Bilecikli Uzun Ömer adıyla hafızalara kazınan Ömer Özkan, 1922 yılında Bilecik'in Abbaslık köyünde dünyaya gözlerini açmıştır. Yaşadığı dönemde dünyanın en uzun insanı olarak tanınan Özkan, 2,25 metrelik boyu ve devlik hastalığıyla büyük ün kazanmıştır. Hayat mücadelesini İstanbul sokaklarında bilet satarak sürdüren bu efsanevi isim, 4 Şubat 1960 günü Ücküdar'da yaşamını yitirmiştir.
Efsanelerle Şekillenen Çocukluk ve İstanbul'a Kaçış
Ömer'in dünyaya gelişinden yalnızca iki ay sonra yaşadıkları coğrafya Yunan işgaline uğramıştır. Bu zorlu dönemde yoksul ailesi dağlara sığınmış ve savaş son bulana dek zor şartlar altında hayatta kalmaya çalışmıştır. Kurtuluşun ardından aile, yönünü İstanbul'a çevirerek yeni bir yaşam kurmak üzere bu büyük şehre göç etmiştir.
Normal sınırlardaki bir babanın evladı olan Ömer'in sıra dışı fiziksel değişimi, ayrıca halk arasında mistik bir söylenceyle açıklanırdı. Babası 1,68 metre boyundayken, Ömer'in boyunun neden bu denli uzadığı şu söylenceye dayanırdı:
- Bir gün yoksul evlerinin kapısını ak sakallı bir ihtiyar çalarak yiyecek talep etmiştir.
- Cömert anne, elindeki ekmeği ihtiyara vermiştir.
- İhtiyar ise bu cömertliğin karşılığında bereket ve hayırlı evlat duası ederek oradan uzaklaşmıştır.
- Eve dönen anne tüm kapları yemekle dolu bulsa da bu mucizenin ardından Ömer hızla uzamaya başlamıştır.
Karaköy'den Galata Köprüsü'ne Uzanan Bilet Şansı
Gençlik yıllarıyla birlikte geçim derdine düşen Özkan, dönemin meşhur Tayyare Piyangosu biletlerini satmaya başlamıştır. İlk durağı Karaköy Postanesi yanındaki küçük gişeydi. Bu minik kulübe kısa sürede İstanbulluların uğrak noktası oldu. Ancak kentteki yıkım ve kamulaştırma çalışmaları nedeniyle gişesini başka bir konuma taşımak mecburiyetinde kalmıştır.
Yeni adresi, o günlerde aynı zamanda vapur iskelesi görevi de gören tarihi Galata Köprüsü'nün altı olmuştur. Dev boyuyla köprünün adeta simgesi haline gelen piyangocu, insanlara şans dağıtırken kendisi de şehri süsleyen en renkli karakterlerden biri olarak anılmıştır.
II. Dünya Savaşı'nda Ekmek Mücadelesi ve Edebi Miras
İkinci Dünya Savaşı'nın sıkıntılı yılları Ömer'i de derinden etkilemiştir. Karnelerle sınırlandırılan günlük ekmek porsiyonları, 160 kilogramlık bu devin öğünü için fazlasıyla yetersiz kalmaktaydı. II. Dünya Savaşı'nın zorlu ekonomik koşullarında karneyle dağıtılan 300 gramlık ekmekle doyamayan Ömer, çareyi dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar ile görüşerek kendisine özel ekmek hakkı tanınmasını talep etmekte bulmuştur. Gazetelerde geniş yankı uyandıran bu görüşmede, 300 gram ekmekle doyamadığını dile getirerek gıda desteği istemiştir.
O, sadece sokakların değil, edebiyatın da simgesiydi.
Ünlü edebiyatçı Sait Faik Abasıyanık'ın 13 Temmuz 1947'de yayımlanan eserine de ilham veren efsanevi biletçi, yazarın betimlemelerinde Galata Köprüsü'nden Beşiktaş'taki evine uzanan yorucu tramvay yolculukları ve hüzün dolu gözleriyle canlandırılmıştır. Ahşap karyolası kırıldığı için yerde uyumak zorunda kalan bu dev yürekli adam, her şeye rağmen helal süt emmiş bir eşin hayaliyle yaşamıştır.