Türk düşünce dünyasının en üretken zihinlerinden biri olan felsefeci ve yazar Abdullah Selahattin Hilav, 17 Nisan 1928'de İstanbul Fatih'te dünyaya gözlerini açtı. Cumhuriyet döneminin bu önemli aydını, felsefeyi yalnızca akademik çevrelerin tekelinden kurtarıp geniş kitlelerle buluşturarak Türkiye'deki düşünsel aydınlanmanın öncülerinden biri oldu. Zengin bir aile geçmişine sahip olan yazarın babası İran Kürtlerinden Muhammed Mihri Bey, annesi ise Kafkasya göçmeni Şaziye Hanım'dır. Hilav soyadını alan Muhammed Mihri Bey ile Şaziye Hanım 1920 yılında evlenmişti. Selahattin, bu evlilikten doğan beş çocuktan biri olarak Lamia, Süheyla, Leyla adında üç kız ve Necmettin isimli bir erkek kardeşle büyüdü. İstanbul'un tarihi sokaklarında geçen çocukluğu, onun entelektüel kişiliğinin temellerini attı.
Fatih'ten Paris'e Uzanan Entelektüel Yolculuk
Eğitim hayatına Çarşamba İlkokulu'nda başlayan Selahattin Hilav, ardından Karagümrük Ortaokulu'nda eğitim almayı sürdürdü. Lise yıllarında İstanbul Erkek Lisesi'ne devam etti ve buradan 1946 yılında mezuniyet derecesini aldı. Felsefeye olan derin ilgisi onu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne yönlendirdi. Buradaki yükseköğrenimini 1950 senesinde başarıyla tamamladı. Üniversiteden mezun olduktan sonra felsefi ufkunu genişletmek amacıyla Fransa'ya gitti. Paris'te geçirdiği 1954 ile 1958 yılları arasında, dünyaca ünlü Sorbonne Üniversitesi bünyesinde çalışmalar yaptı. Aynı zamanda Fransa'daki İşçi Üniversiteleri'nde dersleri takip ederek toplumsal kuramlarla yakından ilgilendi. Paris'te edindiği birikim, onun felsefi derinliğini ve batı düşüncesine olan hakimiyetini pekiştirdi. Fransa'dan ülkesine döndükten sonra durmaksızın üreten Hilav, pek çok yayın organında aktif görevler üstlendi. Çok sayıda yayınevi, dergi ve gazetenin kadrosunda yer alarak felsefe çalışmalarını kesintisiz bir biçimde sürdürdü. Dönemin popüler ansiklopedileri olan Meydan Larousse ve Büyük Larousse bünyesinde redaktörlük görevini üstlenerek Türkçenin gelişimine katkıda bulundu. Yazko Felsefe Yazıları isimli yayının yöneticiliğini yaparak düşünsel alanda yeni tartışma mecraları yarattı.
Türk Düşünce Dünyasında Çığır Açan Çeviriler ve Kavramlar
Selahattin Hilav, Türkiye'de felsefenin ve karmaşık kuramsal meselelerin anlaşılır kılınmasında adeta bir köprü vazifesi gördü. Özellikle Aydınlanma felsefesi ile Marksizm'in ülkemizde kuramsal tabanda doğru kavranması adına eşsiz nitelikte açıklayıcı yazılar kaleme aldı. Batı literatüründeki temel felsefi kavramları dilimize kazandırarak entelektüel çevrelerin ufkunu açtı. Onun gayretleri sayesinde dilimize kazandırılan önemli kavramlar şunlardır:
- Yabancılaşma kavramının Türk düşünce hayatına kazandırılması,
- Asya tipi üretim tarzı tartışmalarının kuramsal temele oturtulması,
- Felsefi literatürde kritik öneme sahip olan şeyleşme teriminin Türkçe karşılık bulması.
Ayrıca edebiyat ile felsefeyi harmanlayan varoluşçuluk akımının Türkiye sınırları içine hem sanatsal hem de felsefi açıdan girmesine zemin hazırladı. Hilav, düşüncelerini yalnızca kitaplarla sınırlı tutmayıp dönemin önde gelen süreli yayınlarında da geniş kitlelerle paylaştı. Fikirlerini ve inceleme yazılarını aktardığı başlıca yayın organları şunlardır:
- Ataç ve Eylem dergileri,
- Yeni Ufuklar ve Türkiye Defteri mecraları,
- Yelken, Değişim ve Yön dergileri,
- Sosyal Adalet, Papirüs ve Adam Sanat gibi edebiyat ve düşünce odaklı dergiler.
Çeviri alanında da olağanüstü bir üretkenlik sergileyen Hilav, dünya edebiyatının ve felsefesinin dev isimlerini Türkçe ile buluşturdu. Sartre'ın ünlü eseri Bulantı'yı, Arthur Schopenhauer'ın Aşkın Metafiziği'ni ve Karl Marx ile Friedrich Engels'in temel teorik metinlerini dilimize çevirdi. Bunun yanı sıra Roger Garaudy, Gérard de Nerval'in Doğu'da Seyahat adlı yapıtı, Diderot ile Jean le Rond d'Alembert'in hazırladığı Ansiklopedi'den seçme maddeler de onun titiz işçiliğinden geçti. Michel Foucault'nun Bu Bir Pipo Değildir çalışmasını, Alexandre Kojève'in Hegel Felsefesine Giriş eserini, Oscar Wilde ile Jaroslav Hašek'in metinlerini de Türk okuruna sundu. Bu olağanüstü geniş yelpazedeki çevirileri, Türkçe felsefe dilinin olgunlaşmasında büyük bir rol oynadı.
Geride Kalan Zengin Miras ve Paris Mektupları
Düşünce dünyamızı zenginleştiren değerli yazar, 12 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul'da yaşama veda etti. Onun vefatı, çok yakın dostu olan ünlü müzisyen Melih Kibar'ın ölümünden tam bir ay sonra gerçekleşti. İki dost peş peşe aramızdan ayrıldı. Bu kayıp, Türk kültür sanat camiasında derin bir üzüntüyle karşılandı. Felsefecinin vefatının ardından, onun anısını yaşatmak ve mirasını genç kuşaklara aktarmak amacıyla çeşitli çalışmalar yürütüldü. Yazarın vefatından bir yıl sonra, yani 2006 senesinde, Hilav'ın felsefi derinliğini ve edebi portresini kapsamlı bir biçimde ele alan iki ayrı armağan kitap edebiyat dünyasına sunuldu. Bu çalışmalardan ilki Doğan Özlem ile Güçlü Ateşoğlu tarafından derlenen 'Selâhattin Hilâv'a Saygı' kitabı iken, diğeri ise Selahattin Bağdatlı'nın hazırladığı 'Felsefeden Edebiyata Selahattin Hilav' adını taşımaktadır. Yine aynı sene içerisinde, felsefecinin öğrencilik yıllarında Paris'ten dostlarına ve ailesine yazdığı özel mektuplar Sema Rifat tarafından titizlikle derlenerek 'Selahattin Hilav ve Paris Mektupları' başlığı altında okurlarla buluşturuldu. Bu kıymetli mektuplar, Hilav'ın genç yaşlardaki zihinsel gelişimini ve Paris'in o dönemki sanat atmosferini yansıtması bakımından paha biçilemez bir belge niteliği taşır. Selahattin Hilav, felsefeyi toplumla buluşturan kalemiyle ve Türkçeye kazandırdığı zengin kavramsal hazineyle düşünce tarihimizdeki müstesna yerini korumaya devam ediyor.
