Tebriz’in tarihi sokaklarında filizlenen ve İran’da Türkçe serbest nazmın öncülüğünü üstlenen Habib Sahir, edebiyat dünyasında derin izler bırakmış mütesna bir kalemdir. Gerçek adıyla Mir Habib Qavami, günümüze ulaşan kaynaklara göre 1895 ya da 1903 yılında Tebriz’in Sirxab mahallesinde dünyaya gözlerini açtı. Şiirlerinde sergilediği yenilikçi tavır, aldığı üstün eğitim ve çeviri faaliyetleriyle İran Azerbaycan’ının kültür hayatını zenginleştirdi. Hayatı boyunca sürgünlerle sınandı. İran İslam Devrimi sonrasındaki sancılı süreçte, 1985 yılında Tahran’da yaşamına trajik bir şekilde son verdi.
Tebriz’den İstanbul’a Uzanan Büyülü Şiir Yolculuğu
Eğitim hayatına Tebriz’de bulunan Serdabe üstü adı verilen geleneksel molla okulunda Arapça öğrenerek başlayan yazar, daha sonra dönemin önemli eğitim kurumlarından Madaris-i Mutamida ve Rüşdiyye okullarında ilk tahsilini büyük bir başarıyla tamamladı. Ardından adım attığı Medrese-i Mübareke-i Muhammediye lisesinde, Türk şiirinin dev ismi Muhammed Hüseyn Şehriyar ile aynı sırayı paylaştı. Bu dönemde Fransız edebiyatı öğretmeni Mirze Tagihan Rafet Tebrizi’nin etkisiyle Batı sanatına büyük bir ilgi duydu. Türkiye’de basılan Resimli Ay ve Servet-i Fünun dergilerini yakından takip ederek edebi ufkunu genişletti. Celal Sahir’in eserlerine hayran kalması, ona hayatı boyunca taşıyacağı Sahir mahlasını kazandıracaktı. Arkadaşlarıyla birlikte büyük gazete projelerine girdi. Şeyh Muhammed Hiyabani’nin öldürülmesi ve Azadistan devriminin sona ermesiyle bu yayınlar durduruldu.
Edebi Mücadele ve Unutulmaz Çeviriler
Eğitim aşkıyla yanan genç adam, Türkiye’de yüksek tahsil görmek için öğretmenlikten kazandığı paraları biriktirmeye başladı. Nihayet 1927 yılında Türkiye’ye geçti. Burada İranlı göçmenlerin eğitim aldığı Dabistane-Iraniyan okulunda iki yıl boyunca Fars dili dersleri verdi. Takvimler 1929 yılını gösterdiğinde İstanbul Üniversitesi Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne adımını atarak hayallerini gerçekleştirdi. İstanbul’da geçirdiği yıllar, onun dünya şiiriyle ve özellikle Fransız edebiyatıyla bağını tamamen sağlamlaştırdı. Bu verimli öğrenim sürecinde, Batı ve Doğu klasiklerini büyük bir titizlikle Azerbaycan Türkçesine kazandırmak için yoğun bir mesai harcadı. Şairin gerçekleştirdiği önemli çeviriler oldukça çeşitlidir.
- Charles Baudelaire’in ünlü “Düşman” şiiri
- Lamartine’in edebiyat tarihine geçen “Göl” eseri
- Sadi Şirazi’nin eşsiz “Gülistan” çalışması
- Hafız Şirazi’nin dillerden düşmeyen gazelleri
İstanbul’daki yıllarında mezuniyet tezi olarak hazırladığı “İran-Azerbaycan Doğal Coğrafyası” başlıklı kapsamlı çalışmasını, değerli hocası Sadi Bey’in yönlendirmesiyle “Azerbaycan Yurd Bilgisi” dergisinde tefrika halinde yayımlayarak akademi dünyasına sundu.
Sürgünler, Ana Dili ve Hüzünlü Veda
Türkiye’deki eğitimini 1933 yılında tamamlayarak doğduğu topraklara dönen Sahir, Tebriz’de coğrafya öğretmeni olarak göreve atandı. Tebriz’de yeni bir sayfa açmıştı. Pedagojik çalışmalarına burada da devam ederek öğrencileri için nitelikli ders kitapları kaleme aldı. Coğrafya alanındaki birikimini aktardığı “Coğrafiyeyi Hamse” eseri, Zencan Maarif Bakanlığı tarafından 1936 yılında ödüllendirildi ve hemen ardından tayini buraya çıkarıldı. Azerbaycan Milli Hükümeti kurulduğunda, ana diline olan sevdası doğrultusunda okullarda okutulacak “Ana dili” kitabını büyük bir heyecanla hazırladı. Yazılarında hiçbir zaman geri adım atmadı. Ayrıca Aydın, Ülker ve Ağ gibi mürekkep kokan farklı imzalarla basında özgürce yazılar kaleme aldı. Muhalif duruşu ve edebiyat dünyasındaki yenilikçi tavrı yüzünden hayatı boyunca çok sayıda sürgün cezasına çarptırıldı. Fikirleri ve mücadelesi sebebiyle birçok sıkıntıyla yüzleşen usta edebiyatçı, İran İslam Devrimi’nin yarattığı sarsıntılı dönemin ardından kendi yaşamına hazin bir biçimde son vererek Tahran’da bu dünyaya veda etti.
