Büyük İskender, milattan önce 356 yılının 22 Temmuz günü Makedonya'nın antik başkenti Pella'da dünyaya gözlerini açtı. Genç yaşta tahta geçip, yalnızca 13 yıl gibi kısa bir sürede o dönemin bilinen dünyasının yarısını dize getiren bu efsanevi lider, askeri dehasıyla tarihin akışını sonsuza dek değiştirdi. Pers İmparatorluğu'nun devasa ordularını darmadağın eden genç komutan, Doğu ve Batı kültürlerini harmanlayarak Helenistik dönemin kapılarını araladı.
Efsanelerle Büyüyen Bir Prens
Prens İskender'in doğduğu gün, babası Kral II. Filip ardı ardına üç büyük zafer haberi almıştı. General Parmenion'un İlliryalıları mağlup etmesi, kraliyet atının Olimpiyatlar'da şampiyon olması ve eşi Olimpia'nın bir erkek bebek dünyaya getirmesi sarayda bayram havası estirdi. Kahinler, bu bebeğin gelecekte yenilgi yüzü görmeyecek bir fatih olacağını müjdelemişlerdi. Genç prens, sıradışı bir karaktere sahipti. Nitekim hırçın at Busefalus'u, gölgesinden ürktüğünü fark edip yönünü güneşe çevirerek sakinleştirmeyi başarmıştı. Bu zekayı gören babası Filip, "Oğul, kendine layık başka bir krallık ara, zira Makedonya senin için çok ufak" diyerek tarihi bir kehanette bulunmuştu.
Ünlü filozof Aristoteles'ten aldığı eğitim, İskender'in entelektüel kişiliğinin oluşmasında büyük rol oynadı. Savaş sanatını en ince detayına kadar öğrendi. Başucundan İlyada destanını hiç eksik etmezdi. İlk askeri başarısını henüz 16 yaşında, babasının seferde olduğu sırada isyan eden Medyalıları bastırıp kentlerini yıkarak elde etti. M.Ö. 338 yılındaki Keronea Savaşı'nda ise Atina ve Thebes ittifakına karşı Makedon ordusuna başarıyla komuta etti. Babası II. Filip'in uğradığı suikast sonucu can vermesinin ardından, henüz yirmi yaşına basmadan krallık tacını giydi. Bu ölümde kendisinin parmağı olduğu yönündeki iddialar kanıtlanamazken, annesi Olimpia'nın komploya karıştığı ve Filip'in yeni eşi Kleopatra ile bebeğini ortadan kaldırdığı fikri hep daha inandırıcı bulundu.
Asya Kapılarını Açan Çelik İrade
Tahta çıkar çıkmaz Trakya, Thebes, Ilirya ve Teselya'daki kargaşaya el koyan İskender, duruma hızla hakim oldu. Korint'teki kongrede Asya'nın fethi için başkomutan seçildi. Burada karşılaştığı ünlü filozof Diyojen'in "Gölge etme başka ihsan istemem" sözüne karşılık, "İskender olmasaydım Diyojen olmak isterdim" diyerek derin saygısını sundu. Doğu seferi öncesinde Şipka Geçidi'nde karşılaştığı Trakyalıların savaş arabalarını, piyadelerine safları açtırarak boşa çıkaran dahiyane bir taktik kullandı. Ardından, Perslerin kışkırttığı Thebes halkını kılıçtan geçirip şehri yerle bir ederek arkasında hiçbir tehdit bırakmadı.
M.Ö. 334'te 30 bin piyade ve 5 bin süvariyle Çanakkale Boğazı'nı geçerek Asya seferini başlattı. Granikos Savaşı'nda miğferindeki beyaz tüyler yüzünden hedef olsa da dostu Kleitus tarafından hayatı kurtarıldı; her ne kadar yıllar sonra onu bir tartışmada kendi eliyle öldürecek olsa da. Gordiyon'a ulaştığında, Asya'nın hakimi olacağına inanılan efsanevi kördüğümü kılıcıyla kesip attı. Sindus Irmağı'nda serinlerken hastalandığında ise hekimi Filip'e sarsılmaz bir güven göstererek iyileşti. İssos Ovası'nda kendisinden beş kat güçlü Pers Kralı Darius'u bozguna uğratarak onun kaçmasını sağladı. Suriye kıyılarına yönelerek Tire Kalesi'ni çetin bir kuşatmayla ele geçirdi, ardından Mısır'ı alarak kendi adını taşıyan İskenderiye kentini kurdu. İskender'in askeri dehasını gösteren en önemli zaferleri şunlardır:
- Keronea Savaşı: Atina ve Thebes ittifakına karşı Makedon ordusuna başarıyla komuta ettiği ilk büyük başarısı.
- Granikos Savaşı: Pers topraklarına adım atarak kazandığı ve ölümden döndüğü ilk büyük muharebe.
- İssos Savaşı: Kral Darius'un kendisinden beş kat güçlü devasa ordusunu bozguna uğrattığı tarihi an.
- Arbela Savaşı: Pers İmparatorluğu'nun tamamen çöküşünü hazırlayan nihai darbe.
İmparatorluğun Zirvesi ve Hüzünlü Son
M.Ö. 331'de Arbela Savaşı'nda Darius'un devasa ordusunu bir kez daha dize getiren İskender, Pers İmparatorluğu'nun kaderini çizdi. Babil, Susa ve Persepolis kapıları ona açıldı. Kaçan Darius hainlerce öldürülürken, ölmeden önce ailesine gösterilen cömertlik için İskender'e teşekkür etti. Sogdian Kayalığı'nı başarıyla fethetti. Buradaki prenses Roxana'ya aşık olup onunla evlendi. Sonrasında ise Hindistan'ı fethetmek üzere yola koyuldu. M.Ö. 327'de İndus'u aşıp Porus'u yendi. Porus'a bir kral gibi davranarak topraklarını ona iade etti.
Makedon askerlerinin bitkin düşmesi nedeniyle geri dönmek zorunda kalan İskender, M.Ö. 323 yılında Babil'deki sarayında katıldığı bir şölenin ardından hastalanarak henüz 33 yaşındayken vefat etti. Kısa ömrüne sığdırdığı devasa başarılarla askeri bir deha olarak anılmasının yanında, Helenistik medeniyetin yükselişini sağlayarak insanlık tarihine silinmez bir damga vurdu.
.jpg?width=640)