Türk edebiyatında derin izler bırakan usta şair ve düşünür Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Çocukluk yıllarını Çemberlitaş'ta, emekli mahkeme reisi olan dedesinin konağında geçiren şair, Dulkadiroğulları'na bağlı Kısakürekler soyuna mensup köklü bir aileden geliyordu. Annesinin arzusu üzerine henüz 17 yaşındayken kalemi eline alan Kısakürek, genç yaşta kaybettiği babasının ardından edebiyat dünyasında parlamaya başladı. Felsefe eğitimini İstanbul ve Fransa'da tamamladıktan sonra, Türk şiirinde çığır açan eserlere imza atarak dönemin önde gelen edebiyatçıları arasına girmeyi başardı. Hem mistik şiirleri hem de çıkardığı dergilerle bir dönemin düşünce yapısına yön veren yazar, 79 yıllık ömrünü 25 Mayıs 1983'te İstanbul'da tamamladı.
Eğitim Yılları ve Edebi Uyanış
Necip Fazıl, ilk okuma yazma eğitimini 5-6 yaşlarında dedesi Mehmet Hilmi Efendi'den aldı. 1916 yılına kadar Büyükdere'de Emin Efendi'nin mahalle mektebinde okuduktan sonra Fransız Papaz Okulu ve Kumkapı Amerikan Koleji gibi farklı kurumlarda eğitim gördü. Serasker Rıza Paşa Yalısı'ndaki Askeri Deniz Lisesi'ndeki eğitiminin ardından Deniz Harp Okulu'na girse de burayı bitiremeyerek İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde yükseköğrenimine devam etme kararı aldı. İstanbul'un işgal edildiği karanık günlerde annesiyle birlikte Erzurum'daki dayısının yanına sığındı. 1924 yılında Darülfünun'dan mezun olduktan sonra devlet bursuyla Paris'e gitti. Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü başarıyla tamamlayan genç şair, yurda döndüğünde edebiyat çevrelerinde fırtınalar estirecekti.
Nitekim 1925 yılında yayımlanan ilk şiir kitabı "Örümcek Ağı" ve 1928'deki "Kaldırımlar", onun adını Türk şiirinin zirvesine yazdırdı. Lisede Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer ve İbrahim Aşkî Tanık gibi devrin efsane isimlerinden ders almanın meyvelerini topluyordu. şiirleri milli eğitim ders kitaplarına kadar girdi. Henüz otuz yaşına gelmeden çıkardığı üçüncü eseri "Ben ve Ötesi" ile şöhretini perçinledi.
Arayış Dönemi ve Hayatını Değiştiren Karşılaşma
Paris dönüşü bankacılık sektöründe de çalışan Necip Fazıl, Osmanlı Bankası'nın Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde görev yaptı. Ardından 1929'da Ankara'ya yerleşerek İş Bankası'nda müfettiş ve müdürü olarak dokuz yıl mesai harcadı. Ankara ve İstanbul'daki Robert Kolej, Güzel Sanatlar Akademisi, Devlet Konservatuarı ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi prestijli okullarda öğretmenlik yaptı. Ancak içindeki o büyük varoluşsal sancı dinmek bilmiyordu.
Bohem yaşantısını en yoğun biçimde sürdürdüğü dönemde, yollarının kesiştiği Nakşibendi şeyhi Abdülhakim Arvasi ile tanışması, Kısakürek'in hayatında yepyeni bir sayfa açarak düşünce dünyasını kökten değiştirecek bir dönüm noktası haline geldi. İslami düşünceyle bu mistik buluşma, onun sanatına da yepyeni bir ahlak felsefesi aşıladı. Nitekim 1937'de kendi ruh dünyasını sahneye aktardığı, Türk edebiyatının ilk trajedisi kabul edilen "Bir Adam Yaratmak" adlı oyunu yazdı. Bu muazzam eserin başrolünü Muhsin Ertuğrul üstlendi.
Eserlerinde annesinin de etkisi büyüktü. Şair en önemli eseri saydığı "Senfoni" şiirinin adını batılı bularak "Çile" olarak değiştirdi ve bu kitabın girişinde annesinin şair olmasını arzulayan sözlerine yer verdi. Yazarın Türk tiyatrosuna kazandırdığı ve sahnelendiğinde büyük yankı uyandıran başlıca eserleri şunlardır:
- Bir Adam Yaratmak
- Tohum
- Para
Fikir Mücadelesi ve Büyük Doğu Dönemi
Şairliğinin yanı sıra bir eylem ve dava adamı olmak isteyen Kısakürek, 1936'da haftalık "Ağaç" dergisini çıkararak edebiyatçıları bir araya getirdi. Asıl büyük mücadelesini ise 1943'te kurduğu "Büyük Doğu" dergisiyle başlattı. Büyük Doğu dergisi çevresinde ciddi bir teşkilatlanma faaliyeti yürüttü. Ancak dergi henüz 30. sayısındayken kapatıldı. Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki görevinden uzaklaştırılan şair, Eğridir'e sürgün edildi. Toplamda dokuz kez tutuklanan Necip Fazıl, ömrünün 3 yıl 8 ayını parmaklıklar ardında geçirdi.
Büyük Doğu dergisinde yayımladığı muhalif yazılar nedeniyle tek parti dönemi yönetimi ve İsmet İnönü iktidarı ile karşı karşıya gelen yazar hakkında yüzlerce yıllık hapis istemiyle çok sayıda dava açıldı. Ceza yasasının 163. maddesine aykırı görülen fikirleri nedeniyle aldığı cezaların ardından, hapishane anılarını "Cinnet Mustatili" isimli kitabında kaleme aldı. Dergisinin kapalı kaldığı dönemlerde Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde günlük fıkralar yazdı. Yazılarında Ahmet Abdülbaki, Mürid, Adıdeğmez gibi farklı takma isimler kullandı. 1962 yılından itibaren Anadolu'nun çeşitli illerinde verdiği konferanslar halktan büyük ilgi gördü.
27 Mayıs Askeri Darbesi gerçekleştiğinde cezaevinde olan Kısakürek, 101 yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Hapisten çıktığında 57 kiloya inmiş ve yorgun düşmüştü. Özgürlüğüne kavuşunca Çetin Emeç'in teklifini kabul ederek Son Posta gazetesinde yeniden yazmaya başladı. Hayatının son döneminde emeklerinin karşılığı olan ödüllere kavuştu. 1980 yılında Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü aldı ve Türk Edebiyatı Vakfı tarafından "Sultan-üş Şuara" unvanına layık görüldü. 1981'de "İman ve İslam Atlası" eseriyle fikir ödülü kazanırken, 1982'de Türkiye Yazarlar Birliği'nden Üstün Hizmet Ödülü aldı. 25 Mayıs 1983'te vefat eden usta edebiyatçı, Eyüp'te toprağa verildi.
.jpg?width=640)