Vasfi Rıza Zobu, 25 Kasım 1902 tarihinde İstanbul'un tarihi semti Beyazıt'ta dünyaya gelerek Türk tiyatro ve sinema tarihinin en parlak dönemlerine yön veren öncü bir sanatçı olmuştur. Eminbey Mahallesi'ndeki bir hanede başlayan bu hayat yolculuğu, sanatçının sahnelerde devleştiği, yönetmen ve yönetici olarak Şehir Tiyatroları'na damga vurduğu uzun bir kariyere dönüşmüştür. Hem beyaz perdede hem de tiyatro salonlarında bıraktığı izlerle hafızalara kazınan usta aktör, canlandırdığı karakterler ve kaleme aldığı tiyatro yazılarıyla ülkenin kültür dünyasını şekillendirmiştir. 23 Kasım 1992'deki vefatına kadar sanat aşkını sürdüren Zobu, Türk tiyatrosunun kurumsallaşmasında ve geniş kitlelere ulaşmasında başrol oynamıştür.
Askeri Sıralardan Darülbedayi Sahnelerine Uzanan Gençlik Yılları
Miralay Hasan Rıza Bey ile Safver Hanım'ın oğlu olan Vasfi Rıza Zobu, eğitim hayatına ilk olarak Beyazıt Rüştiyesi bünyesinde adım atmıştır. Daha sonra Kuleli Askerî Lisesi'ne kaydolsa da buradaki eğitimini tamamlamadan yarıda bırakıp Alman Ticaret Mektebi'ne geçiş yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle bu okulun kapılarını kapatması üzerine genç Vasfi Rıza, sınavla Sanayi-i Nefise Mektebi Âli'sine girmeyi başarmıştır. Sanat eğitiminin ilk kıvılcımları bu yıllarda parlamış ve 1970'li yıllara kadar uzanacak büyük bir sahne tutkusunun temelleri atılmıştır. Bu adımlar, büyük bir kariyerin habercisiydi. 1917 senesinde Darülbedayi Tiyatro Okulu'na dahil olmasıyla tiyatro dünyasına resmi adımını atan sanatçı, takvimler 1923 yılını gösterdiğinde profesyonel olarak sahne tozu yutmaya başlamıştır. Sahneler artık genç yeteneği bekliyordu. Bu dönemde ayrıca gazete ve dergilerde tiyatro sanatçılığı üzerine kaleme aldığı derinlikli yazılarla da dikkat çekmiştir.
Şehir Tiyatroları Dönemi ve Unutulmaz Başarılar
Sahneye adım attığı andan itibaren oyunculuk yeteneğiyle izleyicileri büyüleyen Vasfi Rıza Zobu, uzun yıllar boyunca Şehir Tiyatroları çatısı altında oyuncu, yönetmen ve yönetici olarak üstün hizmetler vermiştir. Usta sanatçının kariyerindeki en büyük dönüm noktalarından biri, 1948 yılında sergilenen ve Cevat Fehmi Başkut tarafından kaleme alınan Paydos adlı dramatik yapımdır. Paydos, onun kariyerinde zirve noktası oldu. Bu oyunda üstlendiği başrolle hafızalara kazınan aktör, ülke çapındaki popülerliğini ve ününü muazzam ölçüde artırmıştır. Usta aktör sahnede adeta devleşiyordu. Özellikle güldürü ve vodvil tarzındaki oyunlarda sergilediği eşsiz performanslarla tiyatroseverlerin gönlünde taht kuran Zobu, çok sayıda çeviri ve uyarlama esere de kendi imzasını atmıştır. Sanatçının sahneye son kez çıkışı da yine Başkut'un kaleminden çıkan Buzlar Çözülmeden adlı oyunla 1972 yılında gerçekleşmiştir. Sanatçı, tiyatroyu hayatının merkezine koymuştu.
Tiyatro idareciliği alanında da aktif sorumluluklar üstlenen sanatçı, şu görevleri yürütmüştür:
- Darülbedayi bünyesinde genç yaşta başladığı oyunculuk çalışmaları,
- Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmenliği göreviyle kurumsal liderlik,
- Birçok önemli yabancı eserin Türk tiyatrosuna kazandırılması amacıyla yapılan çeviri ve uyarlamalar.
Eylül 1975'te yaş haddi sebebiyle emekliğe ayrılmasına karşın sanatla bağını koparmayan usta, 1984 yılında genel sanat yönetmenliğinden ve çok sevdiği kurumundan nihai olarak ayrılmıştır.
Sinema Yolculuğu ve Sanat Mirası
Sahnelerdeki başarısını beyaz perdeye de taşıyan Vasfi Rıza Zobu, sinema kariyerine 1921 yılında çekilen kısa dizi filmlerle başlangıç yapmıştır. Türk sinemasının kurucu figürlerinden Muhsin Ertuğrul'un yönetmen koltuğunda oturduğu pek çok filmde rol alarak beyaz perdenin de vazgeçilmez simalarından biri haline gelmiştir. Muhsin Ertuğrul ile yolları burada kesişti. Hem tiyatroda hem de sinemada ortaya koyduğu bu olağanüstü emekler devlet düzeyinde de takdir edilmiştir. Sanatçıya 1981 senesinde Atatürk Sanat Armağanı layık görülmüş, 1987 yılında ise kendisi Devlet Sanatçısı unvanı ile onurlandırılmıştır.
Kendisi gibi tiyatro sanatçısı olan ünlü oyuncu Bilge Zobu'nun dayısı olan usta aktör, 23 Kasım 1992 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yummuştur. Bu büyük kayıp, sanat dünyasını yasa boğdu. Geride bıraktığı onlarca oyun, yönettiği eserler ve yetiştirdiği öğrencilerle Türk tiyatrosunun temel taşlarından biri olarak anılmaya devam etmektedir.
