İçeriğe Atla
Feyhaman Duran fotoğrafı
Anasayfa Varlık

Feyhaman Duran Kimdir?

Feyhaman Duran (1886-1970), Türk portreciliğinin kurucu ismi; Atatürk ve İnönü'yü tuvale taşıyan, hat sanatında da üretken İstanbullu ressam ve hattat.

Diğer adlar: İbrahim Muslühiddin Feyhaman, Feyhaman

Bu Konuda Neler Var?

💡 Başlıklara tıklayarak sayfa içinde hızlı gezinebilirsiniz.

Feyhaman Duran Hakkında

Feyhaman Duran, Kadıköy'ün Osmanağa Mahallesi'nde, 17 Eylül 1886'da dünyaya geldi. Tam adıyla İbrahim Muslühiddin Feyhaman, Türk portreciliğinin adeta kurucu ismi hâline gelecek bu sanatçı, fırçasını hiçbir zaman yalnız tutmadı: ressam kimliğini hat sanatçılığıyla harmanlayan ender isimlerden biri oldu. Atatürk ve İsmet İnönü'nün yüzlerini tuvale aktaran portreleriyle Cumhuriyet'in ilk yarım yüzyılının hem yakın tanığı hem de görsel belgeleyicisi oldu.

Erken yıllar, ağır yitimlerin gölgesinde şekillendi. Şair ve hattat babası Süleyman Hayri Bey'i henüz altı yaşındayken yitiren Feyhaman, annesi Fatma Hanım'ı da 1910'da yirmi dört yaşında kaybetti. Dedesi Duran Çavuş'un gözetiminde 1895'te Galatasaray Lisesi'ne kaydoldu; burada ressam Şevket Dağ, Tevfik Fikret ve Viçen Arslanyan Efendi'nin öğrencisi oldu. Tarama kalem ve çini mürekkebinden başlayan sanat yolculuğu kısa sürede yağlıboyaya taşındı; Hüsn-ü Hat derslerindeki başarısı okul içinde özellikle fark yaratıyordu. 1908'de okulunu bitirince Bab-ı Ali'de kısa bir kâtiplik deneyimi yaşadı, ardından Galatasaray'da Fransızca güzel yazı öğretmenliğine geçti.

Paris'te Sanat Eğitimi

Müdür Tevfik Fikret ve okuldaki resim öğretmenleri, genç Feyhaman'ı Paris'e gönderme çabası içine girdiyse de bu girişim ilk etapta sonuç vermedi. Kapıyı beklenmedik bir ilişki araladı: Mısırlı Hidiv ailesi mensubu Abbas Halim Paşa, kızlarının resimlerini yaptırdıktan sonra genç ressamın Paris'te eğitim görmesini sağladı. 1911-1914 yılları arasında birden fazla atölyede çalışan Feyhaman Duran şu kurumlardan geçti:

  • Academie Julian — Jean Paul Laurens ve oğlu Paul Albert Laurens atölyesi
  • Ecole des Beaux-Arts — Fernand Cormon atölyesi
  • Arts Decoratif

Bu yoğun eğitim hem sağlam bir anatomi bilgisi hem de serbest bir teknik anlayışı edindirdi. Empresyonizm, ekspresyonizm ve fovizm arasında dolaşan sanatçı, özellikle Claude Monet'nin olgunluk döneminin enli fırça vuruşlarından izler taşıdı; bu etki, gençlik peyzajlarında uzun yıllar belirgin kaldı. I. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla 1914'te İstanbul'a döndü.

Cumhuriyet'in Resmi Tanığı

Yurda dönüşünde hekim ve farmakoloji uzmanı Dr. Akil Muhtar ile Abbas Halim Paşa'nın evinde tanıştı. Bu dostluk, portrecilik anlayışının biçimlenmesinde belirleyici rol oynadı. Deseninin sağlamlığı, empresyonist ışık-gölge dengesi ve ton doğruluğuyla öne çıkan Akil Muhtar Portresi, sanatçının teknik olgunluğunu en yoğun biçimde yansıtan yapıt olarak anılır.

1919'dan itibaren Sanayi-i Nefise Mektebi ile İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başladı; 1951'deki emekliliğine dek bu görevden ayrılmadı. Aynı yıl Galatasaraylılar Yurdu I. Resim Sergisi'nde hükümetten "zikr-i cemil" belgesi ve gümüş madalya kazandı. Öğrencileri arasında tanıştığı ressam Güzin Hanım ile 19 Eylül 1922'de evlendi; çiftinin çocukları olmadı. Soyadı kanununun ardından çok sevdiği dedesi Şair Duran Çavuş'un adını soyadı olarak benimsedi.

1923'te Türk Ressamlar Cemiyeti yönetim kuruluna seçildi; cemiyetin adı zamanla değişse de yöneticiliğini ömrü boyunca sürdürdü. 1938'de CHP'nin yurt gezileri kapsamında Gaziantep'e gönderildi, oradan on yapıtla döndü. Ocak 1939'da İbrahim Çallı ve Ayetüllah Sümer ile birlikte İsmet İnönü'nün portresini yapmak üzere Ankara'ya çağrıldı. Atatürk portreleri ise canlı modelden çalışma fırsatı bulamadığından izlenimler ve fotoğraflar üzerine inşa edildi; tamamı başarılı yapıtlar arasında değerlendirildi. Resmi kıyafetli portrelerde meslek ve statüyü simgeleyen aksesuarları abartmaktan kaçındı; bütünü tamamlayan unsurlar olarak konumlandırdı. Peyzajlarında coşkulu bir doğa sevgisi belirgindir; figürü ise kompozisyonu pekiştiren yardımcı bir öge olarak tuttu.

Hat Sanatına Adanmış Bir Boyut

Hattat baba ve amcasının etkisiyle hat sanatına küçük yaşlardan yönelen Feyhaman Duran, Galatasaray Sultanisi'nde İzzet Efendi'den rık'a dersleri aldı; daha sonra Tahsin Efendi ve Hattat Sami Efendi ile çalışmalarını sürdürdü. Paris'ten döndükten sonra da bırakmadığı bu sanatta özellikle celî sülüs levha kompozisyonlarına yoğunlaştı; ta'lîk, divanî, muhakkak, nesih ve kûfi de denediği biçimler arasındaydı. Eşi Güzin Hanım'ın ailesinde büyük hattat Yahya Hilmi Efendi'nin yer alması, bu sanata olan bağlılığını pekiştirdi. Resmi birincil tutmasına karşın hattan hiç kopmamasını kendi sözleriyle şöyle dile getirdi: "Nasıl ki şiirin bir kafiyesi varsa, çizgide de bir şiir vardır. Yazıyı resim kadar severim. Yazı da resimdir."

Ömrünün son iki yılında görme güçlüğü nedeniyle fırça tutamayan Feyhaman Duran, 6 Mayıs 1970'te İstanbul'da hayata veda etti ve Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi. Eşiyle birlikte uzun yıllar yaşadıkları Süleymaniye'deki ev ilerleyen dönemde İstanbul Üniversitesi'ne bağışlandı. 2017'de Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında sergisi, resim ve hat alanlarındaki bu çift mirası bir arada sundu.

İlgili Kişiler

Meslek, coğrafya, dönem ve ilgi alanı benzerliğine göre önerilen profiller.

Benzerlik skorları meslek, coğrafya, dönem ve Wikidata bağlantılarına göre otomatik hesaplanır.