Anadolu Türkçesinin ve Tasavvufun Sesi: Gülşehri
Şeyh Ahmed Gülşehri, 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın başlarında Anadolu topraklarında yaşamış çok yönlü bir Türk tasavvuf şairidir. Anadolu coğrafyasında Türkçenin edebi ve kültürel bir kimlik kazanması yolunda ömrü boyunca büyük mücadele veren sanatkâr, döneminin entelektüel ve felsefi birikimini eserlerinin tamamına başarılı şekilde aktarmıştır. Kırşehir merkezli yaşamı boyunca dini ilimlerin yanı sıra fen bilimleriyle de ilgilenerek çağının sınırlarını aşmayı başarmıştır. Kendisi, edebiyat ve felsefe dünyasında kalıcı izler bırakmıştır.
Kırşehir'deki Yaşamı ve Mevlevilik Misyonu
Tarihi kaynaklar ve kaleme aldığı çalışmalarındaki veriler ışığında, şairin ömrünü Kırşehir ve çevresinde geçirdiği anlaşılmaktadır. Yaklaşık olarak 1250 dolaylarında doğduğu ve 1335 civarında vefat ettiği tahmin edilen Gülşehri, sadece tasavvuf alanında derinleşmemiştir. O, mantık, matematik, fıkıh ve tefsir gibi farklı disiplinlerle de yakından ilgilenmiştir. Bu yönüyle devrinin önemli bilim insanları arasında kabul edilir. Elde edilen vakfiye belgeleri üzerinden inceleme yapan bazı tarihçiler, bin iki yüz doksan yedi yılına ait vakfiyenin sahibi olan Süleyman Turmani ile Gülşehri'nin aynı şahıs olduğunu iddia etmişlerdir. Öte yandan Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayata gözlerini yummasının ardından, Sultan Veled'in kendisini özel bir görevle görevlendirdiği aktırılmaktadır. Sultan Veled, Mevlevi dergahlarını teşkil etmek ve bu öğretiyi yaymak üzere onu Kırşehir bölgesine göndermiştir. Bu tarihi şahsiyetin naaşı, günümüzde Kırşehir merkezinde bulunan ve kendi ismini taşıyan "Ahmedi Gülşehri Parkı" içerisindeki türbesinde istirahat etmektedir.
Edebi Mirası ve Başlıca Eserleri
Tasavvuf edebiyatımızın en nadide eserleri arasında kabul edilen Mantıku't-Tayr, şairin Feridüddin Attar tarafından yazılmış aynı isimli meşhur yapıtı esas alarak kendi üslubuyla yeniden kaleme aldığı en mühim çalışmasıdır. Gülşenname adıyla da bilinen bu kıymetli eser, 1957 yılında yapılan yayınlarla modern dönem okurlarıyla buluşmuştur. Eserlerinde aruz veznini ustalıkla kullanan şair, Türkçe yazmaya özen göstermiştir. Sanatçının diğer önemli yapıtları ise şu şekilde sıralanabilir:
- İslam felsefesindeki başlangıç ve son konularını ele alan Farsça mesnevi formatındaki Felekname, onun düşünce dünyasını yansıtır.
- Ahi teşkilatının kurucusunu konu edinen 167 beyitlik Türkçe Keramet-i Ahi Evran mesnevisi, 1955'te F. Taeschner çevirisiyle basılmıştır.
- Aruz ölçüsünün kalıplarını örneklerle gösteren Farsça kaleme alınmış Aruz-ı Gülşehri, şairin teorik birikimini sergilemektedir.
- Henüz asıl nüshası ortaya çıkarılamamış olan manzum Kuduri tercümesi de şairin kayıp eserleri arasında yer alır.
Türkçenin Anadolu'daki Kültür Dili Mücadelesi
Gülşehri, eserlerinde Türk dilinin gücünü ve edebi potansiyelini kanıtlamak için adeta ömrünü adamış bir dil savaşçısıdır. Onun bu kararlı duruşu, Anadolu coğrafyasında Türkçe yazma geleneğinin yerleşmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Farklı ilim dallarındaki yetkinliğini edebi dehasıyla birleştiren yazar, arkasında yüzyıllar boyu okunacak zengin bir miras bırakmıştır. Bugün de tasavvuf edebiyatımızın kurucu isimlerinden biri olarak saygıyla anılmaktadır.