İstanbul'un tarihi semtlerinden Fatih Beyazıt'ta 1894 senesinde dünyaya gözlerini açan Münir Süleyman Çapanoğlu, Türk basın tarihinin en üretken ve önemli kalemlerinden biridir. Süleyman Bey ve Zekiye Hanım'ın evladı olarak dünyaya gelen yazar, gazetecilik dünyasıyla genetik bir bağa sahipti. Nitekim kendisi, Türk basın tarihinde silinmez izler bırakan Çapanoğlu Agâh Efendi'nin torunuydu. İlk eğitim adımlarını tarihi Beyazıt Camii bünyesinde atan Münir Süleyman, daha sonraki yıllarda farklı kurumlarda ders alarak entelektüel birikiminin temellerini inşa etti. Bu süreçte yabancı dil yeteneğini geliştirmek amacıyla Fransız bir eğitmenden özel dersler alarak dil hazinesini zenginleştirdi.
Eğitim Hayatı ve Harbin Gölgesi
Öğrencilik yıllarında edebiyata ve yazıya ilgi duyan Münir Süleyman Çapanoğlu, hayatı boyunca sürecek dostlukların da temelini bu dönemde attı. Numunei Terakki ve diğer okullardaki eğitimi esnasında, ileride Türk edebiyatının tanınmış isimlerinden biri olacak Mahmut Yesari ile sıra arkadaşlığı kurdu. Edebi birikimini artırmak için pek çok eğitim kurumunun kapısını aşındıran yazarın eğitim hayatı şu duraklardan oluşmaktadır:
- İlk derslerini aldığı Beyazıt Camii
- Eğitimini sürdürdüğü Şemsül Maarif ve Numunei Terakki mektepleri
- Ortaöğrenimini tamamladığı Saint-Joseph Fransız Lisesi
- Edebiyat eğitimi aldığı ancak savaş nedeniyle yarım bıraktığı Darülfünun Edebiyat Bölümü
Eğitim hayatını bu şekilde sürdüren yazar, Darülfünun'daki edebiyat derslerine devam ederken I. Dünya Savaşı patlak verdi. Genç yazar, vatan görevi nedeniyle askere alındı. Bu sebeple üniversite sıralarından ayrılmak zorunda kaldı.
Gazeteciliğe İlk Adım ve Babıali Kariyeri
Münir Süleyman Çapanoğlu'nun meslek seçimi ve gazetecilik tutkusu, dönemin efsanevi Türk muharriri Ahmet Rasim'den derinden etkilenmesiyle şekillendi. Ahmet Rasim'in yazı diline ve üslubuna duyduğu hayranlık, onu Babıali'nin hareketli dünyasına çekti. Gazeteciliğin mutfağında yetişmek amacıyla Mihran Nakkaşyan'ın yönetimindeki Sabah gazetesine sık sık giderek mesleğin inceliklerini yerinde gözlemledi ve büyük bir deneyim kazandı. Profesyonel anlamdaki ilk gazetecilik deneyimine II. Meşrutiyet'in ilan edilmesinin ardından İkdam gazetesinde adım attı. Bu başlangıç, onun Babıali serüveninin ilk adımıydı.
Kısa sürede Babıali'de adından söz ettiren Çapanoğlu, dönemin İstanbul basınında adeta basılmadık gazete bırakmadı. Yazar, devrin birçok yayın organında aktif görevler üstlendi. Çalıştığı çok sayıdaki gazete arasında en uzun soluklu ve mesaisinin en büyük kısmını ayırdığı yayın ise dönemin önemli gazetelerinden Alemdar oldu. Gazetecilik faaliyetlerinin yanı sıra Türk basınının geçmişine ışık tutan araştırmalara imza atan yazar, basın tarihçiliği alanında da önemli eserler verdi. Özellikle Basın Tarihimizde (İlâve) ve Basın Tarihimizde Mizah Dergileri isimli başvuru kitapları, onun Türk medyasının geçmişine tuttuğu güçlü fenerler olarak tarihe geçti.
Gözlerini Kaybetmesi ve Yaşama Veda
Hayatının son döneminde büyük bir sağlık mücadelesi veren usta gazeteci, yaşamının son on yılını tamamen görme yetisini kaybederek geçirdi. Gözlerindeki bu ciddi rahatsızlık için tedavi yolları aransa da, cerrahi müdahalelerin taşıdığı yüksek hayati riskler nedeniyle ameliyat masasına yatması mümkün olmadı. Ancak bu durum onun yazma aşkını engelleyemedi. Münir Süleyman Çapanoğlu, gözleri görmemesine rağmen üretmeye devam ederek, kaleme almak istediği makalelerini yakın arkadaşlarına dikte ettirip yazdırdı. Usta yazar, 1 Temmuz 1973 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Vefatı, Babıali'de derin bir üzüntüyle karşılandı. Ölümünün ardından şair Sabih İzzet Alaçam, onun anısını yaşatmak adına 'Münir Süleyman' ismini taşıyan duygu dolu bir şiir kaleme aldı.