Türk tiyatro ve sinema dünyasının en üretken simalarından biri olan Tuncer Necmioğlu, oyunculuktan senaristliğe uzanan geniş yelpazede eserler vermiş bir sanatçıdır. 17 Aralık 1936 tarihinde Diyarbakır'da dünyaya gözlerini açan usta isim, tıp ve mühendislik eğitimlerini yarıda bırakarak hayatını sahnelere adamıştır. Kafkasya kökenli bir baba ile Rumeli göçmeni bir annenin evladı olan Necmioğlu, babasını genç yaşta kaybetmenin getirdiği zorlukları sanatın iyileştirici gücüyle aşmıştır. Farklı disiplinlerdeki arayışının ardından tiyatroda karar kılan aktör, hem sahne önünde hem de kamera arkasında toplumsal meselelere ayna tutan özgün işlere imza atmıştır.
Tıp ve Mühendislikten Sahne Tozuna Uzanan Sıra Dışı Serüven
Subay olan babasının erken vedası, genç Tuncer'in eğitim hayatını derinden etkiledi. Önce Tıp Fakültesi'ne, ardından da İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'ne kaydolan Necmioğlu, aradığı tutkuyu bu dersliklerde bulamadı. Tıp ve mühendislik fakültelerindeki eğitimini yarıda bırakıp hayatının merkezine sanatı koyan Necmioğlu, öğrenciyken adım attığı tiyatro dünyasında kısa sürede adından söz ettirmeyi başardı. Bu cesur karar, Türkiye'nin en nitelikli tiyatro eleştirmenlerinden ve sanatçılarından birinin doğuşunu hazırladı. Nitekim kendisi, yetkin duruşuyla Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (AICT) Türkiye Merkezi'nin de saygın bir üyesi haline gelecekti.
Necmioğlu, Türk tiyatrosunda yeni bir dönemi başlatan adımları atmaktan çekinmedi. Takvimler 1967 yılını gösterdiğinde; Tuncel Kurtiz, Umur Bugay, Aydın Engin ve Müjdat Gezen gibi dev isimlerle bir araya gelerek Halk Oyuncuları'nı kurdu. Bu tarihi toplulukta genel sanat yönetmenliği görevini üstlenirken, sahnelediği oyunlarla tiyatro sevgisini geniş kitlelere aşıladı. Devlet Tiyatroları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Arena ve Küçük Sahne gibi önemli kurumlarda da sahne aldı. Buralarda şu sanatçılarla omuz omuza çalıştı:
- Ali Yalaz
- Suna Keskin
- Aras Ören
- Erhan Gökgücü
- Şevket Altuğ
Tiyatrodaki başarısını beyaz perdeye de taşıyan Necmioğlu, ilk sinema deneyimini efsanevi aktör Yılmaz Güney ile birlikte yaşadı. Kamera önünde devleşen sanatçı; yönetmenlik, senaristlik ve hatta film müzisyenliği gibi farklı alanlarda da hünerlerini sergiledi. Ancak sinema tarihindeki en hüzünlü hikayelerden biri onun yönettiği bir filmle yaşandı. 1980 yılında TRT bünyesinde çekilen ilk renkli yapım olma özelliğini taşıyan Orman adlı filmin yönetmen koltuğunda oturuyordu. Ne var ki bu tarihi filmin negatifleri gizemli bir şekilde tamamen kayboldu. Bu şanssız olay nedeniyle film hiçbir zaman izleyiciyle buluşamadı.
Sanatla Harmanlanan Politik Duruş ve Zorlu Yıllar
Tuncer Necmioğlu için sanat, sadece estetik bir uğraş değil, aynı zamanda politik bir duruş sergileme aracıydı. Hayatı boyunca toplumsal adaletsizliklere karşı sesini yükselten sanatçı, bu duruşu nedeniyle pek çok kez baskılara maruz kaldı. 1969 yılında Nesimi Çimen ve Ayberk Çölok ile sahneledikleri oyunun yasaklanmasıyla ilk büyük darbeyi aldı. Gözaltına alınan üç sanatçının bıyıkları, bu süreçte baskıcı bir zihniyetle kesildi. Siyasi çalkantıların gölgesindeki 12 Mart döneminde tutuklanarak özgürlüğünden mahrum bırakılan usta tiyatrocu, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen inandığı değerleri ve sanatsal çizgisini korumayı bildi.
Baskılar sonraki yıllarda da Necmioğlu'nun peşini bırakmadı. 1985 yılında Devlet Tiyatrosu bünyesinde aktif görevdeyken yeniden gözaltına alındı ve tam 17 gün süren ağır sorgulardan geçirildi. Buna rağmen muhalif kimliğini koruyan sanatçı, 1999 yerel seçimlerinde İşçi Partisi'nden Beyoğlu Belediye Başkan adayı olarak şansını denedi. Seçimleri kazanamasa da siyasi arenada aktif bir duruş sergilemekten geri durmadı.
Hayatının son döneminde amansız bir kanser hastalığıyla mücadele eden usta sanatçı, 20 Ağustos 2006 tarihinde İstanbul'da yaşama veda etti. Vefatı, acı bir tesadüle sevgili oğlunun doğum gününe denk gelmişti. 69 yaşında aramızdan ayrılan Necmioğlu'nun cenazesi, Hasdal Mezarlığı'nda toprağa verildi. Geride bıraktığı onlarca tiyatro oyunu, unutulmaz sinema karakterleri ve cesur kaleminden çıkan eleştiriler, Türk kültür tarihinin en değerli hazineleri arasında yer almaya devam ediyor.
