Fransız tiyatro yazarı ve efsanevi silahşör Hercule-Savinien de Cyrano de Bergerac, 6 Mart 1619 tarihinde Fransa'nın başkenti Paris'te doğmuş ve 17. yüzyılın en sıra dışı, en cesur figürlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Albay Solomon Bergerac'ın oğlu olan bu cesur kalem, monarşiye karşı duruşu ve özgürlükçü fikirleriyle tanınan çok yönlü bir sanatçıydı. Kiliseyle kralın sanat üzerindeki mutlak baskısını şiddetle reddettiği için monarşi yanlılarının hedefi haline geldi ve nihayetinde sarayın casusları tarafından düzenlenen haince bir suikasta kurban gitti. Ömrünü sanata, kılıca ve özgürlüğe adayan yazar, 28 Temmuz 1655 tarihinde Sannois'da hayata gözlerini yumdu.
Kılıç ve Kalem Arasında Bir Yaşam
Renkli ve maceralarla dolu bir gençlik döneminin ardından Cyrano de Bergerac, askeri birliklere katılarak muhafız alayında görev aldı. Savaş meydanlarındaki cesaretiyle adından söz ettiren genç asker, 1640 yılındaki meşhur Arras kuşatması sırasında ciddi şekilde yaralandı. Arras kuşatmasında aldığı ağır yaraların ardından aktif askeri kariyerini sonlandırma kararı alan Bergerac, yönünü tamamen felsefeye ve bilime çevirerek Pierre Gassendi gibi büyük bir düşünürle çalışma fırsatı buldu. Gençlik yıllarında yaşadığı maceralar ve hareketli yaşam tarzı, onun karakterinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Gassendi'den aldığı eğitim, onun felsefi derinliğini artırırken, düellolardaki başarısı da silahşörlükteki ününü pekiştirdi. Onun öğrencilik yılları sadece bilimle değil, aynı zamanda sayısız düello ve tutkulu gönül maceralarıyla da oldukça hareketli geçti. Kendine has tarzıyla çevresindekileri etkileyen yazar, hem usta bir silahşör hem de keskin zekalı bir düşünür olarak nam saldı. Fiziksel görünümünden ziyade güçlü şahsiyetiyle öne çıkan bu karakter, çirkinliğini asil duruşuyla örtmeyi bildi. O, derin çelişkilerin ve zıtlıkların insanıydı. Savaşta cesur, aşkta ise utangaçtı. Kuzenine olan hislerini asla açamadı. Bunun sebebi burnunun büyüklüğüydü. Kuzeni Roxane'a beslediği büyük aşkı, yüzündeki bu belirgin kusurun yarattığı derin kompleks yüzünden kalbine gömmek zorunda kaldı. Kendi taklidini yapan bir maymunu kılıçtan geçirecek kadar fevri, yüz kişiye tek başına meydan okuyacak kadar da yürekliydi.
Molière'e İlham Veren Eserleri
Bergerac, kaleme aldığı etkileyici tragedyalar, eğlenceli komedyalar ve nükteli hicivlerle dönemin edebi sınırlarını zorlamayı bildi. Yaratıcı tarzı ve keskin dili, ünlü komedya yazarı Molière başta olmak üzere pek çok Fransız edebiyatçısına ilham kaynağı oldu. Özellikle dini ve siyasi otoritelere boyun eğmeyen kimliği, eserlerinde de kendini açıkça hissettirdi. Yazarın edebiyat dünyasına kazandırdığı ve günümüze kadar ulaşan önemli eserleri şunlardır:
- La Mort d'Agrippine (1654): Yazarın trajik üslubunu ortaya koyan ve Agrippine'nin Ölümü adıyla bilinen ünlü tiyatro oyunudur.
- Le Pedant joue (1654): Molière gibi ustalara ilham veren, Bir Bilgiçin Taklidi adını taşıyan eğlenceli komedya eseridir.
- Histoire comique des etats et empires de la lune (1656): Ay Devletlerinin ve İmparatorluklarının Komik Tarihi adını taşıyan fantastik romandır.
- Histoire comique des etats et empires du soleil (1622): Güneş Devletlerinin ve İmparatorluklarının Komik Tarihi başlığıyla yayımlanmış öncü bir edebi çalışmadır.
Gerçek Bir Efsanenin Tiyatro Sahnesine Dönüşü
Günümüzde Cyrano de Bergerac dendiğinde akıllara gelen portre, onun gerçek hayat hikayesinden çok, Edmond Rostand tarafından 1897 yılında kaleme alınan ve dünya çapında büyük bir üne kavuşan tiyatro oyunundaki kurgusal karakterdir. Oyundaki Cyrano, kılıcının gücü kadar hitabet yeteneği, şiirsel konuşması ve ayrıca devasa burnuyla hafızalara kazındı. Kılıcının gücü ve dillere destan hitabet yeteneğiyle öne çıkan bu efsanevi kahraman, Sabri Esat Siyavuşgil'in 1942 yılındaki titiz çevirisi sayesinde Türk tiyatro seyircisinin de kalbini fethetmeyi başarmıştır. Onun hayat hikayesinden esinlenilerek yaratılan bu eserler, gerçek Cyrano'nun mirasını gölgede bıraksa da adının yüzyıllar boyunca yaşamasını sağladı. Fransız edebiyatının bu dik başlı ve cesur kalemi, geride bıraktığı eserler ve kurgusal kahramanıyla dünya kültür mirasının unutulmaz parçası oldu. Onun trajik ölümü, ardında hem eşsiz edebi yapıtlar hem de yüzyıllar boyunca sahnelerde yaşayacak ölümsüz bir kahraman bıraktı.
