Türk edebiyatının ve sahne sanatlarının çok yönlü isimlerinden biri olan yazar Afif Yesari, 16 Nisan 1922 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Ünlü edebiyatçı Mahmut Yesari'nin oğlu olan sanatçı, babasının izinden giderek hayatını kelimelerin ve sahnelerin büyülü dünyasına adadı. Eğitim hayatını ortaokul sıralarındayken kendi isteğiyle yarıda bırakarak resmi okullara veda eden genç Yesari, okul dışındaki hayatın sunduğu sınırsız imkanlarla kendisini yetiştirme ve geliştirme gayretine girdi. İstanbul sokaklarında başlayan ve 23 Ağustos 1989'da yine aynı şehirde son bulan 67 yıllık yaşamı boyunca, durmaksızın yazdı, oynadı ve üretti. Kendine has tarzıyla kültür dünyamızı zenginleştiren Yesari, Türk yayıncılık ve sahne tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başardı.
Kendi Kendini Yetiştiren Bir Kalem ve Basın Yılları
Afif Yesari'nin hayata atılışı klasik bir eğitim rotasını takip etmedi. Bu radikal kararın ardından pes etmedi. Kendi kendini büyük bir azimle yetiştirdi. Okuma tutkusu ve bitmek bilmeyen merakı, onu dönemin en donanımlı kalemlerinden biri haline getirdi. Gençlik yıllarında geçimini sağlamak adına çok çeşitli iş kollarında çalıştı. Hayatın içinden gelen bu deneyimler, onun edebi gözlem yeteneğini besleyen en önemli kaynak oldu. Basın dünyası, Yesari'nin kendisini ifade ettiği en önemli mecralardan biriydi. Kalemini çok çeşitli mecralarda oynatan yazarın yazıları ve eleştirileri şu yayın organlarında okurlarla buluştu:
- Tanin Gazetesi
- Son Havadis Gazetesi
- Hürvatan Gazetesi
- Dünya Gazetesi
- Hayat Dergisi
Bu prestijli yayın organlarının kadrosunda kendine yer bulan Yesari, buralarda sadece haber sunmakla kalmadı. Sinema dünyasına dair kaleme aldığı derinlikli eleştiri yazılarıyla sinemaseverlere yepyeni ufuklar açtı ve onlara rehberlik etti. Aynı zamanda magazin sayfalarında hazırladığı renkli içeriklerle geniş okur kitlelerine ulaştı. Onun kalemi son derece kıvraktı. Yazıları, okuyucunun ilgisini her daim canlı tutan akıcı bir üslupla doluydu.
Polisiye Edebiyattaki Üretkenlik ve Muzaffer Ulukaya
Edebiyat alanındaki en büyük üretkenliğini polisiye türünde sergileyen yazar, adeta bir roman fabrikası gibi çalıştı. Türk okurunun polisiye türe olan ilgisini keşederek, bu alanda yaklaşık iki yüz adet dedektiflik romanı kaleme aldı. Bu eserlerin çok büyük bir kısmı, tüm dünyada fırtınalar estiren meşhur dedektif Mike Hammer karakterinin sahte maceralarından oluşmaktaydı. Yerli okurun bu maceralara olan susuzluğunu dindirmek amacıyla yazılan bu kitaplar, edebiyat dünyasında büyük bir movement yarattı. Yesari, bu romanların bir bölümünü yazarken kendi ismini kullanmamayı tercih etti. Eserlerin bir kısmına Muzaffer Ulukaya takma adını koyarak yayımladı. Müstear isim arkasına gizlenerek yazdıği bu eserler, onun yaratıcı dehasının ve tükenmek bilmeyen yazma enerjisinin en somut göstergesi oldu. Polisiye türündeki bu yoğun mesaisi, onu Türk edebiyatında popüler kültürün ve türsel yazarlığın unutulmaz figürlerinden biri haline getirdi.
Tiyatroda Devrim: Düşünce Tiyatrosu ve Ekran Deneyimleri
Afif Yesari'nin sanat hayatı sadece kağıt üzerinde kalmadı, sahne tozuyla da harmanlandı. Aktörlük yönü de son derece güçlü olan sanatçı, İstanbul Şehir Tiyatrosu başta olmak üzere dönemin önde gelen pek çok özel tiyatrosunda sahne alırken çok sayıda sinema filminde de aktör olarak boy gösterdi. Sahne gerisinde ve setlerde geçirdiği zaman, ona tiyatro dünyasından çok değerli dostluklar kazandırdı. Bu dostlukların en özeli ve en derini, ünlü aktör Suphi Kaner ile kurduğu yakın bağ oldu. Tiyatro sahnesindeki varlığı, onun sadece pratik yapmasını sağlamadı; aynı zamanda teorik arayışlara girmesine de vesile oldu. Türk sahne sanatlarında adeta devrim niteliğinde bir yeniliğe imza atan Yesari, geleneksel kalıpları yıkarak kendi ifadesiyle Düşünce Tiyatrosu adını verdiği yepyeni ve özgün bir kuramsal sahne tekniği geliştirdi. Bu teknik çerçevesinde sahnede geleneksel diyaloğu tamamen ortadan kaldırdı. Piyesteki kahramanın iç dünyasını, zihninden geçen düşünceleri doğrudan bir spikerin sesiyle seyirciye aktardı. Bu yenilikçi yaklaşım, tiyatro çevrelerinde büyük ses getirdi ve Yesari'ye haklı bir ün kazandırdı. Deneylerini ve kuramsal yaklaşımlarını kitaba dönüştürerek bu tiyatro türü üzerine akademik nitelikte yapıtlar da neşretti. İTÜ Televizyonu bünyesinde yayımlanan ve ülkemizin ilk yerli televizyon oyunu olma özelliğini taşıyan yapıtın senaryosunu bizzat kaleme alarak adını Türk televizyon tarihinin kurucu öncüleri arasına altın harflerle yazdırdı. Radyo mecrasını da ihmal etmeyerek mikrofonlar için çok sayıda radyo oyunu ve eğlenceli skeçler yazdı. Onun bu çok yönlü üretkenliği, modern Türk sanatının farklı disiplinlerinde silinmez izler bıraktı.