Türkiye'de iç hastalıkları ve tıp eğitimi alanında adından sıkça söz ettiren Ordinaryüs Profesör Doktor Ekrem Şerif Egeli, ülkenin sağlık tarihine yön veren en önemli tıp insanlarından biridir. 1901 yılının Aralık ayında Balıkesir'in Bandırma ilçesinde dünyaya gelen Egeli, hem hekim hem de akademisyen kimliğiyle genç Türkiye Cumhuriyeti'nin tıp alanındaki modernleşme hamlelerinde başat rol oynamıştır. İstanbul Sultanisi'nden mezun olduktan sonra Darülfünun Tıp Fakültesi'ni bitiren Egeli, ömrünü hastalarına şifa dağıtmaya ve yeni hekimler yetiştirmeye adamış, 9 Ağustos 1980 tarihinde ise İstanbul'da vefat etmiştir. Onun tıp dünyasına kazandırdığı yenilikçi yöntemler ve akademik alanda gösterdiği üstün idari liderlik, kendisinin tıp tarihinde kalıcı bir yer edinmesini sağlamıştır.
Darülfünun'dan Gülhane'ye Uzanan Eğitim ve Uzmanlık Yılları
Geleceğin büyük hekimi Ekrem Şerif Egeli, lise eğitimini 1917 yılında İstanbul Sultanisi'nde tamamlayarak yükseköğrenime adım atmaya hak kazandı. Dönemin en prestijli eğitim kurumlarından biri olan Darülfünun Tıp Fakültesi'ne giren Egeli, tıp eğitimini büyük bir başarıyla sürdürdü. Zorlu eğitim sürecinin ardından 1922 yılında tıp fakültesinden mezun olarak hekimlik diplomasını eline aldı. Mezuniyet sonrasında mesleki tecrübesini artırmak amacıyla Gülhane Hastanesi bünyesine katıldı. Burada hem asistanlık hem de uzmanlık eğitimlerini tamamlayarak iç hastalıkları alanında derinlemesine bir uzmanlık kazandı. Gülhane Hastanesi'ndeki yoğun ve disiplinli pratik çalışmalar, Egeli'nin tıp alanındaki teşhis ve tedavi yeteneklerini en üst seviyeye taşıdı. Buradaki başarılarının ardından Ankara Merkez Hastanesi bünyesinde görevlendirilen Egeli, hastanenin dahiliye şefliği pozisyonuna getirilerek başkent Ankara'da uzun yıllar boyunca hastalarına hizmet verdi ve önemli bir klinik deneyim biriktirdi.
Türkiye'de Tıbbi İlkler: Gastroskopi ve Karaciğer Ponksiyonu
Ekrem Şerif Egeli, sadece standart bir hekimlik pratiğiyle yetinmeyip tıp biliminin sınırlarını genişletmeyi hedefleyen vizyoner bir araştırmacıydı. Türkiye'de o dönemde bilinmeyen ya da uygulanmayan modern tanı yöntemlerini ülkeye getirmek için yoğun çaba harcadı. Bu çabaların en somut meyvelerinden biri 1934 yılında alındı. Egeli, 1934 senesinde Türkiye'de ilk kez gastroskopi prosedürünü uygulayan hekim unvanını alarak mide rahatsızlıklarının teşhisinde yeni bir dönem başlattı. Gastroskopi ile elde ettiği başarılar, onun yenilikçi tıp yöntemlerine olan inancını daha da pekiştirdi. Ayrıca bu uygulamanın beş sene sonra, takvimler 1939 yılını gösterdiğinde ise Türkiye'de yine bir ilki gerçekleştirdi. Karaciğer hastalıklarının tanı ve takibinde hayati bir önem taşıyan karaciğer ponksiyonu prosedürünü ülkemizde ilk kez uygulayarak tıp tarihine geçti. Bu iki devrimsel uygulama sayesinde, o yılların kısıtlı tıbbi imkanları altında hastaların doğru teşhis alması ve tedavi edilmesi büyük ölçüde kolaylaştı.
Akademik Yükseliş, İdari Başarılar ve 147'ler Olayı
Egeli'nin tıp dünyasındaki bu üstün pratik başarıları, akademik kariyerine de doğrudan yansıdı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde iç hastalıkları doçenti olarak göreve başladı. Bilimsel çalışmaları ve öğrencilere aktardığı bilgiler sayesinde doçentlikten profesörlüğe yükseltildi. Akademik liyakati ve tıp dünyasına katkıları neticesinde en yüksek akademik unvan olan ordinaryüs profesörlüğe layık görüldü. Eğitim kurumundaki etkinliği sadece ders vermekle sınırlı kalmadı; aynı zamanda tıp fakültesinin dekanlığı görevini üstlenerek idari sürecleri yönetti. Ülke genelinde sağlık politikalarının oluşturulduğu Yüksek Sağlık Şûrası üyeliğine seçilerek ulusal düzeyde kararlara ortak oldu. Egeli'nin idari kariyeri, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü görevine getirilmesiyle zirve noktasına ulaştı. Ancak bu parlak akademik hayat, Türkiye'nin içinden geçtiği siyasi fırtınalardan etkilendi. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından iş başına gelen askeri yönetim, üniversitelerde geniş çaplı bir tasfiye hareketi başlattı. Ekim 1960 tarihinde yürürlüğe konan kararla, üniversitelerden ihraç edilen ve kamuoyunda '147'ler' olarak adlandırılan akademisyenler arasında Ekrem Şerif Egeli de bulunuyordu. Bu tasfiye kararı, Egeli'nin uzun yıllar emek verdiği üniversitesinden ve çok sevdiği öğrencilerinden zorunlu olarak uzaklaşmasına neden oldu.
Tıp Literatürüne Bırakılan Kalıcı Miras
Egeli, sadece uyguladığı ameliyatlar ve yaptığı derslerle değil, aynı zamanda kaleme aldığı bilimsel eserlerle de adını ölümsüzleştirdi. 1948 yılında yayımladığı Kalp ve Damar Hastalıkları isimli yapıtı, kardiyoloji alanında dönemin en önemli başvuru kaynaklarından biri haline geldi. Mesleki tecrübelerini, hastalar üzerindeki gözlemlerini ve klinik çalışmalarını paylaştığı 1957 tarihli Klinikten Notlar adlı eseri ise tıp öğrencileri ile genç hekimler için yol gösterici nitelikteydi. Akademik kariyeri boyunca bilimsel etik ve disiplinden ödün vermeyen değerli bilim insanı, 9 Ağustos 1980 tarihinde İstanbul'da yaşamını yitirdi. Geride bıraktığı öncü tedavi yöntemleri, akademik başarılar ve binlerce tıp öğrencisiyle Ekrem Şerif Egeli, Türk tıp tarihindeki saygın yerini korumaya devam etmektedir.