Hasan Tahsin, 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir Kordonboyu'nda İtilaf devletlerinin desteğiyle karaya çıkan Yunan işgal askerlerine ilk kurşunu sıkarak Türk ulusal direnişini başlatan, kalemiyle ve cesaretiyle tarihe adını yazdırmış efsanevi bir gazetecidir. Asıl adı Osman Nevres olan kahraman aydın, 1888 yılında Selanik'te Recep Bey'in oğlu olarak doğmuş ve genç ömrünü vatanının bağımsızlığına adamıştır. Eğitimli bir yazar olarak emperyalizme karşı yürüttüğü mücadeleyi 31 yaşında İzmir'de canıyla taçlandıran Tahsin, Anadolu'daki kurtuluş müjdesinin ilk sesidir. Karanlığa karşı sıkılan o ilk kurşun, tüm yurdu ayağa kaldıracak büyük bir uyanışın başlangıcı olmuştur.
Selanik'ten Paris'e Uzanan Entelektüel Yolculuk
Küçük yaşlarda başladığı eğitim hayatında başarısıyla öne çıkan Osman Nevres, İlkokul eğitimine dönemin yenilikçi kurumlarından olan Şemsi Efendi Okulu'nda adım atmıştır. Ardından eğitimini sürdürdüğü Selanik Feyziye Mektebi'nden başarıyla mezun olarak parlak geleceğinin temellerini inşa etmiştir. Zekası ve vatanseverliğiyle dikkat çeken genç, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin sağladığı bursla Fransa'ya gitmeye hak kazanmıştır. Paris'teki ünlü Sorbonne Üniversitesi bünyesinde yer alan Siyasal Bilimler Akademisi'nde eğitim görüp yükseköğrenimini tamamlamıştır.
Fransa yılları onun için yalnızca akademik bir gelişim dönemi değildir. Genç aydın, Paris'te bulunduğu sırada İttihat ve Terakki Fırkası ile Osmanlı Devleti'nin gizli servisi olan Teşkilat-ı Mahsusa kadrolarında aktif görevler üstlenmiştir. Siyasi arenadaki ilk büyük aksiyonunu ise Trablusgarp'a saldıran İtalya'ya karşı gerçekleştirmiştir. İşgali protesto etmek amacıyla Mısırlı öğrenci lideri Şeyh Dayef ile güçlerini birleştiren Nevres, Paris sokaklarında ses getiren mitingler düzenlemiştir. Bu eylemlerle sömürgeciliğe karşı özgür ülkelerin başkentinde gür bir ses yükseltmiştir.
Balkan Entrikalarına Karşı Gizli Mücadele ve Tutsaklık
Osman Nevres, 1914 yılının ilk aylarında vatan topraklarına dönerek İstanbul'a ayak basmıştır. Yurda döner dönmez imparatorluğun aleyhine Balkanlar'da yıkıcı faaliyetler yürüten İngiliz Buxton kardeşleri engellemekle görevlendirilmiştir. Bu gizli ve tehlikeli görevin sırasında kimliğini gizlemek amacıyla asıl adı yerine ilk kez Hasan Tahsin ismini kullanmaya başlamıştır. Planını titizlikle uygulayan Tahsin, Bükreş'te bir tünelde gerçekleştirdiği suikast eyleminin ardından yakalanarak on yıl hapis cezasına çaptırılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı'nın seyri onun kaderini bir kez daha şekillendirmiştir. Romanya'nın başkenti Bükreş, müttefik Alman kuvvetleri ve Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilince serbest kalmıştır. İki yıllık esaretin ardından 1916'da ülkesine dönen vatansever gazeteci, yakalandığı amansız verem hastalığının tedavisi için İsviçre'ye yollanmıştır. Bu zorlu dönemde, istihbarat takibinden ve tanınmaktan kaçınmak için Hasan Tahsin kimliğini kalıcı olarak benimsemiştir.
Sağlık arayışının ardından 1918 yılında Ege'nin incisi İzmir'e yerleşen Tahsin, hayatına yeni bir yön vermiştir. Burada ticarı amaçlı Hatıra adında bir şirket kurmuştur. Aynı dönemde Sudiye Hanım ile gizlice hayatını birleştiren yazarın, bu evlilikten Mehmet Kemal adını verdikleri bir erkek çocuğu dünyaya gelmiştir. Bu sırada basın dünyasına da hızlı bir dönüş yapmıştır.
Hukuk-u Beşer ve Milli Direnişin Uyanışı
Gazetecilik mesleğine tutkuyla bağlı olan Hasan Tahsin, Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti'nin yayın organı niteliğindeki Hukuk-u Beşer (İnsan Hakları) Gazetesi'nde başyazarlık yapmaya başlamıştır. Yazılarında Vatanperver Hasan Tahsin imzasını kullanarak halkı bağımsızlık için cesaretlendirmiştir. İzmir'in Yunan askerlerine teslim edilmesini önlemek amacıyla vatansever İzmirliler tarafından Redd-i İlhak Heyeti Milliyesi adıyla bir cemiyet kurulmuştur.
İşgal gemilerinin körfezde demirlediği, 14 Mayıs'ı 15 Mayıs'a bağlayan o karanlık gecede, binlerce İzmirli endişeyle Maşatlık Meydanı'nda toplanmıştır. Kalabalığa hitap eden Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa ile birlikte kürsüye çıkan gazeteci Hasan Tahsin, yürekleri tutuşturan tarihi bir konuşma gerçekleştirmiştir. Konuşmasındaki kararlılıkla zihinlere kazınan o meşhur cümleyi sarf etmiştir: "Burayı Yunan'a vermeyeceğiz. Vermek isteyen kuvvetle paylaşacak kozumuz var!" Gece boyunca dağıtılan bildirilerde, halk topyekun başkaldırıya çağrılmıştır.
Kordonboyu'nda Sıkılan İlk Kurşun ve Ölümsüzlük
Sabah saatleri 07:30'u gösterdiğinde Kordonboyu'nda koyu renkli takım elbisesiyle bekleyen yazar, Pasaport Limanı'na Yunan gemilerinden asker çıkarılışını izlemiştir. Rumların coşkuyla karşıladığı askerlerin şehre doğru yürüyüşe geçmesi üzerine kalabalığı yaran Hasan Tahsin, gür sesiyle feryat etmiştir: "Olamaz, olamaz! Böyle ellerini sallaya sallaya giremezler!" Bu sözlerin ardından tabancasını çekip ateş açarak Yunan Efsun Alayı askerlerinden Basile Delaris ve Jorj Papakostos'u yere sermıştir.
Bu cürretkar saldırı sonrasında Yunan askerlerinin süngü darbeleriyle 31 yaşında şehit edilen kahramanın bedenı Saat Kulesi'nin altında bulunmuştur. O sabah İzmir'de patlayan tek bir mermi, Anadolu'da Aydın, Denizli ve Balıkesir'de İstiklal mücadelesinin kıvılcımı olmuştur. Demirci Efe, haberi alınca heyecanla yerinden fırlayarak milli direnişi üstlendiklerini ilan etmiştir. Hasan Tahsin'in bu büyük mirasını yaşatmak adına, 1973 yılında Konak Meydanı'nda belediye binası yanına bir elinde bayrak, diğer elinde tabancasıyla yükselen anıtı dikilmiştir.
