Modern Türk sanatının en üretken figürlerinden biri olan ressam Ömer Uluç, 1931 yılında dünyaya gözlerini açtı. 1950'li yıllardan itibaren sanat dünyasında fırtınalar estiren usta isim, tuval sınırlarını aşan sıra dışı malzemelerle ürettiği eserleriyle Türk resim tarihini kökten dönüştürdü. Amerika'dan Nijerya'ya uzanan kozmopolit yaşamı boyunca avangard duruşunu koruyan Uluç, hem yurt içinde hem de yurt dışında açtığı sayısız sergiyle adından söz ettirmeyi başardı. Hayatının son anına kadar üretmekten vazgeçmeyen sanatçı, 28 Ocak 2010 tarihinde geride yüzlerce özgün yapıt bırakarak İstanbul'da aramızdan ayrıldı.
Eğitim Yılları ve Sanatta İlk Adımlar
Ömer Uluç, eğitim hayatında önemli bir kilometre taşı olan Robert Kolej'i 1953 senesinde başarıyla tamamladı. Mezuniyetinin hemen ardından yönünü Amerika Birleşik Devletleri'ne çevirerek 1953 ile 1957 yılları arasında orada yaşadı. Denizaşırı bu ülkede ilk olarak mühendislik eğitimi alan genç yetenek, daha sonra asıl tutkusu olan resim alanına yönelerek bu dalda akademik eğitim gördü. Aynı dönemde, 1953 yılında Türkiye'de Nuri İyem liderliğinde hayata geçirilen ve sanat tarihine 'Tavan arası Ressamları' adıyla geçen grubun içinde etkin bir rol üstlendi. Sanatçı, profesyonel kariyerinin ilk kişisel sergisini ise 1955 senesinde Boston'da sanatseverlerle buluşturdu.
Türkiye'ye döndükten sonra da çalışmalarına hız kesmeden devam etti. Henüz yirmi yedi yaşındayken, 1958 yılında İstanbul sanat çevresinde büyük yankı uyandıracak bir adım attı. Nuri İyem, Ferruh Başağa, İlhan Koman ve Şadi Çalık gibi kendisinden yaşça oldukça büyük olan ustalarla birlikte Amerikan Konsolosluğu'nda ortak bir sergi düzenledi. Tamamı soyut eserlerden oluşan bu etkinlik, genç sanatçıya İstanbul'da kısa sürede büyük bir şöhret kazandırdı. Sergi, özellikle Şadi Çalık'ın bir kaide üzerine yerleştirdiği tek bir çubukla oluşturduğu ve 'minimumizm' adını verdiği eseriyle de hafızalara kazındı.
Dünya Ekseninde Bir Sanat Serüveni
Uluç'un sanat yolculuğu sadece Türkiye ve Amerika ile sınırlı kalmadı. Yaratıcı çalışmalarına zemin hazırlayan dünya seyahatleri kapsamında şu coğrafyalarda bulundu:
- 1965 yılında bir sene boyunca çalışmalarını sürdürdüğü Londra ve Paris,
- 1972 ile 1973 yılları arasında ziyaret ettiği Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika,
- 1973 ve 1977 yılları arasında ikamet ettiği Nijerya.
Bu farklı coğrafyalar, onun sanatsal bakış açısını zenginleştirdi. 1983 yılından sonra ise yaşamının merkezine Paris'i yerleştirdi. Fransa'da yaşamını sürdürürken, yılın önemli bir kısmını da İstanbul'daki atölyesinde çalışarak geçirmeyi tercih ediyordu. Bu çift merkezli yaşam, onun hem küresel hem de yerel sanat damarlarından beslenmesini sağladı.
Sınırları Aşan Yapıtlar ve Son Dönem
Ömer Uluç, kendini asla sadece tuval üzerine boya yapmakla sınırlamadı. Sanat yaşamı boyunca farklı malzemeleri cesurca kullanarak Türk sanat ortamına yepyeni boyutlar kazandırdı. Bu arayışlar, onu çok sayıda yurt içi ve yurt dışı sergiye taşıdı; başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere dünyanın pek çok sanat merkezinde eserleri sergilendi, önemli bienallerde ülkesini temsil etti. 2005 yılında Yapı Kredi Yayınları aracılığıyla okurla buluşan 'Heves Kuşu Durmaz Döner' isimli kitabı, adeta basılı bir sergi alanı gibi tasarlanmıştı. Adını şair Baki'den alan bu eser, sanatçının kendi ses kayıtlarından derlenen 'Fragmanlar' ile başlıyor ve onun disiplinlerarası yaklaşımını gözler önüne seriyordu.
Uluç, ömrünün son yıllarında amansız bir hastalıkla müadele etti. İki yıl boyunca akciğer kanseri tedavisi görürken bile sanatsal üretimini bir gün olsun durdurmadı. Son kişisel sergisine 'Parçalanmanın Kimyası' adını veren usta sanatçı, bu sergideki karakalem otoportresinin hemen yanına Romalı şair Lucretius'un 'Ölümün olduğu yerde ben yokum, benim olduğum yerde ölüm yok' şeklindeki derin sözlerini iliştirmişti. 79 yaşında İstanbul'da hayata gözlerini yuman sanatçının cenazesi, Bebek Camii'nde kılınan namazın ardından, dönemin Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile iş ve sanat dünyasından kalabalık bir topluluğun katılımıyla Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi.
