1921 yılında İstanbul'un Çengelköy semtinde dünyaya gelen Zaven Biberyan, toplumsal gerçekçi çizgisiyle tanınan Ermeni asıllı Türk sosyalist yazarıdır. Eğitimine Kadıköy'deki Aramyan-Uncuyan ve Dibar Gırtaran ilkokullarında başlayan yazar, Saint Joseph Lisesi ve İstanbul Ticari İlimler Akademisi'nde yükseköğrenim görerek entelektüel altyapısını şekillendirdi. Genç yaşlardan itibaren yazın dünyasına adım atan Biberyan, fikirleri ve eserleri nedeniyle hayatı boyunca büyük toplumsal ve siyasi baskılara maruz kalmıştır. Kendine has üslubuyla döneminin azınlık sorunlarını ve sınıf çatışmalarını cesurca dile getirerek edebiyat sahnesinde önemli bir yer edinmiştir.
Basın Dünyasındaki Mücadelesi ve Beyrut Yılları
Gençlik yıllarında Jamanak, Nor Lur ve Nor Our gibi Ermenice yayın organlarında kalem oynatan Biberyan, buralarda aynı zamanda yöneticilik de yaptı. Ancak onun bu cesur kalemi, kısa süre sonra dönemin siyasi iktidarı ile karşı karşıya gelmesine yol açtı. 1946 yılında Nor Lur gazetesinde kaleme aldığı "Al Gı Pave..." (Artık Yeter) başlıklı makalesi, azınlıklara yönelik haksız tutumlara karşı sert bir duruş sergilediği için tutuklanıp hapsedilmesiyle sonuçlandı. Cezaevinden tahliye edildikten sonra da benimsediği sosyalist düşünceleri yüzünden çalıştığı iş yerlerinde ağır baskılar gören Biberyan, 1949 yılında Türkiye'den ayrılarak Lübnan'ın başkenti Beyrut'a göç etmek zorunda kaldı. Lübnan'da da mesleğinden kopmayan Biberyan, Zartonk ve Ararad gazetelerinin yazı işlerinde etkin görevler üstlenerek muhalif duruşunu sürdürdü.
İstanbul'a Dönüş ve Aktif Siyaset Yılları
Yurt dışındaki sürgün günlerinin ardından, Türkiye'deki siyasi ortamın yumuşamasıyla birlikte 1953 senesinde yeniden doğduğu şehre, İstanbul'a geri döndü. Osmanlı Bankası bünyesinde çalışan yazar, ünlü Meydan Larousse ansiklopedisinin redaksiyon kadrosunda da önemli sorumluluklar üstlendi. 1964 yılında büyük umutlarla kurduğu "Mon Tar" isimli dergisi, dönemin bitmek bilmeyen siyasi açmazları ve ekonomik zorlukları nedeniyle yayın hayatını çok erken sonlandırmak mecburiyetinde kaldı. Sol siyasetten hiçbir zaman bağını koparmayan yazar, 1965 genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) çatısı altında milletvekili adayı oldu ancak seçilmeyi başaramadı. Mücadelesine yerel yönetim düzeyinde devam ederek 1968 yılında aynı partiden İstanbul Belediye Meclisi'ne girdi ve meclis başkan yardımcılığı görevini yürüttü.
Varlık Vergisi Mağduriyeti ve Edebi Mirası
Gençliğinde yol yapım işlerinde çalıştırılan Biberyan, 1940'lı yıllarda gayrimüslim yurttaşların maruz kaldığı ağır baskıları en derinden hisseden isimlerden biridir. Yazar, haksız Varlık Vergisi uygulamasının mağdurlarındandı. Askerlik vazifesini Nafıa Askeri olarak yaptı. O dönemde pek çok gayrimüslimle birlikte büyük zorluklar yaşadı. Yaşadığı bu travmatik süreci ve dönemin getirdiği sosyo-ekonomik yıkımları, başyapıtı kabul edilen "Mırçünneru Verçaluysı" (Karıncaların Günbatımı) adlı eserinde çarpıcı bir dille aktarmıştır. İlk olarak 1970 yılında Jamanak gazetesinde tefrika edilen bu etkileyici roman, yazarın vefat ettiği yıl olan 1984'te nihayet kitap formatında okurla buluşabildi. Türkçe çevirisi 1998'de ilk kez yayımlandığında, toplumsal tartışmaları canlandırmak adına "Babam Aşkale'ye Gitmedi" ismi tercih edilmişti. Ancak yazarın hak ettiği üne kavuşmasının ardından, kitabın sonraki baskılarında bu isim değiştirilerek özgün adına geri dönülmüştür. Ölümünün ardından prestijli Eliz Kavukçuyan Ödülü'ne layık görülen Biberyan'ın geride bıraktığı eserler şunlardır:
- Angudi Siraharnerı (Meteliksiz Aşıklar) - 1962
- Mırçünneru Verçaluysı (Karıncaların Günbatımı) - 1984
- Car vivre, c'était se battre et faire l'amour (Çünkü Yaşamak Mücadele Etmekti)
- Anhun yergink açkeru meç (Gözlerdeki Sonsuz Gökyüzü)
Özel yaşamında Seda Hıdıryan ile evlilik yaptı. Bu ilişkiden bir kızı oldu. Biberyan, 4 Ekim 1984'te hayata veda etti. Şişli Ermeni Mezarlığı'nda toprağa verildi. Eserleri ve adalet mücadelesi, bugün de okurların zihninde yaşamaya devam etmektedir.