Halfeti'de 1952 yılında dünyaya gelen Türk asıllı gazeteci ve çevirmen Arzu Toker, 1974'te yerleştiği Almanya'da hem mesleki çalışmalarıyla hem de kurucusu olduğu dernek çatısı altında yürüttüğü İslam eleştirileriyle tanınmaktadır. Yazar, yürüttüğü çeşitli toplumsal faaliyetler ve inanç sistemlerine yönelik sergilediği eleştirel duruşla dikkat çekmektedir.
Almanya Yılları ve Dernek Kuruculuğu
1974 yılında Türkiye'den ayrılıp Almanya'ya göç eden Toker, o tarihten beri yaşamını bu ülkede sürdürmektedir. Almanya'daki yaşamı boyunca gazetecilik ve çevirmenlik mesleklerini icra etmiştir. Toker, 2007 yılının başlarında Mina Ahadi ile birlikte önemli bir sivil toplum girişimine imza atmıştır. İki isim, İslam dinini bırakan kişilerin haklarını savunmak üzere Eski Müslümanlar Merkez Konseyi'ni kurmuştur. Bu dernek, inançlarını terk eden bireyleri Almanya'da temsil etmektedir.
İslam Dinine Yönelik Görüşleri
Toker, İslam dininin toplumsal yapı ve bireysel özgürlükler üzerindeki etkilerine yönelik sert eleştiriler getirmektedir. Gazeteci, dinin özellikle şu yönleriyle yıkıcı etkiler barındırdığını savunmaktadır:
- İslam'ın temel yapısı itibarıyla insanlık dışı olduğu düşüncesi,
- Dini kuralların Almanya Anayasası ile açıkça çeliştiği iddiası,
- İnanç sisteminin hem kadın düşmanı hem de kötü niyetli bir karakter taşıdığı görüşü.
İslam'ın kadınları dışlayan yapısına odaklanan gazeteci, kadınların sadece çocuk doğuran birer mekanizmaya indirgendiğini iddia etmektedir. Bu baskıcı uygulamaların toplumda yaygınlaşmasının önüne geçilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Avrupa'daki Çok Kültürlülük ve Hoşgörü Eleştirisi
Avrupa ülkelerinin din konusundaki hoşgörülü yaklaşımlarını eleştiren Toker, Hollanda'daki duruma yönelik ciddi uyarılarda bulunmuştur. Hollanda'nın birçok kentinde kadın ve çocuk bakım merkezlerinin İslamcı grupların kontrolüne geçtiğini belirtmektedir. Hollanda yönetiminin bu dini gruplaşmalara izin vererek aşırı hoşgörülü davrandığını öne sürmektedir. Din tabanlı baskıların dile getirilmesinin hayati bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Bu doğrultuda, benzer görüşleriyle bilinen Ayaan Hirsi Ali'nin cesur tavrının örnek alınması gerektiğini belirtmektedir.
