında hem de genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde çok kritik roller üstlenmiş seçkin bir devlet adamıdır. 1878 yılında Selanik'te başlayan yaşam serüveni, çocukluk arkadaşı Mustafa Kemal Atatürk ile kesişen yolları, kıdemli valilik vazifeleri, meclis kürsüleri ve Malta sürgünüyle adeta yakın tarihimizin bir özeti niteliğindedir. Kariyeri boyunca liyakati ve halkla kurduğu doğrudan bağ ile öne çıkan tecrübeli idareci, her iki dönemde de üstlendiği zorlu görevlerle memleketine üstün hizmetlerde bulunmuştur. Ömrünü kamu yararına adayan dürüst yönetim anlayışıyla adından söz ettirmiştir. Kendisi geride derin bir bürokratik miras bırakmıştır.
Selanik'ten Mülkiye'ye İlk İdari Adımlar
Kökenleri Arnavutların en saygın soylu ailelerinden Kastrioti'lere dayanan ve ünlü Arnavut İskender Bey'in (Scanderbeg) son kuşak torunu olan Hasan Tahsin, Selanik topraklarında Arnavut Hacı İbrahim Ağa ile Hatice Hanım'ın evladı olarak dünyaya gözlerini açtı. İlk ve orta öğreniminin ardından idari bilimler alanında en prestijli okul kabul edilen Mülkiye'ye kaydoldu. Buradan 1897 yılında başarıyla mezun oldu. İlk görev yeri Pürsıçan Bucak Müdürlüğü oldu. İlerleyen süreçte Çiç ve Alnus Bucak Müdürlüğü görevlerini de büyük bir titizlikle yürüterek tecrübesini artırdı. Taşra teşkilatındaki üstün gayretleri neticesinde 1902 yılından itibaren sırasıyla Razlık, Gevgili, Florina ve Kesendire ilçelerinde kaymakamlık makamında bulundu.
Cihan Harbi Yılları ve Stratejik Valilikler
Bürokraside basamakları hızla tırmanan Hasan Tahsin, ilk valilik unvanını 1913 yılında sınır boylarındaki hassas kentlerden Van'da elde etti. İlk valilik vazifesi ona büyük tecrübe kazandırdı. Buradaki başarılı çalışmalarının ardından, yaklaşan Cihan Harbi'nin eşiğinde 1914 yılında stratejik öneme sahip Erzurum Valiliği görevine atandı. Birinci Dünya Savaşı'nın en sıcak cephe gerisi faaliyetlerini yürüttüğü Erzurum'da, ordunun lojistik ihtiyaçlarının karşılanması ve askeri düzenin korunması adına sergiledişi üstün gayretler takdir topladı. Orduya yaptığı bu hayati hizmetler vesilesiyle kendisine Altın Liyakat Muharebe Madalyası verildi. Aynı zamanda fahri üsteğmenlik ve yüzbaşılık payeleri sunuldu. Askeri idareyle kurduğu bu güçlü bağın nişanesi olarak, bir yıl sonra Harbiye Nezareti bünyesinde düzenlenen resmi bir törenle binbaşı rütbesine yükseltildi.
Tarihler 12 Eylül 1916'yı gösterdiğinde, Osmanlı Devleti'nin güney sınırlarındaki en sıcak bölgelerinden biri olan Suriye Valiliği makamına getirildi. Yaklaşık iki yıl süren bu zorlu görevden 10 Haziran 1918 tarihinde istifa etti. Her ne kadar 21 Eylül 1918'de bu önemli valiliğe yeniden atanmış olsa da bölgedeki cephelerin çökmesi ve Suriye topraklarının tamamen kaybedilmesi üzerine görevine başlayamadı. Bu gelişmenin neticesinde 30 Ekim 1918 tarihinde Ege'nin kalbi sayılan Aydın Valiliği görevine tayin edildi. İzmir merkezli bu idareciliği esnasında, savaş mağlubiyetinin getirdiği derin kaos ortamında felç olan devlet çarklarını yeniden döndürmek için kolları sıvadı. Rüşvete karşı amansız bir savaş açtı. Devlet dairelerinin kapılarını vatandaşa sonuna kadar açarak halkçı bir yönetim modeli sergiledi.
Malta Sürgünü, Meclis Kürsüleri ve Son Yılları
Ulusal kurtuluş fikrinin olgunlaştığı bu dönemde 19 Ocak 1919'da İzmir Mebusu olarak Osmanlı Meclisi Mebusanı'na katılan Hasan Tahsin, meclisin önde gelen isimlerinden biri oldu. Fakat 16 Mart 1920'de başkentin işgal edilmesiyle birlikte Osmanlı Parlamentosu kapatıldı. Kendisi diğer vatansever mebuslarla birlikte tutuklanarak Malta adasına sürgün edildi. Sürgün günlerinde anılarını kaleme aldı. Akdeniz'in bu uzak adasında geçirdişi zorlu günlerde, o güne dek yaşadığı tarihi hadiseleri, çekilen sıkıntıları ve gözlemlerini titizlikle kağıda döktü. Sürgün hayatının sona ermesiyle birlikte Anadolu'daki milli mücadele saflarına katılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yasama görevine geri döndü. Farklı dönemlerde halkın temsilcisi olarak parlamentoda şu illeri temsil etti:
- Birinci Dönem İzmir Milletvekilliği,
- İkinci Dönem (Ara Seçim) Ardahan Milletvekilliği,
- Üçüncü ve Beşinci Dönem Erzurum Milletvekilliği,
- Dördüncü Dönem Konya Milletvekilliği.
Cumhuriyetin ilanının ardından devlet yapısının şekillenmesinde aktif rol oynamayı sürdüren tecrübeli bürokrata, 10 Aralık 1934'te çıkan Soyadı Kanunu kapsamında bizzat Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından Uzer soyadı armağan edildi. İdari tecrübesinden en üst düzeyde faydalanılmak istenen devlet adamı, 6 Eylül 1935'te Üçüncü Umumî Müfettişlik gibi geniş yetkiler barındıran son derece mühim bir bölgesel göreve getirildi. Bu görev nedeniyle 8 Ekim 1935'te Erzurum milletvekilliği vazifesinden feragat etmek durumunda kaldı. İdari kariyerinin yanı sıra halk arasındaki anlatılarda da yer alan devlet adamının, 1930 senesinde Giresun iline bağlı Görele ilçesindeki şehir mezarlığının yıkılması işlemlerine katıldığına dair halk arasında söylentiler mevcuttur.
3 Kasım 1939 tarihine gelindiğinde, uzun yılların getirdiği yorgunluk ve ağırlaşan sağlık problemleri nedeniyle bu şerefli görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Görevini bıraktıktan yalnızca birkaç ay sonra, 3 Aralık 1939 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Onun vefatı bürokrasi camiasında derin üzüntü yarattı. Malta sürgünündeyken kaleme aldığı paha biçilemez tarihi hatıraları, daha sonraki yıllarda İmar ve İskân Bakanlığı gibi önemli bir makamda da bulunacak olan oğlu İbrahim Celalettin Uzer tarafından derlenip kitap haline getirilmiştir. Türk Tarih Kurumu tarafından basılarak tarih severlerle buluşturulan "Makedonya Eşkiyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi" adlı bu kıymetli eser; o dönemde işlenen vahim hataları, çekilen büyük acıları ve vatan kurtuluşu uğruna feda edilen canları birinci ağızdan tarihin hafızasına nakşetmektedir.
