Ümit Yaşar Oğuzcan, Türk edebiyatının en duyarlı seslerinden biri olarak kabul edilen, Tarsus doğumlu müstesna bir şairdir. 22 Ağustos 1926 tarihinde hayata gözlerini açan usta kalem, kendine has lirik söyleyişiyle aşkın, hasretin ve hüznün sesi olmuştur. Edebiyat dünyamıza kazandırdığı elli eserin yanı sıra seslendirdiği şiir plakları ve dillere pelesenk olan şarkı sözleriyle de geniş kitlelerin sevgisini kazanmıştır. Kalp krizi nedeniyle 4 Kasım 1984 günü İstanbul'da hayata veda eden şair, geride silinmez izler bırakmıştır. Sanatçının cenazesi, 7 Kasım 1984 tarihinde Teşvikiye Camii'nde kılınan öğle namazının ardından dualarla Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilerek son yolculuğuna büyük bir saygıyla uğurlanmıştır. Onun hatırası edebiyatımızda yaşamaya devam etmektedir.
Çocukluk Yıllarındaki Talihsizlikler ve Eğitim Hayatı
Şairin çocukluk ve gençlik yılları, ardı arkası kesilmeyen sağlık sorunları ve talihsiz kazalarla geçmiştir. Daha henüz üç yaşındayken ayağını kıran küçük Ümit Yaşar, beş yaşına bastığında ise merdivenlerden düşerek büyük bir tehlike atlatmıştır. Yaşadığı bu travmaların üzerine geçirdiği çok ağır ve ateşli bir hastalık, onun konuşma yetisini etkileyerek kekeme kalmasına neden olmuştur. Bu durum onda derin izler bıraktı. Ancak o, edebiyata sığınarak bu engeli aşmayı başardı. Konuşma zorluğuna rağmen eğitim hayatına kararlılıkla devam eden Oğuzcan, 1946 senesinde Eskişehir Ticaret Lisesi'ni başarıyla bitirmiştir. Gençlik yıllarında geçirdiği ciddi bir rahatsızlık neticesinde tek böbreği cerrahi müdahaleyle alınan şair, bu ağır sağlık problemi dolayısıyla vatan borcu olan askerlik görevinden tamamen muaf tutulmuştur. Fiziksel zorluklara rağmen hayata sıkı sıkıya tutunan yazar, edebi yolculuğuna genç yaşlarda adım atmıştır.
Otuz Yıllık Bankacılık Kariyeri ve Sanat Galerisi
Eskişehir'deki eğitimini tamamladıktan sonra çalışma hayatına atılan Ümit Yaşar Oğuzcan, Türkiye İş Bankası bünyesinde bankacılık mesleğine adım atmıştır. Meslek hayatı boyunca sırasıyla Adana, Ankara ve İstanbul gibi Türkiye'nin önemli şehirlerindeki şubelerde görev almıştır. Bankacılık kariyerinde basamakları kararlılıkla tırmanan usta sanatçı, kurum bünyesinde halkla ilişkiler müdür yardımcılığı makamına kadar yükselmiştir. Sektörde otuz yıllık hizmet süresini başarıyla doldurduktan sonra, kendi isteği doğrultusunda Haziran 1977 tarihinde emekliye ayrılma kararı almıştır. Çalşma hayatı onun için artık sona ermişti. Emeklilik günlerini sanattan uzak geçirmeyi düşünmeyen şair, aynı zamanda İstanbul'da kendi ismini taşıyan özel bir sanat galerisi açarak sanat dünyasına farklı bir kulvarda hizmet etmeyi sürdürmüştür.
Yazın Hayatı ve Faruk Nafiz Etkisi
Oğuzcan'ın şiirle tanışması oldukça erken bir döneme rastlamaktadır. Henüz 1940 yılında, dönemin popüler edebi topluluklarından Yedigün Şairleri arasında edebi dünyada adını duyurmaya başlamıştır. Yıllar süren üretkenliğinin bir nişanesi olarak, 1975 senesine gelindiğinde ardında devasa bir külliyat bırakmıştır. Bu süreçte toplamda elli kitaba imza atarak büyük bir başarıya ulaşmıştır. Şairin yayımladığı eserlerin dağılımı şu şekildedir:
- Otuz üç şiir kitabı
- Dört adet düzyazı eseri
- On üç antoloji ve biyografi çalışması
Şiir plakları da oldukça büyük ilgi görmüştür. Şiir plakları, popüler şarkı sözleri ve toplumsal yergileriyle halkın dilinden düşmeyen şair, şiirsel üslup olarak Faruk Nafiz Çamlıbel'in duyarlılığından derin izler taşımıştır. Eserlerinin ana eksenini uzun süre boyunca aşkın yüceliği, ayrılığın getirdiği yakıcı hüzün ve bitmek bilmeyen özlem duyguları oluşturmuştur. Aynıca usta sanatçının bu lirik tarza getirdiği yenilikler de okurlarını her daim etkilemiştir.
Büyük Evlat Acısı ve Şiirindeki Tarz Değişikliği
Usta şairin hem özel yaşantısını hem de edebi çizgisini derinden sarsan en büyük kırılma noktası 1973 yılında gerçekleşmiştir. Büyük oğlu Vedat Oğuzcan'ın ani ve acı vefatı, babalık yüreğinde tarifi imkansız yaralar açmıştır. Yaşadığı bu derin evlat acısının ardından usta şair, o güne kadar işlediği romantik temalardan belirgin bir şekilde uzaklaşmıştır. Bu büyük acı şairin ruhunu derinden sarstı. Ölüm teması şiirlerinde ağırlık kazanmıştır. Bu büyük trajediden sonra şiirlerinde varoluşsal sancılar, hayatın anlamsızlığı ve boşluğu, ölümün soğuk gerçekliği ile derin acılar baş göstermeye başlamıştır. Oğuzcan'ın mısraları bu dönemden itibaren hem biçimsel hem de özsel anlamda çok daha yoşun, felsefi ve olgun bir yapıya kavuşmuştur. Şair, acısını kelimelerle yoğurarak edebiyatımızda derin bir iz bırakmıştır.
