Türk edebiyatının ve tiyatrosunun unutulmaz simalarından Mahmut Yesari, 5 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Sol eliyle yazı yazmasından ötürü Arapça sol anlamına gelen 'yesar' kelimesinden esinlenen yazar, sanat yolculuğuna henüz on beş yaşındayken genç bir karikatürist olarak adım attı. Çanakkale cephesinde yedek subaylık yaptığı Birinci Dünya Savaşı'nın ardından tiyatro eleştirmenliği ve oyun yazarlığına yöneldi. İstanbul'un kültürel hayatında derin izler bırakan usta kalem, yaşamı boyunca çok sayıda oyun, roman ve hikaye üreterek edebiyat dünyasında kalıcı bir yer edindi.
Sanat Aşkıyla Başlayan Çizgilerden Cepheye
İstanbul Lisesini bitiren Mahmut Yesari'nin çocukluk yıllarındaki en büyük hayali resim eğitimi almaktı. Hattat Yesârîzâde Mustafa İzzet'in oğlu ve Hattat Yesârî Mehmed Esad'ın torunu olan genç sanatçı, köklü bir aile mirasını taşıyordu. Henüz on beş yaşındayken Gıdık isimli mizah dergisinde karikatürler çizerek sanat dünyasına erken bir giriş yaptı. Resim eğitimi almak amacıyla Avrupa'ya gitmeyi planladığı dönemde Birinci Dünya Savaşı patlak verdi. Bu gelişme üzerine planlarını değiştirmek zorunda kalan genç adam, Güzel Sanatlar Akademisinde eğitim görmeye başladı.
Savaşın çetin şartları altında orduya çağrılan Yesari, yedek subay rütbesiyle Çanakkale Anafartalar cephesinde vatan görevini yerine getirdi. Cephede geçirdiği yılların ardından İstanbul'a döndüğünde, yarım kalan karikatür çalışmalarına Diken ve Gıdık dergilerinde yeniden başladı. Onun yeteneği sadece çizgilerle sınırlı kalmayacaktı.
Tiyatro Sahnelerinden Gazete Tefrikalarına Uzanan Yol
1920'li yıllarda yönünü oyun yazarlığına çeviren yazar, edebiyat ve sahne sanatlarına yoğun ilgi göstermeye başladı. İlk sahne eseri olan Fidan Zehra'yı bir uyarlama olarak kaleme aldı. Darülbedayi sahnesinde sergilenen oyunlarının başarısı, onu tiyatro tenkitleri yazmaya sevk ederken, sanatçı ayrıca gazetecilik alanında da aktif roller üstlendi. Bu dönemde tiyatro etkinlikleri düzenleyerek, oyun eleştirileri yayınlayarak ve dergiler çıkartarak İstanbul sanat camiasının merkezine yerleşti.
1920-1921 yıllarında Yarın dergisinde edebi yazılarıyla boy gösteren Yesari, ardından öykü ve roman yazmaya başladı. İlk öykülerini Resimli Her şey, Yedigün ve Yarımay gibi popüler dergilerde okurlarla buluşturdu. 1923 yılına gelindiğinde, Türk edebiyatının dev isimleri Reşat Nuri Güntekin ve Refik Ahmet Nuri Sekizinci ile birlikte haftalık mizah dergisi Kelebek'i kurdu. Bu dergide ilk romanı olan Bir Namus Meselesi'ni tefrika etmeye başladı.
Tiyatro kariyerine trajedi yazarak başlayan sanatçı, zamanla komedi türüne yöneldi. Yazdığı piyeslerin büyük çoğunluğu Darülbedayi tarafından sahnelendi. Romanlarında ise romantik bir yaklaşımı benimserken sade bir dil ve son derece gerçekçi diyaloglar kullandı. Toplumsal hayatın içinden seçtiği canlı sahnelerle okuyucunun kalbine dokunmayı başardı.
Ustalık Dönemi Eserleri ve Hazin Son
Çoban Yıldızı adlı romanıyla büyük bir ün kazanan Mahmut Yesari, edebiyat dünyasında gerçekçi üslubuyla tanınan bir yazar haline geldi. Edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştıran bu başarının ardından Çulluk, Tipi Dindi ve Su Sinekleri gibi usta işi romanlar kaleme aldı. Sanatçı, oyun yazarlığının yanı sıra aynı zamanda öykü ve roman türünde de üretkenliğini koruyarak yaşamı boyunca elliden fazla piyes, yirmi beş roman ve sayısız hikayeye imza attı.
Onun en çok dikkat çeken çalışmalarından biri olan Yakacık Mektupları isimli temiz bir Türkçe ile kaleme alınmış hikaye kitabı, anı ve hikaye türünü harmanlayan on iki kısa öyküden oluşur. Kitaptaki hikayeler şunlardır:
- Çaprazın Romanı
- Bir Keçiye Bir Adam
- Kahvecinin Derdi
- Kür Saatleri
- Düğünsüz Köy
- Ziyaret Günleri
- Akşam Garipliği
- Hasta Arkadaşım
- Beklenen Dostlar
- Bir Kahkahanın Suçu
- Yaşamak Kaygısı
Yazarın özel yaşamı da edebi çevrede ilgiyle takip ediliyordu. İlk eşinden Arif Yesari adında bir oğlu olan yazar, kırk yaşlarındayken yazar Cahit Uçuk ile ikinci evliliğini yaptı. Ancak bu evlilik iki buçuk yıl sürdükten sonra boşanmayla sonuçlandı. Hayatının sonuna kadar üretemeye devam eden Yesari, yakalandığı verem hastalığı nedeniyle 16 Ağustos 1945 tarihinde, henüz 50 yaşındayken Yakacık Sanatoryumu'nda hayata veda etti. Cenazesi Çamlıca'daki Çakaldağı aile mezarlığında toprağa verildi. Onun bıraktığı miras, Sürtük ve Söz Bir Allah Bir gibi sinemaya uyarlanan yapıtlarıyla günümüzde de yaşamaya devam etmektedir.
