İçeriğe Atla
Ziya Gökalp fotoğrafı
Anasayfa Varlık

Ziya Gökalp Kimdir?

Ziya Gökalp (1876, Diyarbakır) Türk milliyeтçiliğinin en etkili düşünürlerinden; şair, yazar ve sosyolog. Türkçülüğün Esasları baş yapıtıyla tanınır.

Diğer adlar: Mehmet Ziya, Ziya Gökalp, Türkçülüğün Babası

Bu Konuda Neler Var?

💡 Başlıklara tıklayarak sayfa içinde hızlı gezinebilirsiniz.

Ziya Gökalp Hakkında

Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecinde Türk toplumuna kimlik arayışında rehberlik etmiş; milliyeтçilik, Türkçülük ve sosyoloji alanındaki fikirleriyle yüzyılın iz bırakan fikir insanı, şair ve yazardır. 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğan Mehmet Ziya, babasının yerel bir gazetede memur olduğu mütevazı bir ailede büyüdü. Batı sosyolojisini, İslam geleneğini ve Türk kültür mirasını tek bir dünya görüşünde eriten bu ad, kısa ömrüne karşın Türkiye Cumhuriyeti’nin fikri temellerine derin izler bıraktı.

İlk Yıllar ve Siyasi Uyanış

Gökalp, eğitim hayatını Diyarbakır’da tamamladı. 1890’da Askeri Rüştiye’yi, 1894’te Askeri İdadi’yi bitiren genç, geleneksel İslam ilimlerini ise amcasından bizzat öğrendi. 18 yaşında yalnızlığın ve iç bunaltının etkisiyle intihara teşebbüs etti; bu sınavı atlatması, onu fikir dünyasına daha sert bir kararlılıkla bağladı. 1895’te İstanbul’a geçerek Veterinerlik Fakültesi’ne kaydolan Gökalp, burada İbrahim Temo ve İshak Sukûti gibi Jön Türk önderleriyle tanıştı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. Fransa’dan taşınan kitapları okumak ve muhalif eylemler nedeniyle 1898’de tutuklandı; bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra “Zaptiye Nezareti altında bulundurulmak üzere” Diyarbakır’a sürgüne gönderildi.

Sürgün yıllarında memurluk yaparken siyaset, felsefe ve tarih üzerine yoğun okumalar yürüten Gökalp, sessiz kalmadı. Hamidiye alaylarının başındaki Milli aşiret reisi İbrahim Paşa’nın bölgede yarattığı soygun ve baskı ortamına karşı halkı örgütledi. 1905’teki ilk telgraf ihtilaline öncülük eden Gökalp ve beş bin kişi, üç gün boyunca telgraf haneyi ele geçirdi. Avrupa ve Asya arasındaki iletişim bağlantı noktasının kesintiye uğradığını gören yabancı devletler saraya baskı uygulayınca İstanbul, soruşturma kurulu göndermek zorunda kaldı. İkinci ve 11 gün süren iş galden ise halk kesin galip çıktı; 1907’de hükümet, İbrahim Paşa ve alaylarını bölgeden çekmek durumunda kaldı. Bu mücadele, Gökalp’in ilk edebi ürünü olan Şaki İbrahim Destanı’na konu oldu.

Selanik’ten İstanbul’a: Fikir Dünyasının Doruk Dönemi

1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla yeniden nefes alan Gökalp, İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır temsilcisi olarak öne çıktı. Peyman Gazetesi’ni kurdu; 1909’da Selanik Kongresi’ne il delegesi sıfatıyla katıldı. 1910’da İttihat Terakki İdadisi’nde sosyoloji derslerini üstlendi; aynı dönemde Genç Kalemler Dergisi’nin kadrosuna girerek dil devrimi üzerine makaleler ve Şiirler yayımladı. Türkçenin sadeleştirilmesine ilişkin görüşleri, geniş çevrelerde yankı uyandırdı. Yeni Felsefe, Rumeli gibi yayın organlarında da düzenli kalem oynattı.

1912’de Ergani-Maden milletvekili sıfatıyla Meclis-i Mebusan’a giren Gökalp, Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı ve derneğin yayın platformlarında yazdı: Türk Yurdu, Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası. Darülfünun-u Osmani’de sosyoloji kürsüsünü de yürüten Gökalp, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” sözüyle özetlediği sentez programını bu yıllarda sistemleştirdi. Émile Durkheim’in dayanışma temelli toplum kuramından beslenen bu program, Türk kültürünü Batı’nın bilimsel yaklaşımıyla ve İslam’ın ahlaki yapısıyla bütünleştirmeyi hedefliyordu.

Sürgün, Dönüş ve Miras

Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı yenilgisiyle kapanmasının ardından Gökalp, 1919’da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi ve 1921’e kadar orada kaldı. Yurda dönüşünde Diyarbakır’da Küçük Mecmua’yı yayına soktu; 1923’te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı’na atanarak Ankara’ya taşındı. Aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Diyarbakır milletvekili olarak girdi ve Hakimiyet-i Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde yazdı. Eserlerini bir kenara bırakmadı: Kızıl Elma (1914), Yeni Hayat (1918), Altın Işık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923) ve Türk Töresi (1923) bu son dönemin ürünleridir.

Gökalp, 25 Ekim 1924’te kısa süreli bir hastalığın ardından İstanbul’da hayatını kaybetti; henüz 48 yaşındaydı. Ölümünden sonra yayımlanan Türk Medeniyet Tarihi ve Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (1926) ile gazete ve dergilerdeki yazılarını bir araya getiren derleme ciltleri, mirasın sürekliliğini korudu. Kendi ifadesiyle “Şiir için değil şuur için” yazan Gökalp, Türk edebiyatında şairliğinden çok fikir adamlığıyla öne çıktı. Hece veznini tercih etmesi de rastlantı değildi: Ulaşmak istediği geniş kitle için sade, anlaşılır bir dil zorunluydu.