Türkiye'de modern fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanının temellerini atan Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu, 1895 yılında Ankara'da dünyaya geldi. Hayatını tıp bilimine adayan Çubukçu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde ülkenin ilk fizik tedavi kürsüsünü kurarak bu disiplinin öncüsü oldu. Genç yaşta kaybettiği iki kardeşinin acısı, onun hekimlik mesleğine yönelmesinde en büyük etken haline geldi. Hekimlik fikri zihninde böylece filizlendi. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, tıp eğitimine başlamak üzere 1912 senesinde İstanbul'un yolunu tuttu. Darülfünun Tıp Fakültesi'nin zorlu sınavlarında başarı göstererek hekimlik yolculuğuna ilk adımı attı.
Cepheden Laboratuvara Uzanan Tıp Yılları
Darülfünun Tıp Fakültesi sınavlarında büyük başarı göstererek tıp eğitimine başlayan Çubukçu, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle fakültenin kapatılması üzerine kendisini cephe gerisindeki askeri hastanelerde buldu. Haydarpaşa binası askeri hastaneye dönüştürülmüştü. Çubukçu, henüz diplomasını almamış bir öğrenci olmasına rağmen hasta bakmaya ve ameliyatlara girmeye başladı. Vatan savunmasında aktif rol almak isteyen genç hekim adayı, 1915 yılının Mart ayında sınıf arkadaşlarıyla birlikte Çanakkale cephesine gönüllü gitti. Çanakkale'de yaralılara şifa dağıttılar. Cephedeki bu zorlu dönemin ardından eğitimine geri dönerek, 1918 yılında okulundan başarıyla mezun oldu.
Mezuniyetinin hemen ardından Haydarpaşa'daki Seririyat-i Akliye ve Asabiye Kliniği bünyesinde nöropsikiyatri ihtisasına adım attı. Kliniğin şefi Raşit Tahsin Bey'in yanında nöropsikiyatri ihtisasını başarıyla tamamladı. Yeteneğiyle dikkat çeken uzman, 1925 yılındaki sınavda başarı göstererek aynı klinikte doçent unvanını aldı. Kariyerinde yeni bir ufuk açmak amacıyla Darülfünun bursunu kazanarak üç yıllığına Paris'e gönderildi. Bu süreç tam üç yıllı ücretli eğitim programından farklı olarak burslu bir akademik faaliyet olarak devam etti. Paris'te tıp fakültesinin yanı sıra nöropsikiyatri hastanesi Hôpital Pitie-Salpetriere ve Hotel Dieu gibi önemli tıp merkezlerinde çalışan uzman, fizikoterapi ve romatoloji alanında kendini geliştirme imkını buldu. Fizikoterapi ve romatoloji alanlarında derinleşen uzman, 1928 yılının başlarında 'Fizyoterapi'deki Bazı Güncel Konular' adlı ilk mesleki kitabını Fransızca kaleme aldı. Bu kıymetli bilimsel eserin basımını Fransa'da gerçekleştirerek ülkemizdeki hekimlerin istifadesine sundu.
Türkiye'de Fizik Tedavinin Kurulması ve Reform Yılları
1928 yılının sonlarına doğru Türkiye'ye dönüş yapan doçent, Haydarpaşa'da ülkemizdeki ilk fizikoterapi kurumu olan Fizikoterapi Enstitüsü'nü kurdu. Enstitüde elektrik, ışık, ultraviyole ışınları ve kaplıca tedavisi gibi modern yöntemleri tıp pratiğine entegre etti. Bu çerçevede kurum bünyesinde çeşitli tedavi imkınları sunulmaktaydı:
- Elektrik ve ışık tedavisi uygulamaları
- Ultraviyole ışın terapileri
- Kaplıca ve özel cihaz destekli fizik tedaviler
Bu alanda sayısız kitap yayınladı. 1930'lu yıllara gelindiğinde, ülkede modern bir üniversite düzeni kurma çalışmaları hız kazandı. Cumhuriyetin ilanından sonra yükseköğrenimde modernleşme adımları kapsamında gerçekleştirilen 1933 Üniversite Reformu neticesinde Darülfünun kapatılınca, aralarında Çubukçu'nun da bulunduğu iki yüz kırk öğretim üyesi görevinden uzaklaştırıldı. Ancak tıp dünyasındaki yeri doldurulamayan Çubukçu, yalnızca üç ay sonra kurulan yeni İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi kadrosuna seçildi. Önemli çalışmalarına hız kesmeden devam etti. Belirlenen 25 seçkin hoca arasına girmeyi başararak Darülfünun sonrasındaki yeni dönemde yerini korudu. Fakültenin tek fizik tedavi uzmanı olarak akademik çalışmalarını sürdürdü ve 1937 yılında profesörlük payesine erişti.
Rehabilitasyon Kavramı ve Tıbba Kazandırılan Miras
Prof. Dr. Osman Cevdet Çubukçu, 1945 yılında Türkiye'nin ilk yataklı fizik tedavi servisini hayata geçirdi. Bu öncü servis, hastaların iyileşme süreçlerinde devrim niteliğinde bir dönüm noktası oluşturdu. Çubukçu, sadece tedavi yöntemleriyle yetinmeyip rehabilitasyon kavramının Türkiye'de yerleşmesi için yoğun çaba sarf etti. Tıp kongrelerinde düzenlediği paneller ve yayınladığı özel dergi sayıları sayesinde rehabilitasyon bilincini yayan profesör, tüm olanaksızlıklara rağmen kliniğin altyapısını bu alandaki bilimsel çalışmalar için hazır hale getirdi. Böylece altyapı çalışmaları tamamlanmış oldu. Ayrıca ulusal tıp kongrelerinde paneller düzenleyerek bu alandaki farkındalığı en üst seviyeye taşıdı. Türkiye'de tıp tarihine adını altın harflerle yazdıran Çubukçu, 23 Kasım 1965 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yumdu.
