Türk kültür dünyasının en üretken araştırmacılarından biri olan ve ömrünü halk bilimi çalışmalarına adayan Ömer Taha Toros, 1910 yılında Adana'da başladığı yaşam serüvenini 26 Ocak 2012'de İstanbul'da noktaladı. Onun öyküsü Adana'da başladı. Ömrünü Anadolu'nun kaybolmaya yüz tutmuş yazılı hazinelerini derlemeye adayan Toros, ömrü boyunca Türk folkloruna büyük hizmetlerde bulundu. O, geçmişin hafızasını yarınlara aktaran bir köprüydü. Çalşmalarını büyük bir titizlikle yürüterek ardında paha biçilemez kaynaklar bıraktı.
Hazin Hikayelerle Şekillenen Çocukluk Yılları
Adana'da kalabalık bir ailede hayata gözlerini açan Taha Toros'un çocukluğu, derin kayıplar ve sağlık sorunlarıyla gölgelendi. Dokuz çocuk dünyaya getiren annesinin evlatlarının birçoğunu henüz bebekken yitirmesi, ailede derin izler bırakmıştı. Beşinci çocuk olan Taha'nın ismi ise oldukça ilginç bir hikayeye dayanıyordu. Kendisinden on beş ay evvel doğan ağabeyi Ömer henüz bir yaşındayken vefat etmişti. Yedi aylıkken erken doğumla dünyaya gelen Taha'ya, ölen kardeşinin nüfus cüzdanı verildi. Genç adam bu kimliği eğitim ve askerlik hayatı boyunca kullandı. Aile geleneğine göre isimler ebced hesabıyla belirlense de Rumi takvimdeki doğum yılına uygun isim bulunamamıştı. Durumu öğrenen Musul Milletvekili Taha Efendi kendi adını bu bebeğe bağışladı. Küçük yaşta geçirdiği ağır kalp büyümesi rahatsızlığı, onun çocukluk oyunlarından tamamen mahrum kalmasına yol açtı. Okulda beden eğitimi derslerine katılamaması, çocukluk günlerine dair en hüzünlü hatırası olarak kaldı. Bu durum onu sanatsal alanlara yönlendirdi.
Edebiyat Aşkı ve Atatürk ile Kesişen Yollar
Geleceğin ünlü kültür araştırmacısının edebiyatla tanışması Adana Lisesi'ndeki ilk yılında gerçekleşti. Ünlü edebiyat tarihçisi İsmail Habib Sevük'ün teşviki, genç Taha'nın edebiyat dünyasına adım atmasını sağladı. Şiirlerinin Hayat mecmuasında yayımlanması ile birlikte edebiyata duyduğu ilgi derinleşti ve aynı dönemde folklor çalışmalarına yöneldi. Liseden 1930 yılında mezuniyetini aldıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Buradaki öğrencilik yıllarında son derece önemli tarihi olaylara tanıklık etme fırsatı buldu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1930 yılındaki üniversite ziyaretinde derste bulunan şanslı gençlerden biriydi. Asılda bu onun Atatürk ile ilk karşılaşması değildi. Kurtuluş Savaşı zaferinin ardından, 18 Mart 1923 tarihinde eşi Latife Hanım ile Çukurova'ya gelen Atatürk'ün karşısına çıkmıştı. Henüz İttihat Mektebi'nde dördüncü sınıf öğrencisiyken ulu öndere hitaben 'Kahraman Gazi' şiirini büyük bir coşkuyla okumuştu.
Bürokrasiden Arşiv Tutkusuna Uzanan Bir Ömür
Hukuk fakültesini 1 Eylül 1933 tarihinde başarıyla tamamladıktan hemen sonra maliye teşkilatında çalışmaya başladı. 1937 yılında Adana Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreterliği görevine atanarak memleketine geri döndü. Üç yıl boyunca sürdürdüğü bu görev esnasında Çukurova ve Toroslar bölgesinde çok geniş kapsamlı folklor araştırmaları gerçekleştirdi. Bu saha çalşmaları onun halk kültürüne dair eşsiz bir birikim elde etmesini sağladı. 1941 yılına gelindiğinde Ticaret Bakanlığı bünyesinde başmüfettiş olarak yeni bir göreve adım attı. Görevi kapsamında gönderildiği Paris'te Türk kültür tarihine dair kapsamlı incelemeler yürüttü. Vatikan arşivlerinde Osmanlı Devleti ile Papalık arasındaki ilişkilerin izini sürerken Polonya'da önemli konferanslar verdi. Emekli olduğu 1975 senesine kadar Anadolu'nun tüm illerini adım adım gezerek gittiği her yörenin kendine has edebiyatını ve köklü halk kültürünü araştırmaktan bir an olsun bile vazgeçmedi. Yaşamı boyunca kaleme aldığı çok sayıda eserin yanı sıra çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan makaleleriyle de Türk kültür hazinesine son derece kıymetli katkılar sunarak adını altın harflerle yazdırdı.
Geçmişin Koruyucusu ve Dev Arşiv Mirası
Taha Toros'un geride bıraktığı en değerli miras, Etiler'deki evinde koruduğu devasa arşividir. Hayatı boyunca biriktirdiği bu paha biçilemez hazine, Türk kültür tarihinin adeta canlı bir hafızası niteliğindedir. Koleksiyonunun değerini 'Mazi Cenneti I' adlı kitabında açıklayan usta yazar, arşivciliğin kanserden bile daha amansız, tedavisi imkansız fakat bir o kadar da tatlı bir hastalık olduğunu dile getirmişti. Ona göre bu virüse yakalananların şifa bulmaması en büyük temenniydi. Usta yazar, 26 Ocak 2012 tarihinde Etiler'deki evinde hayata gözlerini yumdu. Vasiyeti doğrultusunda oldukça sessiz bir törenle ebedi istirahatgahı olan Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Onun vefatıyla öksüz kalan büyük kütüphanesi ise sonraki yıllarda çok önemli kültür projelerine kaynaklık etti.
- 2015 Yılında Devir: İstanbul Şehir Üniversitesi tarafından devralınan arşiv koruma altına alınmıştır.
- Dijitalleştirme Adımı: İstanbul Kalkınma Ajansı desteğiyle yürütülen 'Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği' projesi sayesinde belgelerin bir kısmı dijital ortama aktarılmıştır.
- Kamuya Açılış: Üniversitenin 2020 yılında kapatılmasıyla bir dönem askıya alınan arşiv erişimi, Nisan 2021 itibarıyla araştırmacılara yeniden sunulmuştur.