Türk resim sanatının en önemli isimlerinden biri olan ve Paris Türk Ekolü'nün öncülerinden kabul edilen Avni Arbaş, 1919 yılında imparatorluğun payitahtı İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Sanatla dolu fırçasını yaşamı boyunca tuvale yansıtan ressam, çocukluğunda babasının memuriyeti sebebiyle Anadolu'da başlayan serüvenini, Paris sokaklarından İstanbul Boğazı'nın sularına kadar taşmıştır. Sanat eğitimini dönemin en nitelikli kurumlarında tamamlayan ve Türk resminde özgün tarzıyla derin bir iz bırakan Avni Arbaş, 16 Ekim 2003 tarihinde, yaşamının son dönemini geçirdiği İzmir'in huzurlu Foça ilçesinde kansere yenik düşerek 84 yaşında bu dünyadan ayrıldı. Arkasında yarım asrı aşan bir sanat mirası bırakan usta sanatçı, fırçasıyla sadece çizgileri değil, bir dönemin ruhunu da tuvaline aktarmayı başarmıştır.
İlk Adımlar ve Akademi Yılları
Sanatçının resimle olan ilk bağı, aslında onun ilk öğretmeni de olan babasıyla çocuk yaşlarda kuruldu. İlköğrenim hayatına babasının görevi sebebiyle bulundukları Aydın'da adım atan küçük Avni, resme olan ilgisini bu yıllarda keşetmeye başladı. Ancak 1929 yılında, babasını Sivas'ta kaybetmesiyle hayatında büyük bir dönüm noktası yaşandı. Babasının vefatının ardından annesiyle birlikte İstanbul'a dönen Avni Arbaş, eğitimine tarihi Galatasaray Lisesi bünyesinde devam etme kararı aldı. Bu lise, onun sanat hayatının şekillenmesinde çok mühim bir zemin hazırlayacaktı. Nitekim okul sıralarında, içinde Türk resminin diğer büyük ustaları olacak Cihat Burak ve Selim Turan gibi isimlerle sıra arkadaşı oldu. Burada, asker ressamlar kuşağından gelen değerli eğitmen Mehmet Ali Bey'in öğrencisi olarak ilk ciddi resim eğitimini almaya başladı.
Genç yetenek, lise yıllarında sadece okulla sınırlı kalmayıp dönemin ünlü Akademi hocaları olan İbrahim Safi ile Naci Kalmukoğlu'nun atölyelerinde de aktif olarak çalıştı. Resim sevdası o kadar ağır bastı ki, 1937 yılına gelindiğinde şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi orta kısmına kabul edilmek üzere Galatasaray Lisesi'nden ayrıldı. Akademiye girmesiyle birlikte Türk resminin efsane isimleri İbrahim Çallı ve Fransız sanatçı Leopold Levy'nin atölyelerinde kendini geliştirme imkanı buldu. Akademi çatısı altında tam dokuz yıl süren uzun ve disiplinli bir eğitim dönemi geçirdi. Bu dönemin son yıllarında, yeteneğini kanıtlar nitelikteki eserleriyle Devlet Resim ve Heykel Sergilerine katılarak sanat çevrelerinin dikkatini çekmeyi başardı. 1946 yılında akademiden mezun olan genç ressam, dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in büyük gayretleriyle hayata geçirilen "Yurt Gezileri" projesine dahil oldu. Bu proje kapsamında Anadolu'nun güneydoğusuna, Siirt'e giderek buranın yerel dokusunu ve insanını tuvaline yansıttı.
Paris Rüzgarı ve Sanatta Yükseliş
Anadolu gezisinin ardından sanatının sınırlarını geniştlemek isteyen Avni Arbaş, Fransız Hükûmeti'nin sağladığı özel bir bursla sanatın kalbi Paris'e doğru yola çıktı. Paris, onun sanatsal olgunluğa eriştiği ve uluslararası alanda kendini gösterdiği bir dönemin kapılarını araladı. Paris'teki ilk yıllarında yoğun bir üretim sürecine giren sanatçı, 1951 yılında Türkiye'de dönemin en prestijli mekanlarından biri olan Maya Galerisi'nde ilk kişisel sergisini açtı. Sanatçı durmaksızın üretmeye devam etti ve 1954 yılına gelindiğinde, edebiyat dünyasında büyük ses getiren Mahmut Makal'ın ünlü "Bizim Köy" isimli kitabından derinden etkilenerek tuvale döktüğü eserleriyle Paris'te ses getiren bir sergi gerçekleştirdi.
Paris yılları onun sadece sanatsal değil, özel hayatında da büyük değişimlere sahne oldu. 1943 yılında hayatını birleştirdiği ilk eşi Zerrin'in erken vefatı, sanatçıyı derin bir yasa boğdu. Bu acı kaybın ardından geçen yıllardan sonra, 1958 yılında Henriette Lapouge ile ikinci evliliğini yaparak hayatında yeni bir sayfa açtı. Sanat kariyerinde farklı disiplinleri de deneyimleyen ressam, 1966 yılında Fransız yazar Henri Montherlant'ın ünlü eserinin 3. cildini resimlemek üzere zahmetli bir işe girişti ve bu eser için tam 15 adet Litho (taş baskı) çalışması üretti.
Bu dönemde Paris, Türk resminin en parlak beyinlerini ağırlıyordu. Avni Arbaş da orada yalnız değildi. Türk resim tarihine damga vuracak olan ve Paris Türk Ekolü olarak adlandırılan pentür sanatçılarının en önemli üyelerinden biri haline geldi. Bu ekol içinde şu değerli isimlerle birlikte omuz omuza üretti:
- Fikret Mualla
- Hakkı Anlı
- Abidin Dino
- Selim Turan
- Remzi Raşa
- Nejad Melih Devrim
- Mübin Orhon
- Albert Bitran
Bu seçkin grup, Batı'nın modern sanat anlayışı ile Doğu'nun duyarlılığını harmanlayarak dünya sanat merkezinde kendilerine saygın bir yer edindiler. Sanatçı ayrıca, bu yıllarda zaman zaman yolu Paris'e düşen büyük Türk şairi Nâzım Hikmet ile bir araya gelerek onun tarihe geçecek nitelikteki karakalem portrelerini çalıştı.
Vatana Dönüş ve Yaşamının Son Dönemi
Uzun yıllar süren gurbet hayatının ardından, vatan hasretine dayanamayan Avni Arbaş, 1977 yılında Türkiye'ye kesin dönüş yaptı. Ancak ülkesine döndüğünde onu hiç ummadığı ve kendisini derinden sarsacak bir bürokratik engel karşıladı. Askerliğini yapmadığı gerekçe gösterilerek Türk vatandaşlığının kaybolduğunu öğrenen usta sanatçı, büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaşadı. Kendisini her zaman bu topraklara ait hisseden ressam, vatandaşlığını geri almak adına uzun ve yıpratıcı bir hukuk mücadelesine girişti. Verdiği bu kararlı mücadele neticesinde nihayet hakkı olan Türk vatandaşlığını yeniden elde etmeyi başardı.
Vatandaşlığını geri kazanmanın verdiği huzur ve motivasyonla Türkiye'deki çalışmalarına ağırlık veren Avni Arbaş, bu yeni dönemde millî duyguları ve tarihî değerleri yansıtan eserlere yöneldi. Özellikle Mustafa Kemal portreleri çizerek bu alanda eşsiz eserler ortaya koydu. Bununla birlikte çocukluğunu geçirdiği ve her zaman hayran olduğu İstanbul sokaklarını ve eşsiz Boğaz manzaralarını konu alan çarpıcı tablolar üretti. Hayatı boyunca hem yurt içinde hem de yurt dışında çok sayıda önemli sergiye imza atan usta sanatçı, geride sanat tarihine altın harflerle yazılmış sergiler bıraktı:
- 1951 - Maya Sanat Galerisi, İstanbul (Türkiye’deki ilk sergisi)
- 1958 - Musée Grimaldi, Antibes (Abidin Dino’yla birlikte açtığı sergi)
- 1986 - "İstanbul'da Bahar" Edpa Sanat Galerisi, İstanbul
- 1992 - Garanti Sanat Galerisi / Küçük Retrospektif, İstanbul
- 1998 - Millî Reasürans Sanat Galerisi / Retrospektif, İstanbul
Sanatla örülü 84 yıllık ömrünü, 16 Ekim 2003 tarihinde İzmir'in Foça ilçesinde kanser sebebiyle noktalayan Avni Arbaş, Türk resim sanatının modernleşme sürecinde üstlendiği öncü rol ve geride bıraktığı özgün eserleriyle daima sevgi, saygı ve minnetle anılmaktadır.
