Samuel Agop Uluçyan, Yeşilçam'da Sami Hazinses olarak tanınan, 1925 yılında Diyarbakır'da dünyaya gelmiş, ömrünü Türk sinemasına ve müzığıne adamış Ermeni asıllı efsanevi bir karakter oyuncusudur. Çocukluğundan itibaren sanatla yoğrulan usta isim, dokuma işçiliğinden setlere uzanan serüveninde komedi ve dram rollerini başarıyla harmanlayarak izleyicinin kalbinde yer edinmiştir. 2002 senesinde aramızdan ayrılan sanatçı, yüzlerce filmde sergilediği performansların yanı sıra geride ölümsüz besteler bırakmıştır.
Diyarbakır'dan İstanbul'a Sanat ve Zanaat Dolu Gençlik Yılları
Dicle ilçesinin Kırkpınar (Herêdan) köyünde Mıgırdiç Daşçı Zıfqar ile Enna çiftinin evladı olarak doğan Samuel Agop, çocukluğunu Diyarbakır'ın tarihi Hançepek mahallesinde geçirdi. Ailesinin 1927 yılında buraya taşınmasıyla başlayan şehir hayatı, onun sanatsal kimliğinin temel taşlarını oluşturdu. Mahallelilerin sevecenlikle "Samo" diye seslendiği usta isim, ilkokulu bitirdikten sonra eğitim hayatını sonlandırıp zanaat ve müzikle ilgilenmeye başladı. Kentin Ermeni ustalarından geleneksel puşicilik zanaatını öğrenirken aynı zamanda Diyarbakır Musiki Cemiyeti bünyesinde notalarla tanıştı. Musiki Cemiyeti icra heyetinde 1940 yılına dek aktif olarak yer alıp ezgileri ruhuna işledi. 1940'lı yılların sonuna doğru ise daha iyi bir iş bulmak ve hayata atılmak üzere İstanbul yollarına düştü. Büyük şehre adım attığında bir süre dokuma fabrikasında işçi olarak çalıştı.
Beyaz Perdeyle Tanışma ve 40 Yıllık Karakter Oyunculuğu
İstanbul'daki günlerinde hemşehrisi olan ünlü yapımcı Mümtaz Alpaslan ile yolları kesişti. Alpaslan'ın hazırladığı bir film projesinin müziklerini üstlenerek sinema dünyasının kapısını araladı. Yapımcının yoğun ısrarı üzerine filmin oyuncu kadrosunda da kendine yer buldu. Bu adım atılırken içinde hep "Acaba becerebilir miyim" korkusu ve endişesi hakimdi. Fakat bu endişeli başlangıç, 40 yılı aşacak devasa bir kariyerin habercisi oldu. 1953 senesinde usta yönetmen Mahir Canova'nın imzasını taşıyan "Kara Davut" filminde üstlendiği küçük bir rolle profesyonel oyunculuğa merhaba dedi. Başrollerinde Cüneyt Gökçer, Muhterem Nur, Atıf Kaptan ve Altan Karındaş gibi dev isimlerin bulunduğu bu yapım, Hazinses'in sinemada kalıcı olmasını sağladı. Zamanla komik tiplemelerin aranan siması haline gelen aktır, dramatik rollerde de izleyicinin gözlerini yaşartmayı bildi. Yaklaşık bin filmde unutulmaz kompozisyonlar çizen usta oyuncu, bir röportajında en çok şu yapımları unutamadığını dile getirmiştir:
- Şafak Bekçileri (1963)
- Kızgın Delikanlı (1964)
- Cengiz Han'ın Hazineleri (1962)
Notaların ve Dizelerin Arkasındaki Gizli Deha
Pek çok Yeşilçam sever Sami Hazinses'i yalnızca güldüren bir sima olarak görse de o, aslında derin bir ruh taşıyan şair ve besteciydi. Birçok dilde şarkılar söyleyebilen usta sanatçı, usta bestecilere verdiği sözler sayesinde pek çok ismin üne kavuşmasına zemin hazırladı. Ayrıca kendisinin yayımlanmış bir şiir kitabı da bulunuyordu. Müzik dünyasına kazandırdığı en önemli eserlerden "Bir Dilbere Müpteledır Deli Gönlüm" adlı besteyi ünlü sanatçı Zeki Müren seslendirdi. Bununla beraber "Derdimi Kimlere Desem" adlı klasiği ise Müslüm Gürses ile İbrahim Tatlıses başta olmak üzere Türkiye'nin en sevilen yorumcularının repertuvarına girdi. 1960 yılında efsane yönetmen Metin Erksan'ın "Şoför Nebahat" filminde rol alırken Sezer Sezin, Kadir Savun, Kenan Pars ve Erol Taş ile kamera karşısına geçti. Bu yapıma özel olarak bestelediği ve dönemin dillerinden düşmeyen aynı isimli şarkıyla müzikal gücünü bir kez daha kanıtladı. Yönetmenlerin bu yönünü fark etmesiyle birçok filme kendi ezgileriyle can verdi.
Huzurevinde Son Bulan Sessiz Veda
Hayatı boyunca hiç evlenmeyen ve kendisini bütünüyle sanatına adayan Sami Hazinses, 1980 yılında emeklilik hayatına adım attı. Sinema dünyasının vefasını ise 2000 yılında aldı. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından Türk sinemasına sağladığı benzersiz katkılar vesilesiyle "Onur Ödülü" ile taşlandırıldı. Ömrünün son dokuz ayını Göztepe Semiha Şakir Huzurevi'nde sükunet içinde geçirdi. Usta aktör, 23 Ağustos 2002 tarihinde İstanbul'da şeker ve tansiyon rahatsızlıklarına bağlı komplikasyonlar nedeniyle 77 yaşında Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde hayata gözlerini yumdu. Cenaze merasimi Kadıköy Surp Takavor Kilisesi'nde tertip edildikten sonra naaşı dualarla Hasanpaşa Ermeni Mezarlığı'na defnedildi.
