Modern Türk düşünce dünyasının kurucu isimleri arasında yer alan Ziya Gökalp, edebiyattan sosyolojiye, siyasetten şiire uzanan geniş bir yelpazede eserler vermiş, fikirleriyle yeni kurulan devletin temellerini harçlamış öncü bir entelektüeldir. Asıl adı Mehmed Ziya olan bu öncü figür, 23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır'ın Çermik ilçesinde dünyaya gözlerini açmıştır. Hayatı boyunca kaleme aldığı eserler, üstlendiği siyasi roller ve toplumsal eylemleriyle Türk milliyetçiliğinin fikir babası haline gelmiştir. Meclis-i Mebusan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde milletvekilliği yaparak devlet kademesinde etkin görevler üstlenen Gökalp, 25 Ekim 1924'te İstanbul'da hayata gözlerini yummuştur. Onun ortaya koyduğu sosyolojik yaklaşımlar ve kültürel analizler, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine de yön vermiştir.
Diyarbakır'daki İlk Gençlik Yılları ve Eğitim Hayatı
Ziya Gökalp'in babası Vilayet Evrak Memuru Tevfik Efendi, annesi ise Diyarbakır'ın köklü ailelerinden Pirinççizadelere mensup Zeliha Hanım'dır. Ailenin baba tarafı, 19. yüzyılın başlarında o dönem Elazığ'a bağlı olan Çermik'ten Diyarbakır'a göç etmiştir. Gökalp'in doğduğu ev günümüzde müze olarak korunmakta ve ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Aydın kimliğiyle bilinen yazarın etnik kökeni, hem yaşamı sırasında hem de vefatından sonra çeşitli tartışmalara zemin hazırlamıştır. Bu iddiaların ilki, Malta sürgününde bulunduğu dönemde Osmanlı Dahiliye Vekili Ali Kemal tarafından ortaya atılmıştır. Ali Kemal'in, yazarın babasının Kürt olduğuna yönelik iddiasına karşılık Gökalp, Açıksöz gazetesinde yayımlanan ünlü bir şiiriyle yanıt vermiştir. Ayrıca anne tarafının Pirinççizadelere mensup olması ve Çermik kökeni nedeniyle Zaza olduğuna dair görüşler de ileri sürülmüştür.
İlk öğrenimini Diyarbakır'da tamamlayan Mehmed Ziya, 1886 yılında Mektebi Rüştiye-i Askeriyye'ye adım atmıştır. Askeri ortaokulda hocası Kolağası İsmail Hakkı Bey, genç dimağa özgürlük fikirlerini aşılayan ilk isim olmuştur. Bu askeri okulun son sınıfındayken babasını kaybederek derin bir keder yaşayan Gökalp, 1890 yılından itibaren amcası Müderris Hacı Hasip Bey'in yanında geleneksel İslami ilimler ve din eğitimi üzerine yoğun dersler almaya başlamıştır. Eğitimini payitahtta sürdürmek istese de maddi imkansızlıklar yüzünden bu hedefini gerçekleştiremeyerek Diyarbakır İdadi Mülkiye'sine kaydolmuştur. Lisenin son sınıfındayken arkadaşlarıyla birlikte padişah yerine milletin yaşamasını haykırması, hakkında resmi soruşturma açılmasına yol açmıştır. Süresinin uzaması üzerine 1894'te okuldan ayrıldı.
Büyük Bunalım, İntihar Girişimi ve İstanbul Yılları
Okuldan ayrıldıktan sonra amcasından Farsça ve Arapça öğrenen genç Ziya, aynı zamanda Fransızca dersleri alarak dil becerilerini geliştirmiştir. Şehirde baş gösteren kolera salgını sırasında Diyarbakır'da görevli bulunan Doktor Abdullah Cevdet ile yolları kesişmiştir. Cevdet'in fikirlerinden derinden etkilendi. Ancak devam eden ekonomik sıkıntılar, İstanbul'da okuyamamanın yarattığı hayal kırıklığı ve ailesinin evlilik baskısı onu çıkmaza sürüklemiştir. Lisedeki felsefe öğretmeni Dr. Yorgi Efendi'den aldığı rasyonel eğitim ile geleneksel dini değerler arasındaki fikir çatışması, 18 yaşındaki genci intihara yönlendirmiştir. Genç adamın şakağına sıktığı kurşun, o dönem bölgede bulunan Doktor Abdullah Cevdet ile genç bir Rus operatörün son derece ilkel şartlar altında ve morfinsiz gerçekleştirdiği mucizevi bir ameliyatla başından çıkarılabilmiştir. İntihar girişiminden sonra kendisini okumaya verdi.
Kardeşi Nihat'ın desteğiyle 1896'da İstanbul'a giden Gökalp, parasız eğitim sunan baytar mektebine kaydını yaptırmıştır. Payitahttaki öğrencilik yıllarında özgürlük yanlısı Jön Türkler ve cemiyet üyeleriyle sıkı ilişkiler kurmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olan ve muhalif yayınları okuyan genç entelektüel, 1898 yılında tutuklanarak bir yıl hapiste kalmıştır. Tahliyesinin ardından 1900'de Diyarbakır'a sürgüne gönderilmiştir. Yükseköğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalan Gökalp, vefat eden amcasının vasiyeti üzerine kuzeni Vecihe Hanım ile dünya evine girmiştir. Evlilik amcasının vasiyetidir. Çiftin bu evlilikten şu çocukları dünyaya gelmiştir:
- Sedat (oğlu)
- Seniha (kızı)
- Hürriyet (kızı)
- Türkan (kızı)
Diyarbakır Direnişi ve Fikirlerin Olgunlaşması
İkinci Meşrutiyet'in ilanına kadar Diyarbakır'da küçük memurluklar yapan yazar, eşinin mülkleri sayesinde rahat bir hayat sürmüştür. Bir yandan da gizlice hürriyet faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bölgedeki güvenlik zafiyetini fırsat bilerek halka zulmeden Hamidiye Alayları'na karşı halkı örgütlemiştir. Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın soygunlarına dur demek adına halkla birlikte Diyarbakır Telgrafhanesi'ni üç gün boyunca işgal etmiştir. Bu kritik eylem, Doğu-Batı bağlantısını kesmesi sebebiyle yabancı devletlerin de ilgisini çekmiş ve sarayı bölgeye heyet göndermek zorunda bırakmıştır. Bu durum sarayı harekete geçirdi. İbrahim Paşa'nın durulmaması üzerine Gökalp liderliğinde 11 gün süren ikinci bir telgrafhane işgali gerçekleştirilmiş ve bu direniş zaferle neticelenmiştir. Halkın hakkını aradığı bu görkemli direniş sürecini daha sonra kaleme aldığı "Şaki İbrahim Destanı" isimli eseriyle ölümsüzleştiren Ziya Gökalp, 1904 ile 1908 yılları arasında Diyarbakır Gazetesi bünyesinde şiir ve düz yazılarını yayımlayarak fikir dünyasını olgunlaştırmıştır.
