Türk sanat dünyasının öncü figürleri arasında seçkin bir yere sahip olan ressam Bedia Güleryüz, 1903 yılında İstanbul'da hayata gözlerini açtı. Silistre'den İstanbul'a göç eden bir ayan ailesinin kızı olarak dünyaya gelen Güleryüz, sanatla iç içe bir çocukluk geçirdi. Aile kökleri kuşaklar boyu hat sanatı ile ilgilenmiş ve bu alanda eserler vermiş olmasına rağmen, genç Bedia tercihini farklı bir yönde kullandı. Geleneksel yazı sanatının yerine batılı tarzda resim yapmayı seçen sanatçı, dönemin kadın ressam adayları için en önemli eğitim kurumu olan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'ne kaydoldu. 1991 yılında, 88 yaşındayken vefat eden Güleryüz, Türk resim tarihinin ilk kadın temsilcilerinden biri olarak derin bir iz bıraktı.
İnas Sanayi-i Nefise Mektebi ve Sanatsal Gelişimi
Okula adım atan Bedia Güleryüz, İnas Sanayi-i Nefise Mektebi çatısı altında dönemin en yetkin isimlerinden ders alma şansına erişti. Eğitim hayatı boyunca desen çizimi ve pentür teknikleri üzerine yaptığı çalışmaları ünlü Türk ressamı Feyhaman Duran'dan öğrendi. Sanata dair kuramsal ve felsefi altyapısını ise ünlü edebiyatçı ve yazar Ahmet Haşim'in verdiği sanat tarihi dersleriyle şekillendirdi. Resimlerinde insan figürünü ve formları doğru yansıtabilmek adına ihtiyaç duyduğu anatomi bilgilerini ise Nurettin Ali Bey'den aldı. Bu disiplinli ve kapsamlı ders programının ardından okuldan mezun olan Güleryüz, sanat tarzı olarak izlenimcilik akımında uzmanlaşmayı tercih etti.
Berlin ve New York Yılları
Akademiden mezun olduktan sonra bilgi ve görgüsünü artırmak amacıyla yurt dışına gitmeye karar veren genç sanatçı, toplamda üç yıl süren bir seyahate çıktı. Bu seyahatinin iki yılını Almanya'nın başkenti Berlin'de geçiren Güleryüz, burada tanınmış Alman sanatçı Arthur Kampf ile birlikte çalışarak atþlye deneyimini ve sanatsal incelemelerini derinleştirdi. Berlin'in ardından rotasını Amerika Birleşik Devletleri'ne çeviren ressam, bir yıl boyunca da New York'ta kalarak buradaki çağdaş sanat eğilimlerini yakından inceledi ve gözlemlerde bulundu. Bu yurt dışı tecrübesi sanatçıya çok şey kattı.
Doğa Tutkusu ve Açık Hava Ressamlığı
Türkiye'ye dönüşünün ardından sanatsal çalışmalarına hız kesmeden devam eden Bedia Güleryüz, dönemin etkin sanat topluluklarından olan Güzel Sanatlar Birliği bünyesinde yer aldı. Birliğin son dönemlerinde düzenlenen sergilere, kendisi gibi öncü kadın sanatçılardan biri olan Nazlı Ecevit ile birlikte iştirak etti. Sanat pratiğinde doğayı merkeze alan bir çizgiyi benimsedi. Kendisini bir açık hava ressamı olarak tanımladı. Eserlerinin üretimine doğrudan doğanın içinde, açık alanda başlayan Güleryüz, resimlerini yine doğada tamamlamayı bir tarz haline getirdi. Bu yaklaşımıyla ürettiği eserlerini çeşitli sergilerde izleyicilerle buluşturdu. Ressam, Ankara Resim Sergisi'nin 49. yılındaki gösterimine katılarak bu sergide adından söz ettirdi. Sergide sanatçının şu yapıtları yer aldı:
- Boğaziçi Çubuklu
- Eski İstanbul - Zeyrek
- Natürmort
- Çiçekler