İtalyan kökenli Fransız sanatçı Yves Montand, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa kültür dünyasına yön veren en karizmatik sinema oyuncularından ve müzisyenlerinden biri haline gelerek uluslararası arenada silinmez izler bıraktı. Asıl adı Ivo Livi olan efsanevi sanatçı, 13 Ekim 1921'de Toskana'da doğdu. Josephine ve Giovanni çiftinin en küçük çocuğuydu.
Ailesinin faşizm baskısından kaçarak sığındığı Marsilya'da zorlu bir çocukluk geçiren Montand, sahneye olan sarsılmaz tutkusu sayesinde kabarelerden sinema salonlarına uzanan küresel bir başarı hikayesine imza attı.
Faşizm Kaçışından Moulin Rouge Sahnelerine
Henüz iki yaşındayken, 1923 yılında İtalya'da yükselen Benito Mussolini rejiminin faşist baskılarından kaçan ailesiyle birlikte Fransa'nın Marsilya kentine göç etti. Marsilya'nın limana yakın, işçi sınıfının yaşadığı yoksul bir mahallesinde büyüyen Livi ailesi, takvimler 1929 yılını gösterdiğinde Fransız vatandaşlığına kabul edildi. Geçim sıkıntıları nedeniyle on bir yaşında okulu bırakmak zorunda kalan genç Ivo, hayatını kazanmak için farklı işlerde çalıştı. Berber çıraklığı yaptı, fabrikalarda ter döktü ve limanda yük taşıdı.
Her şeye rağmen, içindeki sahne aşkı ve Fred Astaire hayranlığı onu bambaşka bir geleceğe hazırlıyordu. Amerikan kültüründen, caz melodilerinden ve beyaz perdeden derin izler taşıyan Montand, ilk olarak 1938 yılında Marsilya'daki Alcazar sahnesine adım attı. Burada komik taklitler yapıyor, Charles Trenet ve Maurice Chevalier gibi ustaların şarkılarını yorumluyordu.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Zorunlu Çalışma Hizmeti'nden kaçmak için Paris'e sığınan sanatçı, buradaki kabarelerde sahne alarak ayakta kalmaya çalıştı. 1944 yılının Temmuz ayında Moulin Rouge'da efsanevi şansoncu Edith Piaf'ın ön grubu olarak sahneye çıktı. Piaf tarafından keşedilmesiyle birlikte hayatının dönüm noktasını yaşadı. Piaf, hem genç sanatçının akıl hocası oldu hem de 1946'ya kadar sürecek fırtınalı bir aşk ilişkisinin kahramanına dönüştü. Kariyerinin şekillenmesinde Piaf'ın rolü büyüktü.
Müzik, Tiyatro ve Sinemanın Üçlü Zirvesi
Savaş sonrasındaki parlak döneminde Yves Montand, kariyerini üç temel sütun üzerine inşa etti. Francis Lemarque, Joseph Kosma ve Jacques Prévert gibi usta isimlerin kaleminden çıkan şarkılarla müzikte zirveye yürüdü. 1951 yılında hayatını birleştirdiği ünlü aktris Simone Signoret ile birlikte tiyatro sahnelerinde 'Les Sorcières de Salem' gibi oyunlarla fırtınalar estirdi. Üçüncü ve en geniş kitlelere ulaşan gücü ise sinema filmlerindeki unutulmaz performansları oldu.
Sanatçı sinema dünyasında özellikle şu başyapıtlarla adını altın harflerle yazdırdı:
- The Wages of Fear (Dehşet Yolcuları - 1953)
- Z (Ölümsüz - 1969)
- The Confession (İtiraf - 1970)
- Jean de Florette (1986)
Sahne duruşu, toplumsal duyarlılığı ve Avrupa sinemasında çizdiği güçlü portrelerle dünya çapında büyük bir üne kavuşan aktör, geniş kitlelerce 'Latin Aşığı' lakabıyla da anıldı. Şarkı söylerken adeta yaşayan Montand, sahnede birbirinden farklı karakterleri canlandırma becerisiyle izleyicilerini büyülüyordu. 'C'est à l'aube' ve 'Quand un soldat' şansonlarıyla politik ve toplumsal mesajlar veriyor, 'Luna Park' ile neşeli bir burjuva havası estiriyordu.
Jacques Prévert sözleriyle devleşen ve Joseph Kosma tarafından bestelenen 'Les feuilles mortes' şarkısını tüm dünyaya 'Autumn Leaves' adıyla ezberletti. Popüler müzik alanındaki gücünü 1982 yılında Metropolitan Opera Binası'nda sahne alan ilk popüler şarkıcı unvanını alarak taçlandırdı.
Fırtınalı Özel Yaşamı ve Politik Duruşu
Sanatçının 22 Aralık 1951'de Simone Signoret ile kurduğu yuva, Fransa'nın en gözde sanatsal birlikteliklerinden biri olarak kabul görüyordu. Ancak özel hayatı fırtınalardan uzak kalmadı. 1960 yapımı 'Let's Make Love' filminin çekimleri esnasında dünya starı Marilyn Monroe ile yaşadığı kısa süreli ama son derece tutkulu aşk, dünya basınında ve magazin tarihinde çok geniş bir yankı uyandırdı. Eşi Simone Signoret'nin 1985 yılındaki vefatının ardından, 1987 yılında Carole Amiel ile ikinci evliliğini yaptı. Bu mutlu evlilikten 1988 doğumlu Valentin Livi adında bir oğlu dünyaya geldi.
Politik alanda her zaman aktif bir figür olan ünlü sanatçı, kariyerinin ilk yıllarında Fransız Komünist Partisi'ni hararetle destekledi. Ancak Sovyetler Birliği'nin 1968 yılında Çekoslovakya'yı işgal etmesi, onun ideolojik çizgisinde köklü bir kırılmaya yol açtı. Zamanla liberal görüşleri benimsemeye başladı. Yaşamının son yıllarında ise bir babalık davasıyla gündeme geldi. Aurore Drossard isimli bir genç kızın babalık iddiasını ve DNA testi talebini 1990 yılında kesin bir dille reddetti.
Tarih 9 Kasım 1991'i gösterdiğinde, Fransa'nın Senlis kentinde geçirdiği ani bir kalp krizi sonucu yetmiş yaşında yaşama veda etti. Naaşı, eşi Simone Signoret'nin yanına defnedildi. Ölümünden yedi yıl sonra Père Lachaise Mezarlığı'ndaki kabri açılarak gerçekleştirilen DNA incelemeleri sonucunda, iddia sahibi Drossard'ın onun biyolojik kızı olmadığı kesin ve hukuki olarak tescil edildi. Yves Montand geride bıraktığı onlarca unutulmaz film ve şansonla dünya kültür mirasının en zarif parçalarından biri olmaya devam ediyor.
