Ali Sabri Güney, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında milli mücadeleye büyük katkı sunan bir hukukçu ve din adamı olarak, 1885 yılında Mersin'in Mut ilçesine bağlı Çömelek köyünde, Hacı Ahmet Efendi'nin oğlu olarak dünyaya gelmiştir.
İlk ve orta öğrenimini Silifke'de tamamladı.
Yükseköğrenim amacıyla İstanbul'a giderek Darülfünun Hukuk Mektebi'nden başarıyla mezun oldu.
Diplomasını aldıktan sonra, 11 Aralık 1912'de Beyazıt Camii dersiamlığı göreviyle devlet hizmetine başladı.
Bu başlangıç, onun dini ilimler ile hukuku birleştiren mesleki hayatının temelidir.
Mut ilçesinin yerel değerlerini ve köklü kültürünü özümseyerek büyüyen bu vatansever şahsiyet, ömrü boyunca bu birikimini memleketine aktarmıştır.
Medreseden Adliye Kürsülerine ve Kadılık Yılları
Başarılı çalışmaları sayesinde 30 Ağustos 1914 tarihinde Fetvahane yardımcılığı görevine getirildi.
Aynı dönemde Darülhilafe bünyesinde fıkıh dersleri vererek yeni talebeler yetiştirdi.
Birinci Dünya Savaşı başlayınca askere alındı.
Ancak yaşadığı sağlık sorunları sebebiyle terhis edildi.
Askerlik sonrasında adalet görevine dönerek, 31 Aralık 1914'te Tarsus kadısı oldu.
Tarsus'taki bu önemli kadılık vazifesini Ekim 1919'a kadar başarıyla yürüttü.
Tarsus kadılığı yaptığı dönemde bölgedeki hukuki düzenin korunması adına yoğun çaba harcayarak halkın adalet duygusunu pekiştiren kararlara imza atmış, bu duruşuyla da yöre halkının sevgisini ve güvenini kazanmıştır.
Milli Mücadele hareketi başlayınca hiç tereddüt etmeden Anadolu'daki bağımsızlık saflarına katıldı.
Bu cesur kararı nedeniyle İstanbul Hükümeti tarafından görevinden istifa etmiş sayılarak görevden el çektirildi.
Meclis Çalışmaları ve Tarihi Ankara Fetvası
TBMM 1. Dönemi için yapılan milletvekilliği seçimlerinde İçel temsilcisi olarak parlamentoya girmeyi başaradı.
Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla birlikte Ankara'daki kurucu mecliste yasama çalışmalarına hızlıca başladı.
Milli Mücadele'den yana tavır alan yücelerce din adamı gibi, kurtuluşun meşruiyetini tüm dünyaya ilan eden tarihi Ankara Fetvası'nı 'Silifke Mebusu Kuzattan Hacı Ali' adıyla imzalayarak bağımsızlık mücadelesine çok büyük bir manevi güç ve destek kazandırdı.
Meclis çatısı altında hem dini bilgisi hem de güçlü hukuk formasyonuyla büyük saygınlık kazandı.
Parlamentoda görev yaptığı süre boyunca çok yönlü yasama faaliyetlerinde bulunmayı sürdürdü.
Yasama çalışmalarına yön veren komisyonlarda görev aldı.
Milletin hakkını korumak için elinden geleni yaptı.
Ali Sabri Bey'in kurucu meclis sürecinde aktif görev üstlendiği komisyonlar şunlardır:
- Adalet Komisyonu
- Anayasa Komisyonu
- Bütçe Komisyonu
- Defter-i Hakani Tapu-Kadastro Komisyonu
Mecliste üstlendiği görevlerin her birini memleketin kurtuluşu yolunda atılmış hayati birer adım olarak görmüş ve gecesini gündüzüne katarak çalışmıştır.
Meclisteki siyasi dengeler içinde muhalif tavrıyla bilinen İkinci Grup'ta yer almayı tercih etti.
Dönem boyunca biri gizli oturumda olmak üzere iki konuşma yaptı ve meclise yedi kanun önerisi sundu.
Siyaset Sonrası Yaşamı, Avukatlık ve Vefatı
Milletvekilliği süresi tamamlandıktan sonra memleketine dönerek hayatında yepyeni bir sayfa açtı.
Mersin ve çevresinde uzun yıllar boyunca serbest avukatlık yaparak adalete hizmet etmeye devam etti.
Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte ailesiyle birlikte 'Güney' soyadını gururla aldı.
Avukatlık mesleğini icra ederken de milli mücadeledeki o ilkeli adalet anlayışını her zaman en üst seviyede tutmuştur.
Evli olan Ali Sabri Bey, beş çocuk babasıydı.
Ailenin çocukları şu isimleri taşımaktaydı:
- Nadire
- Türkan
- Dolunay
- Atiye
- Haluk
Genç yaştan itibaren memleketine hizmet aşkıyla yanan Ali Sabri Bey, örnek bir şahsiyetti.
Demokratik değerlerin gelişmesi ve çok partili hayata geçiş sürecinde yerel düzeyde önemli sorumluluklar üstlenmiştir.
Uzun yıllar süren siyasi sessizliğin ardından, 1946 yılının hemen başında kurulan Demokrat Parti saflarında yer alarak yerel düzeyde aktif politikaya geri dönme kararı almıştır.
Ancak bu yeni siyasi heyecandan kısa bir süre sonra, 15 Eylül 1946'da Mersin'de vefat etti.
Tarihimizin bu önemli hukukçu ve din adamı, geride onurlu bir miras bırakmıştır.
