19. yüzyılın ortalarında Osmanlı başkenti İstanbul'a adım atarak şehrin mimari çehresini kökten değiştiren ve en önemlisi Ayasofya Camii'nin tarihi restorasyonunu başarıyla yürüten Gaspare Fossati, 7 Ekim 1809 tarihinde İsviçre'nin İtalyan kantonu Ticino'ya bağlı Morcote kasabasında dünyaya gözlerini açtı. Tanzimat döneminin getirdiği modernleşme rüzgarlarını taşa ve tuğlaya işleyen İtalyan mimar, Rus Çarı I. Nikolay'ın elçilik binası inşaatı görevlendirmesiyle 1837'de geldiği İstanbul'da tam yirmi yıl boyunca kalarak imparatorluğun en görkemli anıtsal yapılarına imza attı.
Köklü Sanat Mirasından Rus Saray Mimarlığına
Gaspare Trajano Fossati, sanatsal kökleri 16. yüzyıla kadar uzanan Venedikli bir mimar, ressam ve edebiyatçı sülalesinden geliyordu. Ailenin her ferdi sanatla iç içeydi. Büyük dedesi Giorgio Domenico ünlü bir mimari tarih yayını hazırlamış, dedesi Carlo Giuseppe ise felsefe ile mimarlığı birleştirmişti. Genç Gaspare, müteahhitlik yapan babasının yanında, Venedik'te ilk ve orta öğrenimini tamamladı. Ardından 1822 ile 1827 yılları arasında Milano Brera Akademisi'nde akademik mimarlık eğitimi aldı. Mezuniyetinin ardından antik dönemi incelemek üzere Roma'ya yöneldi. Burada altı yıl boyunca Rönesans eserlerini inceledi ve Capua, Pesto, Ercolano, Pompei kazılarına katıldı. Takvimler 1833 yılını gösterdiğinde, henüz yirmi dört yaşındayken Rusya'ya göç etti. Neo-Rönesans tarzının yükselişte olduğu bu coğrafyada soylular için özel konaklar tasarladı. Yeteneği sayesinde 1836'da St. Petersburg'da saray mimarı unvanına layık görüldü. Ertesi yıl, kendisi gibi mimar olan İtalyan Luigi Rusca'nın torunu Giuseppina ile evlendi. Bu evlilik hayatının dönüm noktası oldu.
İstanbul'da Yirmi Yıl: Rus Elçiliğinden Babıali Siparişlerine
Çar I. Nikolay, Beyoğlu yangınında küle dönen elçilik binasının yerine yeni bir saray yaptırmak isteyince bu önemli görevi Fossati'ye verdi. Mimar, 20 Mayıs 1837'de İstanbul'a gelerek çalışmalara başladı ve ertesi yıl temeli atılan büyük kâgir elçilik binasının açılışını 1845'te yaptı. Batı üslubundaki bu görkemli yapı, Osmanlı devlet ricali ve Levantenler arasında o kadar büyük bir hayranlık uyandırdı ki mimara ardı ardına yeni siparişler yağdı. Tek başına yetişemeyeceğini anlayan Gaspare, kardeşi Giuseppe Fossati'yi de İstanbul'a davet ederek geniş bir kadroyla elliyi aşkın devasa projeyi hayata geçirdi. Fossati Kardeşler'in Osmanlı başkentinde inşa ettiği başlıca önemli eserler şunlardır:
- Bab-ı Seraskeri Hastanesi (Bekirağa Bölüğü olarak anılan, günümüzde İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi olan bina)
- Eminönü Limon İskelesi Karakolu ve Babıali Arz Odası düzenlemesi
- Osmanlı'nın ilk modern devlet arışivi olan Hazine-i Evrak binası
- Sultanahmet'te inşa edilen Mekteb-i Sanayi ve ilk Darülfünun binası
- Galata'daki San Pietro Kilisesi ile Hollanda Elçilik binası
Ayrıca Galatasaray'da yükselen ve 1870 yılındaki büyük yangına kadar hizmet veren meşhur Naum Tiyatrosu ile Koca Mustafa Reşid Paşa için inşa edilen Baltalimanı'ndaki sahil sarayı da onların imzasını taşmaktadır. Zaman içinde Türkçeyi de öğrenen yetenekli kardeşler, resmi yazışmalarında dönemin diplomasi dili olan Fransızcayı kullanmayı tercih etmişlerdir.
Ayasofya Restorasyonu ve Ülkesine Dönüşü
Gaspare Fossati'nin kariyerindeki en parlak zirve noktası, Sultan I. Abdülmecit tarafından 1847 yılında Ayasofya Camii'nin kapsamlı restorasyonu ile görevlendirilmesi oldu. Mimarın hayatı boyunca en gurur duyduğu projesi olan bu restorasyon sürecinde kubbeden temele kadar her nokta titizlikle elden geçirildi. Padişahın desteğiyle restorasyon sırasında çizdiği resimlerden yirmi beş adetlik dev bir albüm hazırlayarak bunu Londra'da yayımladı. Hünkar girişi düzenlemesi, hünkar mahfili, Kasr-ı Hümayun ve muvakkithane gibi eklemelerle mabede kendi sanatsal dokunuşlarını da bıraktı. Bu üstün hizmetlerin bir nişanesi olarak, iki mimar kardeş 13 Temmuz 1849'da düzenlenen görkemli bir törenle madalyalarını bizzat padişahın elinden teslim aldılar.
Osmanlı topraklarındaki son büyük eserini 1858 yılında vefat eden Sadrazam Koca Mustafa Reşid Paşa için Bayezid Camii haziresine bir türbe inşa ederek tamamlayan Gaspare, aynı yıl doğduğu topraklara döndü. Kardeşi Giuseppe de bir yıl sonra onu takip etti. İki kardeş 1862'de Milano'ya yerleşerek Duomo Meydanı ve Galleria Vittorio Emanuele II gibi devasa projelerin jürilerinde yer aldılar. 1869'da İtalyan vatandaşlığına geçtiler. Ancak Morcote ile bağları kopmadı. Lugano Gölü kıyısında inşa ettikleri evlerini ise İstanbul özlemiyle tamamen Türk tarzında dekore ettiler.
1863'te Sarayburnu sahil sarayının yandığını haber alınca Sultan Abdülaziz'e bir mektup yazarak orada yeni bir saray inşa etmeyi teklif eden Gaspare, bu arzusuna kavuşamadı. Büyük usta, 5 Eylül 1883'te doğduğu kasaba olan Morcote'de 74 yaşında hayata gözlerini yumdu. Vefatının ardından kardeşi Giuseppe, Morcote'de Doğu mimarisinden ilham alan türbe biçiminde anıtsal bir aile mezarı tasarladı. Bugün iki kardeş ve eşleri bu kubbeli anıt mezarda yan yana yatmaktadır.
