Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan oyun ve roman yazarı Mahmut Yesari, halkın içinden seçtiği samimi konularıyla tanınan seçkin bir sanatçıdır. 5 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen yazar, dönemin toplumsal dinamiklerini ve insan ilişkilerini kendine has, akıcı bir üslupla eserlerine yansıtmayı başarmıştır. Soylu bir aile geleneğinden süzülüp gelen bu güçlü kalem, yazın hayatına karikatürle başlamış ve ardından tiyatro ile edebiyat alanında unutulmaz eserler üretmiştir. Gerek toplumsal meselelere duyarlılığı gerekse tiyatro sahnesine kazandırdığı eserleriyle Türk tiyatro ve roman tarihindeki saygın yerini almıştır.
Soylu Bir Aileden Sanat Dünyasına
Sanatçının aile kökeni, Türk kültür ve sanat tarihine yön vermiş çok önemli şahsiyetlerle doğrudan bağlantılıdır. Miralay Fahrettin Bey'in oğlu olarak dünyaya gelen Mahmut Yesari, Hamidiye Marşı'nın bestekârı Ahmet Necip Paşa'nın da torunudur. Aynı zamanda yazar, edebiyat dünyasında tanınan öykücü Afif Yesari'nin babasıdır. Kendisine miras kalan Yesari soyadını ise sol eliyle yazdığı için bu lakapla anılan dedesi Yesâri Mehmet Esad ile hattat Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi'den almıştır. Soyunun bağlı olduğu bu zincir, Mekke kadılığı yapmış olan ünlü müderris Kazâbâdî Ahmet Efendi'ye kadar uzanmaktadır. Lise öğrenimini başarıyla tamamladığı İstanbul Lisesi sıralarında edebî sohbetler ettiği arkadaşı Münir Süleyman Çapanoğlu ile tanışan genç sanatçı, onunla yıllarca sürecek çok sıkı bir dostluk kurmuştur.
Resim sanatını öğrenmek amacıyla Avrupa'ya gitme hayalleri kuran genç sanatçı, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla planlarını değiştirmek zorunda kaldı. Bu dönemde Güzel Sanatlar Okulu'na kaydolan Mahmut Yesari, buradaki eğitimini bitiremeden askere çağrıldı. Anafartalar Cephesi'nde görev aldı.
Karikatürle Başlayan Yazarlık Serüveni
Savaşın ardından çizgilerin dünyasına adım atan sanatçı, 1918 ve 1919 yıllarında Diken ile Gıdık adlı mizah dergilerinde karikatürler çizdi. 1920'li yıllara gelindiğinde ise yazar, tiyatro sahnesine olan ilgisini keşederek oyun yazmaya karar verdi. Tiyatro alanındaki ilk denemesi, Fidan Zehra adını taşıyan başarılı bir uyarlama eserdir. Kaleme aldığı tiyatro eserlerinin büyük bir kısmı, dönemin prestijli kurumu Darülbedayi tarafından sahnelenerek izleyiciyle buluşturuldu. Ardından tamamen roman türüne yöneldi. Edebiyatseverlerin karşısına çıkan ilk romanı Namus adını taşıyordu. Edebiyat dünyasının dev ismi Reşat Nuri Güntekin ile birlikte yayın hayatına kazandırdıkları Kelebek dergisi, toplam yetmiş yedi sayı basılarak dönemin kültür sanat hayatının en renkli unsurlarından biri haline gelmiştir. Yarımay, Yedigün ve Resimli Her Şey gibi dergilerde öyküler kaleme alan yazar, aynı zamanda çeşitli gazetelerde roman tefrikaları yayımladı. 1925 yılında basılan Çoban Yıldızı isimli romanı, onun geniş kitleler tarafından sevilmesini sağladı. Bu başarının ardından 1927 senesinde okuyucuyla buluşan Çulluk romanı ise sanatçının edebiyattaki yerini sağlamlaştırdı. Türk edebiyatında bir ilk olarak kabul edilen ve bazı eleştirmenler tarafından ilk işçi romanı sayılan Çulluk eseri, anlattığı toplumsal gerçeklerle dönemin edebiyat dünyasında büyük yankı uyandırmış ve onun edebî gücünü tüm ülkeye yaymıştır.
Türk Edebiyatında Derin İzler ve Son Yılları
Sanatçı, hikâye ve romanlarında büyük ölçüde kendi çevresinden esinlenmiş, sade halkın günlük yaşamını tüm içtenliğiyle kaleme almıştır. Gazetelerde tiyatro ve edebiyat üzerine çeşitli tanıtım yazıları ile eleştiriler yayımlayan yazar, aynı zamanda çok sayıda film senaryosu da üretmiştir.
Yazarın edebî mirası içinde en bilinen ve öne çıkan yapıtları şunlardır:
- Çulluk: Türk edebiyatının ilk işçi romanı sayılan en önemli eseri.
- Bağrı Yanık Ömer: Çocuk edebiyatımızdaki ilk çocuk romanı kabul edilen başyapıtı.
- Yakacık Mektupları: Kendi hatıralarını ve samimi hikâyelerini derlediği anılar kitabı.
- Sürtük: Sahnelendiği dönemde büyük ilgi gören en bilinen oyunu.
Yazarın öykülerinin büyük bir bölümü maalesef kitap halinde basılamamış, dergi sayfalarında kalmıştır. Hayatının son döneminde kendisinden yirmi yaş küçük olan yazar Cahit Uçuk ile hayatını birleştirmiştir. Türk yazın dünyasına ömrünün son anına kadar büyük emekler veren bu değerli sanatçı, on altı Ağustos bin dokuz yüz kırk beş tarihinde Yakacık Sanatoryumu'nda verem illeti yüzünden hayata veda etmiştir. Cenazesi Çamlıca'da yer alan Çakaldağı Aile Mezarlığı'na defnedilerek sonsuzluğa uğurlandı.
