Hamiyet Yüceses, 20 Haziran 1916'da İstanbul'da dünyaya geldi. Marpuç tüccarı Halil Efendi'nin ve Kadriye Hanım'ın kızı olan Hamiyet, Haseki'deki Hacı Kadın İlkokulu'nda öğrenciyken sesinin gücüyle çevresinin dikkatini çekmeye başladı. Hafız Burhan'a derin bir hayranlık besleyen küçük Hamiyet, henüz 11 yaşındayken babasının işlerinin bozulması üzerine Burhaniye'de ilk profesyonel sahnesine çıktı; bu 1927 yılıydı ve müzikle kısalan bir ömrün resmi başlangıcıydı.
Anadolu'dan İstanbul Sahnelerine
Küçük yaşta başlayan sahne deneyimi onu önce Anadolu'nun dört bir yanına taşıdı. Gaziantep'te uzun süre kalan ve şöhreti İstanbul'a kadar yayılan genç sanatçı, 1932'nin başında Beyoğlu Londra Birahanesi'nde Safiye Ayla Targan'ın kadrosuna katıldı. Aynı yıl içinde Selahattin Pınar, Sadettin Kaynak, Yesari Asım Arsoy, Mısırlı İbrahim ve Bimen Şen'den özel dersler alan Hamiyet Yüceses, Temmuz 1932'de Kadıköy Mısırlıoğlu Bahçesi'nde düzenlenen yarışmada Türkiye Ses Kraliçesi unvanını kazandı.
1933'te eski İstanbul Radyosu'nun kapıları ona açıldı. Sahibinin Sesi, Columbia ve Odeon gibi dönemin önde gelen plak firmalarına kayıtlar yaptı. 1934'te Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte Sadettin Kaynak ve Selahattin Pınar'ın ısrarıyla Yüceses soyadını benimsedi — ve bu soyad onun için biçilmiş kaftan oldu. Kaynak, Hamiyet'in sesine özel besteler yarattı: O Dudaklar, Yasemen ve Kirpiklerinin Gölgesi o dönem plak satış rekorları kırdı.
Acı Yıllar ve Sahnedeki Direnç
1940'ta deniz astsubayı Fethi Yüceses ile evlendi; bu birliktelikten Hasan adında bir oğlu dünyaya geldi. Ancak mutluluk kısa sürdü: 14 Temmuz 1942'de eşi, denizcilik tarihine Atılay faciası olarak geçen denizaltı kazasında hayatını kaybetti. Bu derin yasın izleri sahnede de yankısını buldu; o dönem seslendirdiği Gitti de Gelmeyiverdi şarkısı yürek yakan bir âbideye dönüştü.
Şöhretine şöhret katan eser ise Abdülhak Hamit Tarhan'ın güftesi ve Mehmed Baha Pars'ın bestesiyle oluşan Makber'dir. Seslendirmesi son derece güç olan bu şarkı, Hamiyet Yüceses'i döneminin tartışmasız zirve seslerinden biri olarak yerleştirdi. 1944'te Kemal Mollaoğlu ile ikinci evliliğini yaptı; bu birliktelik 1955'te noktalandı.
1946'da Hacı Arif Bey'in Bakmıyor Çeşm-i Siyah şarkısını araya bir gazel ekleyerek yorumlaması büyük ilgi gördü; 1949'da Odeon'a yaptığı bu kaydın satış rakamları sonraki on yıllarda bile aşılamadı. Aynı yıllarda İstanbul Belediye Konservatuvarı Türk Müziği İcra Heyeti'nde görev aldı. 1950'de radyodan kazandığı ücreti üniversite öğrencilerine bağışladı; Hamiyet Mükafatı adıyla her yıl edebiyat ödülleri de dağıttı.
Uluslararası Sahne ve Son Yıllar
Taşlık, Maksim, Küçük Çiftlik Parkı ve Kristal Gazinosu gibi İstanbul'un efsanevi mekânlarında assolist olarak sahne aldı. Kristal Gazinosu'nda Bakmıyor Çeşm-i Siyah'ı söylerken Taksim Meydanı'nda trafiğin durduğu, dışarıdaki kalabalığın gazino müşterilerini geçtiği anlatılır. Suriye, Lübnan, Kıbrıs, İsrail, Almanya ve ABD'de konserler verdi; BBC Radyosu'nda da program yaptı.
- Efsuncu Baba, Affet Beni Allahım, Kanun Namına, Soygun, İncili Çavuş, Mahallenin Namusu ve Saz Ve Caz filmlerinde de sesini ve yüzünü perdede gösterdi.
- 1956'da Cumhuriyet Gazinosu'nda sahne alırken seyirciler arasındaki tıp öğrencisi Osman Sabuncu'nun isteği üzerine şarkı okudu; bu an, 40 yıl sürecek bir evliliğin fitilini yaktı.
Hayatının son dönemlerini Datça'daki geniş bahçeli evinde geçirmeyi seçen Hamiyet Yüceses, 10 Temmuz 1996'da kalp ve solunum yetmezliği şikayetiyle hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakımda beyin kanaması geçiren sanatçı, aynı gün Muğla, Marmaris'te 80 yaşında vefat etti. Cenazesi İstanbul'a taşınarak Karaca Ahmet Mezarlığı'na defnedildi.
