Susan Sarandon, gerçek adıyla Susan Abigail Tomalin, 4 Ekim 1946 tarihinde New York'ta kalabalık bir ailede dünyaya gözlerini açtı. Gerçekçi ve etkileyici oyunculuk tarzıyla tanınan sanatçı, İrlandalı bir babanın ve İtalyan bir annenin dokuz çocuğundan biri olarak büyüdü. Kalabalık bir aile yapısı içinde büyümek, onun çocukluk yıllarında güçlü bir iletişim becerisi kazanmasına yardımcı oldu. Gençlik yılları oldukça hareketli ve neşeli geçti. Edison High School'dan 1964 yılında mezun olduktan sonra yükseköğrenim için The Catholic University of America'ya devam etti. Burada drama eğitimi alan yetenekli genç kadın, 1968 yılında okulundan dereceyle mezun oldu. Bu yıllar hayatının dönüm noktasıydı. Henüz öğrencilik yıllarında, 1967 senesinde Chris Sarandon ile tanışarak hayatını birleştirme kararı aldı. Çift 1979 yılında yollarını ayırsa da, başarılı oyuncu eski eşinin soyadını profesyonel kariyerinde kullanmaya devam etti.
Üniversiteden Sinema Sahnesine İlk Adımlar
Susan Sarandon'ın profesyonel sinema kariyeri 1969 yılında rol aldığı Joe adlı yapımla başladı. Seçmelere çağrıldığında büyük bir beklentisi olmayan oyuncu, sürpriz bir şekilde başrollerden birini üstlendi. Bu şans onun önünü açtı. Sinema dünyasında asıl adını duyurmaya başladığı film ise 1974 yapımı Lovin' Molly oldu. Hemen ardından 1975'te Janet Weiss rolünü canlandırdığı sinema klasiği The Rocky Horror Picture Show ile büyük bir çıkış yakaladı. Aynı yıl beyaz perdenin ünlü ve karizmatik ismi Robert Redford ile The Great Waldo Pepper filminde birlikte rol aldılar. Kariyeri hızla yükselişe geçiyordu.
Zirveye Ulaşan Başarılar ve Oscar Yolculuğu
Sarandon, 1980 yılında rol aldığı Atlantic City filmiyle sinema dünyasının en prestijli ödüllerine göz kırptı. Bu filmdeki performansı, ona 1981 yılında ilk En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar adaylığını getirdi. Tarihler 1988'i gösterdiğinde ise Tim Robbins ile başrolü paylaştığı Bull Durham filminde çalıştı. Bu set arkadaşlığının ardından uzun süreli bir birliktelik yaşamaya başlayan ünlü çift, mutlu beraberliklerini dünyaya gelen iki çocuklarıyla taçlandırdı. Doksanlı yıllar, yetenekli aktrisin kariyerinde adeta altın bir çağ olarak kayıtlara geçti. Bu on yıllık süreçte tam dört defa Oscar ödülüne aday gösterilerek yeteneğini tescilleyen yıldız oyuncu, 1996 yılında sinema dünyasını selamladı. Dead Man Walking filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kucaklamayı başardı. Başarılı sanatçının son derece zengin olan oyunculuk kariyerinde elde ettiği tüm Oscar adaylıkları şu şekildedir:
- Atlantic City (1981) - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adaylığı
- Thelma and Louise (1991) - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adaylığı
- Lorenzo's Oil (1992) - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adaylığı
- The Client (1994) - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adaylığı
- Dead Man Walking (1995) - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü (Kazandı)
Sosyal Sorumluluk ve Devam Eden Zengin Filmografi
Oscar başarısının ardından da üretkenliğini kaybetmeyen oyuncu, sinema salonlarında fırtınalar estirmeye devam etti. Ünlü aktris sırasıyla Stepmom, Anywhere But Here ve İtalyan diktatör Mussolini'nin metresine hayat vererek dikkatleri üzerine çektiği Cradle Will Rock gibi önemli sinema filmlerinde boy gösterdi. Yeni binyılda ise The Banger Sisters, Shall We Dance, Alfie, Romance & Cigarettes ve Elizabethtown gibi adından söz ettiren başarılı yapımlarda rol aldı. Sinema dünyasının sınırlarını aşan oyuncu, beyaz perdenin yanı sıra televizyon dünyasına da adım atarak popüler dizilerde kendisini gösterdi. İzleyicilerin severek takip ettiği The Simpsons, Friends, Malcolm in the Middle, Mad TV ve Chappelle's Show gibi dünyaca ünlü televizyon dizilerinde konuk oyuncu olarak yer alarak televizyon dünyasına da imzasını attı. Sanatçı sadece oyunculuğuyla sınırlı kalmadı. Sosyal ve politik düşünceleri ile toplumsal duyarlılığıyla her dönem öne çıkan yıldız, 2005 yılında İskoçya'daki Live 8 organizasyonunun sunuculuğunu üstlendi. Ayrıca 2006 Kış Olimpiyatları açılış töreninde Olimpiyat bayrağını taşıma onuruna erişerek adından söz ettirmeyi bildi. Politik aktivizmi, cesur toplumsal duyarlılığı ve ezber bozan açıklamaları, onu sadece sinema salonlarında değil, dünya sahnesinde de son derece etkili bir figür haline getirdi. Sanat dünyasındaki güçlü duruşunu sürdürmektedir.
.jpg?width=640)