Giresun'un Görele ilçesinde 7 Ekim 1942 günü dünyaya gelen Fethi Karamahmutoğlu, ömrünü edebiyat eğitimine ve Türk sanat müziğine adamış kıymetli bir öğretmen, yazar ve bestekârdür. Babasının memuriyeti nedeniyle çocukluğunda Anadolu'nun farklı köşelerini dolaşan sanatçı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra doğup büyüdüğü topraklara öğretmen olarak dönmüştür. Hem sınıf kürsülerinde genç zihinleri aydınlatan hem de TRT çatısı altında unutulmaz eserlere can veren Karamahmutoğlu, 57 yıllık kısa ömrüne yüzlerce beste sığdırmıştır. Geride bıraktığı devasa müzik mirasıyla hafızalara kazınan usta sanatçı, 7 Ekim 1999 tarihinde vefat ederek aramızdan ayrılmıştır.
Kürsüden Stüdyoya Uzanan Sanat Yolculuğu
Fethi Karamahmutoğlu'nun hayat serüveni, 1942 sonbaharında Karadeniz'in yeşiliyle mavisinin buluştuğu Giresun Görele'de başladı. Babası Şevket Bey'in kamu görevleri dolayısıyla çocukluğu yollarda geçti. İlköğrenimine başladığı Yücel İlkokulu'nun ardından Gümüşhacıköy ve Tirebolu sokaklarında büyüdü. 1950 senesinde babasını kaybetmesi, ailesinin tekrar Görele'ye dönmesine yol açtı. Eğitim hayatına azimle sarılan genç Fethi, 1961 yılında Bandırma Lisesi'nden mezun oldu.
Yükseköğrenim için İstanbul'un yolunu tuttu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne girdi. Edebiyat dünyasının inceliklerini öğrenirken, içindeki müzik aşkı da filizlenmeye başlamıştı. Üniversite korosunun provalarında udunun tellerine dokunarak yeteneğini olgunlaştırdı. Bu dönemde sergilediği üstün performans, ona yepyeni kapılar aralayacaktı. Nitekim 1966 yılında TRT tarafından düzenlenen stajyer sanatçı sınavlarına katıldı. Zorlu elemeleri geçerek ud branşında başarı kazanan dört kişiden biri olmayı başarıdı. Bu sınavı kendisiyle beraber Teoman Önaldı, Cinuçen Tanrıkorur ve Ergin Kızılay gibi Türk müziğinin gelecekteki dev isimleri de kazanmıştı.
Genç yaşta beste çalışmalarına yönelen sanatçı, ilk yaratıcı denemelerine henüz 1960 senesinde imza atmıştı. Müzik otoritelerinin dikkatini çeken ilk resmi başarısı ise 1963 yılında gerçekleşti. Köle bestelediği 'Bu yoldur pınar yolu' isimli Hüseynî Fantezi eseri, TRT Repertuvar Kurulu tarafından onaylanarak arşivlerdeki yerini aldı.
Geleneksel Müziğin Zirvesinde Bir Ömür
1968 yılında üniversiteden mezun olan Karamahmutoğlu, TRT'deki eğitim sürecini de başarıyla tamamlamıştı. Kendisine Erzurum, Diyarbakır ve Çukurova radyolarında çalışma imkânı sunulmuştu. Ancak o, büyük şehirlerin cazibesine kapılmak yerine doğup büyüdüğü topraklara hizmet etmeyi seçti. Talebi doğrultusunda Görele Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak tayin edildi. Kendi memleketinin çocuklarına ışık olmak, onun en büyük mutluluk kaynağıydı. Bu huzurlu dönemde hayatını Halide Hanım ile birleştirdi ve bu mutlu evlilikten Handan adında bir kız ile Ömer Kürşâd isminde bir oğul dünyaya geldi.
Ne var ki 1971–1972 öğretim yılının sömestr tatilinde ansızın rahatsızlandı. Tüberküloz teşhisi konulunca tedavi amacıyla İstanbul'a gitmek zorunda kaldı. Tam 13 ay süren yıpratıcı bir tedavi sürecinin ardından taburcu oldu. Doktorlar, sağlığını koruması için en az beş yıl boyunca İstanbul ikliminde kalmasını tavsiye etti. Bu zorunlulukla Fatih Ticaret Lisesi'nde öğretmenliğe başladı. Burada kısa bir süre çalıştıktan sonra Kadıköy Kız Enstitüsü kadrosuna atandı.
Sağlık kurulunun tüm itirazlarına ve uyarılarına rağmen vatan borcunu ödemek için 1975 yılında İzmir'de askerlik vazifesini tamamladı. Askerlik dönüşü Kadıköy Kız Meslek Lisesi'nde uzun yıllar idareci öğretmen olarak görev yürüttü. Eğitime katkısı sadece sınıflarla sınırlı kalmadı. Liseler için titizlikle kaleme aldığı Bizim Edebiyatımız-I, Bizim Edebiyatımız-II ve Bizim Edebiyatımız-III adlı ders kitaplarını hazırladı. Bu eserlerin tüm yayın haklarını Millî Eğitim Bakanlığı ile Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na bağışlayarak örnek bir vatanseverlik sergiledi.
Müziğe olan tutkusunu öğretmenlikle harmanlayan Karamahmutoğlu, 1981-1982 döneminde TRT İstanbul Radyosu stajyerlerine edebiyat dersleri verdi. Sanat çalışmalarını daha profesyonel bir zeminde sürdürmek amacıyla 1985 yılında TRT'ye resmen geri döndü. İstanbul Radyosu'nda Türk Sanat Müziği Şefi olarak göreve başladı. Bilgisi ve disiplini sayesinde 1987'de Türk Müziği Şubesi Müdürlüğü makamına yükseldi. 1994 yılından itibaren ise kurumda uzman ve danışman sıfatıyla hizmet vermeye devam etti.
Klasik Müziğin Zirvesi ve 'Hiçbir Şeyde Gözüm Yok' Şarkısı
Fethi Karamahmutoğlu, geleneksel müziğimizin teorik yapısına derin bir ilgi duyuyordu. Keman, ud ve rebap gibi enstrümanları büyük bir ustalıkla icra etmesinin yanı sıra resim ve şiir sanatlarında da yetenekliydi. Sadece şarkı formuna sıkışıp kalmadı; saz semaisi, peşrev, kâr, yürük semai ve ağır semai gibi klasik formlarda eserler üretti. Hatta 20. yüzyılda unutulmaya yüz tutan 'Takım' besteleme geleneğini sürdüren ender şahsiyetlerden biri oldu. Sanatçının bu alandaki eşsiz birikimi, TRT repertuvarında Alaeddin Yavaşca'nın ardından 377 adet beste ile ikinci sıraya yerleşmesini sağladı.
Usta bestekârın geniş kitleler tarafından en çok sevilen ve ezbere bilinen eseri, sözü ve müziği kendisine ait olan Hicaz makamındaki 'Hiçbir şeyde gözüm yok' adlı şarkısıdır. 1988 yılında 'Yılın Şarkısı' ödülüne layık görülen bu ölümsüz eserin dizeleri, dinleyicinin kalbine dokunmayı başarmıştır:
Hiçbir şeyde gözüm yok, sen yanımda ol yeter,
Kapkaranlık odama mehtap gibi doğ yeter.
Yağmur vururken cama, dalarken gece gama,
Özleyen kollarıma usulca sokul yeter.
Eserlerinin güftelerini çoğunlukla kendi yazan sanatçı, müzikal teorilerini ve edebi yazılarını çeşitli mecralarda yayımladı. Sanatçının kaleme aldığı incelemeler, şiirler ve denemeler şu yayınlarda okuyucuyla buluştu:
- Güneş Gazetesi (1976)
- Müzik ve Sanat (1977-1979)
- Size (1979)
- Mızrap (1982-1999)
Fethi Karamahmutoğlu, 1980 yılında yayımladığı Bizim Edebiyatımız ve Bizim Geleneksel Müziğimiz isimli kitaplarıyla birikimini kalıcı hale getirdi. Ömrünün son yıllarında tüm bestelerini bilgisayar ortamında notaya almak için yoğun bir çaba sarf ettiyse de bu projeyi tamamlamaya ömrü vefa etmedi. Değerli müzik adamı, tam da doğum gününe denk gelen 7 Ekim 1999 tarihinde, 57 yaşındayken İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Arkasında Türk kültür hayatına yön veren zengin bir edebi ve müzikal külliyat bıraktı.
