İran edebiyatının öncü kalemi Sadık Hidayet, modern Fars öykücülüğünü kuran ve evrensel boyuta taşıyan eşsiz bir yazardır. 18 Şubat 1903 tarihinde Tahran'da dünyaya gelen sanatkâr, kalabalık bir aile ortamında çocukluğunu edebiyatla iç içe geçirdi. Tahran'daki Fransız Lisesi eğitimi ve Avrupa seyahatleriyle şekillenen son derece zengin ve derin entelektüel birikimi sayesinde, geleneksel kal±pları yıkarak ülkesinin yazın dünyasını çağdaş batılı standartlarla ilk kez tanıştırmayı başardı. Kendi iç dünyasındaki derin buhranları ve toplumsal çöküşü eserlerine yansıtarak Fars edebiyatında yepyeni ve apayrı bir çığır açtı.
Tahran'dan Paris'e Uzanan Bir Ömür
Liseden mezun olduktan sonra, 1925 yılında eğitimini devam ettirmek amacıyla Avrupa yollarına düştü. Bir dönem diş hekimliğiyle ilgilense de sonrasında inşaat mühendisliği okumaya karar vererek bu alana yöneldi. Belçika ve Fransa'da geçen dolu dolu dört yılın ardından 1930 senesinde memleketi İran'a geri döndü. Tahran'da çeşitli kurumlarda kısa süreli çalıştı. Yazarlık serüvenine henüz 1914 yılında İlmiye Okulu'ndayken çıkardığı Nidâ-yi emvât adlı duvar gazetesiyle ilk adımını atmıştı. Yazar, olgunluğa eriştiği en önemli ilk hikâyelerini ise Paris'te kaldığı yıllarda kaleme aldı.
Edebi çevrelere hızla dahil olan Hidayet, 1934 yılında dostlarıyla birlikte Reb‘a adıyla bilinen Dörtler edebi topluluğunu kurdu. Budizm üzerine derinlemesine araştırmalar yapmak üzere Hindistan'a gitti. Bombay'da geçirdiği dönemde Sanskritçe öğrenerek Buda'nın bazı öğretilerini Farsçaya tercüme etmeyi başardı. Budizm felsefesinden aldığı derin esintilerle yoğrulan ve onun tüm dünyada tanınmasını sağlayan en önemli şaheseri kabul edilen o meşhur psikolojik romanı Kör Baykuş, 1937'de Bombay'da yayımlandı. Yurda dönüşünün ardından 1938'de İdâre-i Mûsiki-i Kişver bünyesinde sekreterlik yaparken, aynı zamanda Mecelle-i Mûsîḳi dergisinde yayın editörlüğü görevini yürüttü.
Toplumsal Eleştiriler ve Edebi Dönüşüm
Özbekistan'ın Taşkent şehrine ve diğer bölgelere 1945 yılında giderek buradaki edebi çevrelerle temaslarda bulundu. Yazar, 1940 sonrasında realist bir üsluba yöneldi. Bu dönemin en belirgin meyvesi olan Seg-i Vilgerd adlı öykü kitabını yayımladı. İkinci yazarlık evresinde ise mutluluğun her insanın hakkı olduğunu fakat hayatın gerçeklerinin buna engel olduğunu savundu. Dünya savaşı yıllarına acı içinde tanıklık etmesinin ruhunda bıraktığı o ağır psikolojik yükle, öykülerindeki tüm karakterleri son derece karanlık, yalnız ve marazi dünyalara sahip bireyler olarak kurguladı. Tudeh Partisi çevresindeki sol entelektüellerle yakın ilişkiler kurarak 1941 ile 1947 yılları arasında siyasi yazılar yazdı. Zamanla bu çevrelere yönelttiği sert eleştirilerle birlikte onlarla olan tüm bağını tamamen kopardı. Monarşi ve ruhban sınıfına yönelik sert eleştirileri nedeniyle yasaklandı.
Eserlerinde işçilerin, köylülerin, öğretmenlerin ve ezilen kadınların maruz kaldığı dramatik yaşam sahnelerini gerçekçi bir dille resmetti. Kafka, Dostoyevski, Poe ve Çehov gibi dünya edebiyatının dev isimlerini yakından inceleyerek onların edebi dünyalarından feyz almayı sürdürdü. Eski şairler arasında en çok Ömer Hayyam'ın hayata bakışını ve derin rubailerini kendine yakın buldu. Aynı zamanda resim sanatıyla da uğraştı.
Hassan Qa'emian, yazarın günümüze kadar ulaşabilen tüm özgün resimlerini bir araya getirdi. Kimileri bu tablolarda büyük bir sanatsal değer bulmazken, kimileri ise bunları geleceğin resimleri şeklinde yorumladı. Sanatçı, Beethoven ve Çaykovski müziklerini dinlemeyi çok severdi. Bunun yanında, afyon bağımlısı olduğu da dönemin bilinen acı gerçekleri arasında yer alıyordu.
Championnet Caddesi'nde Son Perde
Paris'e 1950 yılının sonlarına doğru giderek hayatının son dönemini tamamen batı edebiyatı çalışmalarına adadı. Son eseri Kafka'nın Mesajı adlı risalesinde ayrımcılığın ve baskının insan ruhunda yarattığı melankoliyi anlattı. Yazar, 9 Nisan 1951'de Championnet caddesindeki dairesinde intihar etti. Yirmi beş yıllık yakın kadim dostu Bozorg Alevi, onun günlerce havagazlı daire aradıktan sonra son gün dairesine kapandığını ve tüm delikleri bezle kapatıp gazı açtığını belirtmiştir. Ertesi gün dairesine gelen arkadaşı, onu mutfakta tertemiz giyinmiş ve tıraş olmuş vaziyette yerde yatarken buldu. Usta edebiyatçı, gitmeden hemen önce basılmamış olan tüm roman ve hikâye müsveddelerini yakarak yok etmişti. Cenazesi, Paris'teki ünlü Père Lachaise Mezarlığı'na defnedildi. Yazarın mezarı, Türk sinemasının efsanevi ismi Yılmaz Güney ile aynı mezarlıkta bulunmaktadır. Eserleri Almanca, İngilizce, Türkçe, Fransızca, Rusça ve Estonca dahil olmak üzere dünyanın pek çok farklı diline çevrilerek geniş kitlelere ulaştı.
Sadık Hidayet'in Başlıca Eserleri
- Diri Gömülen (Zindeh be-gur - 1930)
- Üç Damla Kan (Seh qatreh khun - 1932)
- Kör Baykuş (Bûf-i kûr - 1936)
- Aylak Köpek (Sag-e Velgard - 1942)
- Hacı Ağa (Haji Aqa - 1945)
- Vejetaryenliğin Yararları (Favayed-e Giyahkhari - 1957)
