Türk tiyatro ve sinemasının öncü simalarından Burhanettin Tepsi, sahne sanatlarımızın modernleşme sürecinde derin izler bırakmış seçkin bir aktör ve yönetmendir. 7 Haziran 1882 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açan sanatçı, ömrünü sahneye adayarak hem II. Meşrutiyet'in hareketli yıllarında hem de Cumhuriyet döneminde çalışmalarını kararlılıkla sürdürmüştür. Türk sahnesinin altın nesli sayılan pek çok efsanevi ismin yetişmesinde büyük bir emek harcayan sanatçı, aynı zamanda 1918 yapımı Alemdar Mustafa Paşa filmindeki başrolüyle sinema tarihimize geçmiştir. Hayata 20 Şubat 1947'de yine İstanbul'da veda eden bu büyük usta, arkasında silinmez sanatsal izler bırakmıştır.
Fransa'dan İstanbul Sahnelerine Uzanan Gençlik Yılları
İstanbul'un Fatih ilçesindeki Kabasakal Mahallesi'nde başlayan bu yaşam öyküsü, köklü bir aileye dayanır. Sanatçının babası, Tarsus'un tanınmış isimlerinden Mısrîzâde Ali Rıza Efendi'nin oğlu Yusuf Neyyir Bey, annesi ise Osmanlı sarayında Sultan Abdülmecid'in kahvecibaşılığını üstlenen Ali Bey'in kızı Farhande Hanım'dır. Üç çocuklu ailenin en küçüğü olan Burhanettin, henüz iki yaşındayken babasını kaybetmiştir. Çocukluk yılları Üsküdar Nuhkuyusu'ndaki geniş, bahçeli bir konakta geçen sanatçı, altı yaşında eğitim hayatına adım atmıştır. 1894 yılına gelindiğinde, babasının yakın bir dostu olan okul müdürünün yardımıyla Mekteb-i Sultani'ye ücretsiz olarak kaydolmuştur.
Tiyatroya olan tutkusu 1890'lı yıllarda filizlenen genç Burhanettin, ağabeyi Seyfeddin Bey'in diplomatik görevle Marsilya'ya tayin edilmesi üzerine eğitimini bir süre Fransa'da sürdürmüştür. İki yıl sonra İstanbul'a dönerek Mekteb-i Sultani'yi 1903'te bitirmiş ve Hariciye Nezareti bünyesinde memurluğa başlamıştır. Ancak tiyatro sevdası ağır basmış; geceleri Tepebaşı Bahçesi'nde sahne alan kumpanyalarda takma adlar kullanarak gizlice sahneye çıkmıştır. İstanbul'da yolları kesişen Fransız aktör Eugene Silvain'in davetiyle 1906 yılında tiyatro eğitimi almak üzere Fransa'ya gitmiştir. Silvain ve trajedi sanatçısı Pierre Segond-Weber'den dersler alarak 1908 yılında Paris Konservatuvarı'na girmiş, three aylık eğitimin ardından mezun olmuştur.
Sahne-i Osmaniye ve Türk Tiyatrosunun Doğuşu
II. Meşrutiyet'in ilanı üzerine 1908 yılında yurda dönen sanatçı, kendisini gururla 'Silvain'in Şakirdi' olarak tanıtarak bir tiyatro topluluğu kurmak için çalışmalara başlamıştır. Dönemin İstanbul şehremini, kumpanyanın merkezi olması amacıyla Şehremâneti bahçesindeki üç odayı kendisine tahsis etmiştir. Girişimi büyütmek için müze müdürü Osman Hamdi Bey ile usta yazar Recaizade Mahmut Ekrem'in başkanlık ettiği seçkin bir edebî heyet kurulmuştur. Kurulda Hüseyin Rahmi, Hüseyin Cahit ve Halit Ziya gibi devrin önemli yazarları yer almıştır.
Kısa sürede Sahne-i Osmaniye adını alan bu topluluk, Abdülhak Hamit'in Tarık oyunundan 'Hazineler' perdesiyle ilk temsilini 29 Ekim 1908 gecesi Tepebaşı Tiyatrosu'nda gerçekleştirmiştir. Burhanettin Tepsi, Tarık bin Ziyad karakteriyle başrolde sahneye çıkmıştır. Topluluk, 1909 yılına kadar İstanbul'un çeşitli semtlerinde sahne alarak o devrin en uzun ömürlü tiyatro heyeti olmuştur. 1909'da 'Burhanettin Bey ve Kumpanyası' adını alan grup, 1910'da Reşad Rıdvan'ın Millî Osmanlı Tiyatrosu ile birleşerek 'Sahne-i Milliye-i Osmaniye' ismini almış ve 1914'e dek ortak çalışmalar yapmıştır. Ayrıca Ahmet Fehim'in topluluğuyla da ortak sahne alan sanatçı, 1911'de İstanbul'a gelen hocası Silvain'i ağırlayarak klasik oyunları birlikte sahnelemiştir.
Sinema Deneyimi, Sürgün Yılları ve Sanat Mirası
Tiyatro sahnelerindeki üstün performansının yanı sıra Burhanettin Tepsi, Türk sinemasının erken döneminde de kilit bir rol üs tlenmiştir. Türk sinema tarihinin ilk tarihi film denemesi kabul edilen 1918 yapımı Alemdar Mustafa Paşa filminde başrolde yer alarak adını beyaz perdeye yazdırmıştır. 1922 yılında Türkiye'den ayrılarak Fransa'ya yerleşen sanatçı, 1940 yılında ülkesine geri dönmüş ve Burhanettin Tiyatrosu'nu kurmuştur.
Sanatçının tiyatro tarihindeki asıl büyüklüğü, sahneye kazandırdığı olağanüstü yeteneklerin keşfedilmesinde üstlendiği öncü rolünde saklıdır. Eğitimine ve gelişimine katkıda bulunduğu isimler şunlardır:
- Muhsin Ertuğrul
- İsmail Galip Arcan
- Afife Jale
- Bedia Muvahhit
- Kemal Emin Bara
- Şadi Karagözoğlu
- Behzat Butak
II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet dönemine uzanan bu görkemli sanat yolculuğu, 20 Şubat 1947'de İstanbul'da son bulmuştur. Ancak bıraktığı zengin miras, yetiştirdiği dev sanatçılar ve cesur sahne denemeleri sayesinde Türk tiyatrosunun temel taşlarından biri olarak ebediyen yaşayacaktır.
