Türk resim sanatının modern dönemdeki en özgün temsilcilerinden biri olan Şükriye Dikmen, 1918 yılında İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Sanat dünyasında özellikle kendine has tarzıyla ürettiği tek figürlü kadın ve genç kız portreleriyle tanınan Dikmen, 16 Eylül 2000 tarihindeki vefatına kadar Türk resmine yön veren önemli isimlerden biri olmayı sürdürdü. Seçkin bir aileden gelen ressam, eğitim hayatının ardından gittiği Paris'te dünya çapındaki ustalarla çalışarak kendi fırça dilini geliştirdi ve uluslararası platformlarda Türkiye'yi başarıyla temsil etti.
Sanatla İç İçe Geçen Aile ve İlk Eğitim Yılları
Şükriye Dikmen, entelektüel derinliği yüksek bir aile ortamında büyüdü. Babası, Türkiye'nin ilk mikrobiyologları arasında yer alan Batum muhaciri Gürcü asıllı Cafer Fahri Bey'dir. Ailenin diğer fertleri de ülke tarihinde iz bırakmış isimlerden oluşmaktadır. Nitekim Dikmen, Meclis-i Mebûsan ve TBMM bünyesinde milletvekilliği yapmış olan Ali Dikmen'in yeğenidir. Aynı zamanda Türk resminin bir diğer önemli ismi olan Tiraje Dikmen'in de ablasıdır.
İlk ve orta öğrenimini prestijli eğitim kurumlarında tamamlayan sanatçı, yükseköğrenim öncesindeki eğitimini Arnavutköy Amerikan Koleji'nde sürdürdü. Buradan 1942 yılında başarıyla mezun oldu. Sanata olan ilgisi onu yükseköğrenim için İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne yönlendirdi. Akademinin Resim bölümünde altı yıllık yoğun bir eğitim dönemi geçirdi ve 1948 yılında burayı bitirerek mezuniyetini taçlandırdı.
Paris Yılları ve Dünya Ustalarıyla Çalışmalar
Akademiden mezun olduktan hemen sonra sanatsal ufkunu genişletmek amacıyla Fransa'nın başkenti Paris'e doğru yola çıktı. Paris, dönemin sanat dünyasının kalbi konumundaydı. Şükriye Dikmen de bu büyük cazibe merkezinde kendisini geliştirmek için önemli adımlar attı. Paris'teki ünlü Ecole du Louvre'un sanat tarihi bölümüne kaydolan sanatçı, buradaki eğitimini 1953 yılında tamamlayarak mezun oldu.
Louvre'daki eğitimiyle eş zamanlı olarak pratik çalışmalarına da hız verdi. Paris'te kaldığı dönem boyunca modern sanatın öncülerinden Fernand Léger ile üç yıl boyunca çalışma fırsatı buldu. Ayrıca iki yıl süresince Sergier ve Roger Chastel gibi değerli isimlerin atölyelerinde fırçasını bileyip kendi üslubunu olgunlaştırdı. Bu süreç, onun portre sanatındaki ustalığının temellerini attı.
Sergiler ve Sanatsal Miras
Paris'teki yoğun çalışmalarının meyvelerini almaya başlayan Şükriye Dikmen, mezuniyet yılı olan 1953'te Paris'te ilk kişisel sergisini açarak sanat dünyasına başımsız bir imza attı. Ertesi yıl, yani 1954'te ise Türkiye'ye dönerek kendi ülkesindeki ilk kişisel sergisini sanatseverlerin beğenisine sundu. Türkiye'de büyük ilgiyle karşılanan bu sergi, onun yurt içindeki konumunu sağlamlaştırdı.
Uluslararası alandaki etkinliklerine ara vermeden devam eden sanatçı, 1957 yılında düzenlenen Edinburgh Festivali'ne katıldı. Ardından 1962 yılında Paris, Brüksel ve Viyana gibi önemli Avrupa başkentlerinde sanatseverlerle buluşan "Çağdaş Türk Sanatı" sergilerinde eserleriyle yer aldı. Dikmen, kariyerinin ilerleyen döneminde, 1968 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde retrospektif bir sergi açtı. Bu sergide, geçmişten o güne ürettiği eski ve yeni tüm resimlerini bir araya toplayarak sanat yolculuğunun geniş bir dökümünü sundu. Portrelerindeki lirik anlatım ve yalın form arayışıyla Türk sanat tarihinde silinmez bir iz bırakan Dikmen, 16 Eylül 2000'de aramızdan ayrıldı.