Türkiye'de opera sanatının temellerini atan en önemli öncülerden biri olan Fatma Saadet İkesus Altan, 3 Mart 1916 tarihinde İstanbul'un tarihi semtlerinden Üsküdar'da hayata gözlerini açtı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yetişen ve ülkenin ilk kadın opera rejisörü ile ses eğitmeni unvanlarını elinde bulunduran sanatçı, müzikal vizyonu ve sayısız öğrenci yetiştirmesiyle Türk kültür tarihine damgasını vurmuştur. Üsküdar'da başlayan hayat serüveni, Ankara'da şekillenerek Almanya sahnesine uzanmış ve son nefesini verdiği 12 Aralık 2007 tarihine dek sanatla örülü bir çizgide devam etmiştir.
Eğitim Yılları ve Sanat Aşkının Ağır Basması
Babası subay Mehmet Tevfik Bey'in Kurtuluş Savaşı'nda şehit düşmesinin ardından, Saadet ve kardeşlerini annesi Fatma Mihri Nigar Hanım büyük bir özveriyle büyüttü. Annesinin Dışişleri Bakanlığı'nda göreve başlaması aileyi Ankara'ya taşıdı ve genç Saadet'in eğitim hayatı burada yeni bir yön kazandı. 1934 yılında Ankara Kız Lisesi fen bölümünü bitiren İkesus, öğrencilik yıllarında Halkevi bünyesinde tiyatroyla ilgilendi ve Nurullah Taşkıran'dan solfej ile şan dersleri almaya başladı. Öğretmenlerinin tavsiyesiyle ilk olarak Ankara Veterinerlik Fakültesi'ne kaydolsa da içindeki sanat aşkı ağır basınca buradaki eğitimini yarıda bıraktı. Tam da bu süreçte Soyadı Kanunu'nun ilanıyla aile "İkesus" soyadını benimsedi. Sanatı seçen genç kadın, 1935 yılında Paul Hindemith, Paul Lohmann, Ahmed Adnan Saygun, Necil Kazım Akses ve Ulvi Cemal Erkin gibi dönemin dev isimlerinden oluşan jürinin beğenisini kazanarak devlet bursuyla Berlin'e gönderildi.
Berlin Müzik Akademisi'nde şan ve sahne eğitimi alan İkesus, 1940 yılında mezuniyetini ilan edene kadar Almanya'da pek çok başarıya imza attı. Öğrencilik yıllarında Berlin Radyosu'nda Richard Wagner'in eserlerini seslendirerek adını duyurdu. Burada sergilediği yetenekle Giuseppe Verdi'nin meşhur Aida operasındaki Amneris rolünü canlandırdı. Hayatının bu döneminde orkestra şefliği öğrencisi Helmut Henze ile nişanlandı. Ancak dönemin Nazi Almanyası koşullarında Türk vatandaşı olması sebebiyle "Aryan belgesi" alamadı ve bu durum evlilik planlarının yarım kalmasına yol açtı. Akademiden mezun olduktan sonra Duisburg Operası'ndan kontrat teklifi aldı. Belge engeli nedeniyle bütçe kesintisi ve iptal tehlikesi yaşasa da diplomatik girişimler ve sergilediği kararlı duruş sayesinde nihayet sahneye çıkmayı başardı. Duisburg'da Rigoletto'nun Maddalena karakteriyle profesyonel kariyerine adım atarak Carmen'den Don Carlos'a uzanan pek çok başrolde alkış topladı.
Türkiye'ye Dönüş ve Operada İlklere İmza Atma Dönemi
Türk operasının kurucusu Carl Ebert'in davetiyle 1941 yılında vatanına dönen Saadet İkesus, Fidelio operasındaki performansıyla ülkede büyük bir ün kazandı. Ülkesinde Carmen, Maskeli Balo ve Cosi fan Tutte gibi dev yapıtlarda başrolleri üstlendi. Aynı zamanda Ankara Devlet Konservatuvarı'nda şan eğitimi vermeye başlayarak ülkemizin ilk kadın ses eğitmeni unvanını gururla taşıdı. Operayı geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla 1942'de radyoda eğitici programlar düzenledi. Müzik dilinin anlaşılır kılınması gerektiğine inanarak yaklaşık 50 operanın Türkçe çevirisini gerçekleştirdi. 1952 yılında Ankara'ya gelen Arnulf Schröder ile ortak rejiler yürüttükten sonra, Muhsin Ertuğrul'un teşvikiyle Cosi fan tutte operasını sahneye koydu. Bu başarı, onu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın opera rejisörü konumuna yükseltti.
Kariyeri boyunca İzmir, Adana, Ankara ve İstanbul'da konserler veren sanatçı, TRT'de geleneksel Türk müziği icracılarına diksiyon ve nefes eğitimleri de sundu. Yetiştirdiği yüzlerce isim arasında Türk müziğinin efsaneleri ile klasik müziğin öncüleri yer almaktadır. İşte İkesus'un Türk sanat dünyasına armağan ettiği bazı değerli öğrencileri:
- Suna Korad
- Sevda Aydan
- Muazzez Abacı
- Emel Sayın
- Mustafa İktu
- Atilla Manizade
Hayatının ilerleyen dönemlerinde üçüncü eşi Erdoğan Altan ile İstanbul'a yerleşen ve burada da dersler vermeye devam eden sanatçı, 1965 yılında ses eğitimi alanındaki ilk kaynak eser olan "Ses Sağlığı ve Korunması" kitabını kaleme aldı. 1995 yılında ise "Kara Böcek" adlı biyografik öykü kitabını yayınladı. Sahnedeki 50. yılını büyük bir coşkuyla kutlayan, opera çevrelerinde "Hocaların Hocası" olarak anılan 91 yaşındaki bu ulu çınar, arkasında silinmez izler bırakarak Ankara'da yaşama veda etti.
