Türk sinemasının ve sahne dünyasının bir döneme damga vuran en çarpıcı figürlerinden biri olan Seher Şeniz (gerçek adıyla Seher Başdaş), 1 Mart 1948 tarihinde İzmir'de dünyaya gözlerini açtı. Güzelliği, isyankâr tavırları ve sınırları zorlayan cesur sahne şovlarıyla 1960'lı ve 70'li yılların Türkiye'sinde fırtınalar estiren sanatçı, vamp rollerin aranan yüzü haline gelerek adından sıkça söz ettirdi. Farklı tarzı ve gözü kara duruşu nedeniyle dönemin seks sembolü olarak konumlandırılan Şeniz, 14 Mayıs 1992'de İstanbul'daki evinde hayatına son vererek derin bir hüzün bıraktı.
Güzellik Yarışmasından Yeşilçam Sahnelerine Uzanan Yolculuk
Genç yaşta adım attığı pırıltılı dünya, onun için hem şöhretin hem de büyük fırtınaların başlangıcı oldu. Kariyerindeki ilk büyük çıkışını 1965 yılında, Seyyal Taner'in üçüncü olduğu yarışmada Plaj Güzeli seçilerek gerçekleştirdi. Asıl büyük patlamasını ise bir sonraki yıl katıldığı 1966 Türkiye Güzellik Yarışması'nda ikinci seçilince yaşadı. Alınan sonuca çok öfkelenen yıldız, ikincilik kurdelesini jüri üyelerinin yüzüne fırlatarak tepkisini gösterdi. Bu cesur ve asi çıkış, onun magazin dünyasındaki popülaritesini adeta zirveye taşıdı. Sinemaya adım atışı ise 1962 yapımı Kelle Koltukta isimli macera filmi ile gerçekleşti. Kısa sürede yapımcıların dikkatini çekmeyi başaran oyuncu, yirmiyi aşkın filmde rol üstlendi. Bu filmlerin büyük kısmı, dönemin sinema modasına uygun avantür ve erotik ögeler barındıran yapımlardı. Buna rağmen, sinemamızın efsanevi ismi Yılmaz Güney ile başrolü paylaştığı 1965 yapımı Tehlikeli Adam gibi iddialı dramatik işlerde de yeteneğini sergileme şansı buldu. Dönemin en popüler erkek oyuncularıyla yan yana çalışmış olmasına rağmen, büyüleyici güzelliği ve sıra dışı cazibesi sebebiyle Yeşilçam yapımcıları tarafından her zaman vamp karakterleri canlandırmaya mecbur bırakıldı.
Paris Yılları ve Dünyaca Ünlü Kulüplerde Dans Rüzgarı
Özel hayatında aradığı huzuru bulmakta zorlanan ünlü sanatçı, yaşamı boyunca üç kez nikah masasına oturdu. Seher Şeniz'in fırtınalı aşk hayatı şu evliliklerle şekillendi:
- Henüz 16 yaşındayken memleketi İzmir'de gerçekleştirdiği ilk evliliği,
- Amerikalı Anthony Wilkins ile yaptığı ve ona farklı kapılar açan ikinci evliliği,
- Paris günlerinin kapısını aralayan Ermeni kökenli Teknur Kiraz ile gerçekleştirdiği son evliliği.
Son evliliğinin ardından eşiyle birlikte Fransa'nın başkenti Paris'e taşındı. Buradaki popüler striptiz kulüplerinden olan Moulin Rouge'da sahne alarak izleyicileri büyülemeyi başardı. Paris'te yaşadığı dönemde, dünyaca ünlü erkek dergisi Playboy için objektif karşısına geçti. Bu dergide fotoğrafları yayınlanan ilk Türk vatandaşı olarak tarihe geçmeyi başardı. Fransa macerasının ardından ülkeye dönen sanatçı, yöneldiği oryantal dans ile kısa sürede sahnelerin tozunu yutmaya başladı. İstanbul'un en prestijli gazinolarında ve ünlü eğlence mekanı Parizien'de sahne almaya başladı. Kısa sürede sahne şovları ve kıvrak danslarıyla dönemin en büyük seks sembollerinden biri haline geldi. Özellikle 1970'li yıllarda Tülay Karaca ve Nesrin Topkapı ile birlikte Türkiye'nin en çok aranan dansözü oldu.
Trajik Son ve Geride Kalan Hüzünlü Mektup
Şöhretin ve alkışların arkasında ise derin bir yalnızlık ve ruhsal bunalım saklıydı. Yaşadığı ağır depresyon sonucunda ilk intihar girişimini 29 Haziran 1984 tarihinde gerçekleştirdi. Mogadon isimli güçlü ilaçtan dört tüp içerek hayatına son vermek istedi. Doktorların uzun süren yoğun çabaları sayesinde hayatta kalmayı başarsa da içindeki derin acıları dindirmek mümkün olmadı. 1992 yılına gelindiğinde, Teşvikiye'deki evinde ikinci kez canına kıymaya karar verdi. Yüzlerce morfin hapı ile birlikte iki şişe viski içen sanatçı, bu kez amacına ulaştı. Komşularının durumdan şüphelenip polise haber vermesi üzerine evinin kapısı çilingir yardımıyla açıldı. Sanatçının cansız bedeni ağabeyi Turhan Başdaş tarafından bulunurken, geride bıraktığı sarsıcı mektup adeta bir veda çığlığıydı.
“...daha 15 yaşındayken anlamıştım bu dünyadaki insanların ne mal olduğunu. Nihayet bu iğrenç dünyadan gitmeyi başardım. Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyselerdi alay ederdim. 15 yaşında anladım insanların ne mal olduğunu. Ben fahişe olmak için yaratılmamışım, hassas ve duygusalım. Öldüğümü kimse bilmesin. Peruklarımı yakıp, küllerini savurun. Müslüman geleneklerine göre gömülmek istemiyorum. Beni beyaz bir bornoza sarıp her yerimi kapatın o kadar.”
Mektubunda genç yaşta hayata atılmanın getirdiği kırgınlıkları dile getirse de ne yazık ki bu son vasiyeti yerine getirilmedi. Ölümünün ardından Mehmet Altan, Hasan Pulur ve İlhan Selçuk gibi dönemin usta köşe yazarları köşelerinde ona veda yazıları yazdılar. Seher Şeniz, Feri Cansel ve Mine Mutlu ile birlikte Türk sinemasının en dramatik üçlüsü olarak hafızalara kazındı.
