Osmanlı ve Türkiye tarihinin en çalkantılı dönemlerinde askeri ve siyasi rolleriyle öne çıkan Miralay Cibranlı Halid Bey, 1882 yılında Muş'un Varto ilçesinde doğdu. Kürt aşiret yapısının içinden yetişen bu genç subay, Osmanlı ordusunda gösterdiği askeri başarıların ardından yaşamının son dönemini Kürt bağımsızlık müadelelerine adadı. Cibranlı Halid Bey, 14 Nisan 1925 tarihinde Bitlis'te kurşuna dizilerek idam edildi. Bu tarihi aktörün yaşam öyküsü, imparatorluğun çöküşünden yeni cumhuriyetin kuruluşuna uzanan süreci yansıtmaktadır.
Aşiret Mektebinden Harp Okuluna Uzanan Eğitim Yılları
Halid Bey, Muş bölgesinin nüfuzlu ailelerinden Cibran aşiretinin lideri Mahmut Bey'in oğlu olarak dünyaya gelmişti. Gençlik yıllarında askeri eğitime yönelerek İstanbul'daki Aşiret Mektebi'ne kaydoldu. Buradaki eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra Harbiye Mektebi Aşiret Sınıfı'na adım attı. Erkan-ı Harp Mektebi'ne kabul edilen tek Kürt kökenli Aşiret Sınıfı öğrencisi olmayı başardı. Okulu Yaver Yüzbaşı rütbesiyle bitiren Halid Bey, vakit kaybetmeden Osmanlı ordusundaki aktif görevine atandı. İlk tayin yeri olan Filistin Cephesi, askeri yeteneklerini kanıtlayacağı ilk büyük sınav oldu.
Birinci Dünya Savaşı ve Cephe Kahramanlıkları
Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine acil olarak memleketi Varto'ya çağrıldı. Bölgedeki nüfuzunu kullanan subay, kendi aşireti olan Cibranın mensuplarından oluşan dört hafif süvari alayı kurdu. Bu yerel birliklerin komutasını üstlenerek Doğu Anadolu'da ilerleyen Rus ordusuna karşı müadeleye girişti. Özellikle Cemé Zoro ile Arpa Deresi mevkileri arasındaki çatışmalarda askeri dehasını sergiledi. Rus birliklerine karşı gösterdiği bu üstün savunma ve taarruz stratejileri, onun askeri çevrelerde "Ruslara kök söktüren subay" olarak ün kazanmasını sağladı. Cephedeki bu kahramanca müadelesi, miralaylık rütbesine yükseltilmesini sağladı.
Diplomatik Girişimler ve Siyasi Arayışlar
Savaşın sona ermesiyle birlikte Miralay Halid Bey, askeri üniformasını geride bırakarak tekrar Varto'ya yerleşti. Bu dönemde Kürtlerin bağımsızlığı için siyasi çalışmalara ağırlık vermeye karar verdi. Bölgedeki Kürt aşiretleri arasında birliği sağlamak amacıyla adımlar attı. Alevi ve Sünni Kürt topluluklarını ortak bir paydada buluşturmak için Tunceli ve Varto bölgelerinde kapsamlı aşiret toplantıları düzenledi. Bu birleştirici siyasi hamleleri, Ankara Hükûmeti'nin dikkatini çekti ve taraflar arasındaki ilişklerin gerilmesine yol açtı. Ankara Hükûmeti, Halid Bey'in bu faaliyetlerinden duyduğu rahatsızlık sebebiyle 1920 yılında askeri rütbesini dondurma kararı aldı. Tecrübeli albay, Erzurum Garnizonu bünyesinde pasif bir göreve atanarak etkisizleştirilmeye çalışıldı.
Ancak Halid Bey, askeri görevinden pasifize edilmesine rağmen siyasi ve diplomatik müadeleden geri adım atmadı. 1919 yılında, Kürt delege sıfatıyla Paris Barış Konferansı'nda Şerif Paşa ile birlikte diplomatik temaslarda bulunmuştu. Bu diplomatik sürecin parçası olarak, 1 Mart 1920 tarihinde konferansa sınırları belirlenmiş bir Kürdistan haritası sundu. Ayrıca doğu topraklarının paylaşımı konusunda Ermeni temsilci Boğos Nubar Paşa ile mutabakata varmayı başardı. Sevr Antlaşması'nın sunduğu uluslararası zemin doğrultusunda, Kürt Teali Cemiyeti lideri Seyit Abdülkadir ve TBMM mebusu Yusuf Ziya Bey ile irtibat kurdu. Bu iş birliği aracılığıyla Milletler Cemiyeti'ne başvurmak istiyordu. Ne var ki, Ermenilerle doğu illerinin taksimi konusu bölgedeki bazı İslami ve Kürt çevrelerinde büyük tepkilere yol açtı. Nitekim Said Nursi gibi dönemin önemli figürleri, doğu vilayetlerinin İngiliz mandası altında veya Sevr çerçevesinde paylaşılması fikrine sert tepki gösteren yazılar kaleme aldı.
Gizli Örgütlenme ve Bitlis Divan-ı Harbi
Diplomatik yolların tıkanması üzerine Cibranlı Halid Bey, daha somut adımlar atmak üzere yeraltı faaliyetlerine yöneldi. 1920 senesinin son aylarında Erzurum'da bir araya geldiği 24 arkadaşıyla birlikte gizli Kürdistan İstiklal Komitesi'ni kurdu. Kurulan bu gizli cemiyet, başlangıçta kapalı kapılar ardında örgütlenme çalışmalara yürüttü. Ancak 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'nın ardından cemiyet, faaliyetlerini genişleterek kitlesel bir boyuta taşıdı. Doğu genelinde kapsamlı bir Kürt ayaklanmasının hazırlıklarını sürdürdükleri sırada, devlet güçleri harekete geçti. Miralay Halid Bey, 20 Aralık 1924 tarihinde Erzurum'da askeri yetkililerce tutuklanarak Bitlis'e sevk edildi.
Bitlis'te kurulan askeri mahkeme olan Divan-ı Harbi Umumi'de yargılanma süreci başladı. Bu mahkemenin tutanakları, kararları ve yargılamanın hangi hakimler tarafından yürütülğü günümüzde dahi gizliliğini korumaktadır. Mahkemenin işleyişine dair bilinen yegane ayrıntılar, dönemin Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren'in beyanatlarına dayanmaktadır. Savcı Örgeevren, devletin zamanında aldığı istihbarat ve güvenlik önlemleri sayesinde 1925 yılındaki büyük ayaklanmanın planlayıcılarının deşire edildiğini ifade etmiştir. Askeri mahkemenin verdiği karar neticesinde Cibranlı Halid Bey idama mahkûm edildi.
Tarihler 14 Nisan 1925'i gösterdiğinde, Bitlis'te hüzünlü bir infaz gerçekleştirildi. İdam kararı verilen Kürdistan İstiklal Komitesi liderleriyle birlikte kurşuna dizilen isimler şunlardır:
- Yusuf Ziya Bey (TBMM mebusu)
- Teğmen Ali Rıza Bey (Yusuf Ziya'nın kardeşi)
- Faik Bey (Yusuf Ziya'nın damadı)
- Molla Abdurrahman
Miralay Cibranlı Halid Bey'in hayatı ve trajik ölümü, o günlerden bu yana pek çok edebi esere ve tarihi araştırmaya konu oldu. Kürt siyasi tarihindeki bu önemli dönüm noktası, cumhuriyetin erken dönem politikalarının anlamak adına günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir.
