İlk Yılları ve Hukuk Eğitimi
Konya topraklarında doğup büyüyen Ziya Nur Aksun, ilk ve orta öğreniminin ardından lise eğitimini de bu şehirde tamamladı. Derslerindeki üstün gayreti sayesinde liseyi birincilik derecesiyle bitirdi. Bu başarı, ona İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ne sınavsız geçiş hakkı sağladı. Ancak mühendislik eğitimine başladıktan bir yıl sonra, içindeki hukuk ve tarih aşkının peşinden giderek Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne geçiş yaptı. Yükseköğrenim döneminde Osmanlı imparatorluk tarihine karşı özel bir ilgi geliştirdi ve mesleki odak noktasını bu alana kaydırdı.
Hukuk eğitimini 1955 yılında başarıyla tamamlayan Aksun, avukatlık stajını da bitirdikten sonra resmen Konya Barosuna kaydoldu. Memleketinde geçirdiği bu yılların ardından, 1956 senesinde yaşamını İstanbul’da sürdüreceği yeni bir döneme adım attı. İstanbul’da mesleki faaliyetlerini farklı bırakarak ticari hayatın içine girdi. Üniversitelerde kullanılmak üzere ders kitapları basan özel bir matbaa kurdu. Böylece hem yayıncı hem de matbaacı olarak kültür dünyasında kalıcı izler bırakacağı ilk girişimini başlatmış oldu.
Beyazıt'tan Yükselen Entelektüel Ses
Ziya Nur Aksun, 1960 ve 1970’li yılların ilk yıllarında dönemin sağ ve muhafazakâr entelektüellerinin en önemli buluşma noktalarından biri olan Beyazıt’taki Marmara Kıraathanesi’nde gerçekleştirdiği sohbetlerle ün kazandı. Ülkenin yakın dönem tarihi üzerine yaptığı bu derinlikli analizler, kısa sürede büyük bir dinleyici kitlesi topladı. Fikir dünyasını paylaştığı dostlarıyla yaptığı konuşmalar hiçbir zaman küçümsenecek türden değildi. Nitekim Ülkücü hareketin kurucu fikir babaları arasında gösterilen Dündar Taşer ve Erol Güngör ile yürüttüğü entelektüel tartışmalardan derlediği notları, 1974 yılında basıma hazırladı. Bu değerli derlemeyi, üzerinde imzasını gizleyerek sadece Z.N. rumuzunu kullanarak Dündar Taşer'in Büyük Türkiyesi başlığıyla neşretti.
Aynı yıl içerisinde, İkinci Meşrutiyet döneminin önde gelen düşünürlerinden Filibeli Ahmed Hilmi’nin kaleme aldığı klasik eseri İslam Tarihi’ni günümüz Türkçesine kazandırarak sadeleştirdi. Bu çalışmasına yazarın hayatını kapsayan kapsamlı bir biyografi bölümü de eklemeyi ihmal etmedi. Bu dönemde kültür çevrelerinin dikkatle takip ettiği Diriliş dergisinde de yine Z.N. imzasıyla kaleme aldığı yazılar büyük etkiler yapsa da tarihçinin en büyük rüyası başkaydı. Aksun, 1965 ile 1976 yılları arasında, tüm birikimini aktaracağı kapsamlı bir Osmanlı Tarihi projesi üzerinde yoğun biçimde çalıştı. Ancak hayatının ilerleyen döneminde yaşayacağı ani sağlık sorunları, bu kıymetli eseri nihayete erdirmesine ilk etapta izin vermeyecekti.
Ziya Nur Aksun'un Türk kültür dünyasına bıraktığı ve neşrine öncülük ettiği başlıca eserler şunlardır:
- Dündar Taşer'in Büyük Türkiyesi (1974)
- Filibeli Ahmed Hilmi'nin sadeleştirilen İslam Tarihi (1974)
- Dört ciltten oluşan kült Osmanlı Tarihi (1995)
- Yazarın görüşlerini barındıran Gayri Resmi Tarihimiz (1997)
Zorlu Yıllar ve Sanatla Şekillenen Şifa
Hayatının en verimli döneminde olan tarihçi, 1976 senesinde geçirdiği ağır bir felç sonucunda hem konuşma hem de yazma yeteneklerini kaybetti. Yaşadığı bu büyük sarsıntıya rağmen düşünsel dünyasından hiçbir zaman kopmadı. Sol elini kullanmayı öğrenerek içindeki duygu ve düşünceleri tuvale aktarmaya başladı. Genellikle medrese ve cami gibi geleneksel dini mimarileri içeren yağlı boya resimler yaptı. Bu zorlu mücadelede en büyük sığınağı, kendisini 34 sene boyunca sevgiyle ve hiç yılmadan koruyan gazeteci kardeşi Belma Aysun oldu. Ziya Nur Aksun, güzel sanatlara olan yeteneğinin yanı sıra şiir ve musikiye duyduğu hayranlıkla da çevresinde sevgiyle yad edilirdi.
Tarihçinin yarım bırakmak zorunda kaldığı büyük Osmanlı Tarihi adlı eseri, yıllar sonra derlenerek 1995 senesinde dört cilt halinde yayımlandı. İki yıl sonra, 1997’de ise bir diğer önemli eseri olan Gayri Resmi Tarihimiz okuyucuyla buluştu. Bu kıymetli tarih çalışmalara imza atan büyük usta, 2001 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Türk tarihine sağladığı eşsiz katkılar sebebiyle üstün hizmet dalında Yılın Kültür Adamı seçildi. Ünlü tarihçi, takvimler 6 Eylül 2010’u gösterdiğinde İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Şakirin Camii’nde gerçekleştirilen cenaze merasiminin ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.