Müzik tarihinin gidişatını değiştiren efsanevi sanatçı Louis Daniel Armstrong, 4 Ağustos 1901'de ABD'nin Louisiana eyaletine bağlı New Orleans kentinde yoksul bir ailede doğdu.
Küçük yaşta babası William Armstrong evi terk etti.
Bunun üzerine küçük Louis, annesi Mary Albert ve kız kardeşi Beatrice'e bakmak zorunda kaldı.
Resmi bir eğitim almayan akıllı çocuk, sokakların sert koşullarına kısa sürede adapte olmayı başardı.
Geçinmek için gazete dağıtmak gibi normal işlerin yanı sıra sokak köşelerinde şarkı söyleyerek de para kazandı.
Bu çabalar, onun müzikle tanışmasını sağladı.
New Orleans bandolarının ardından Mississippi nehrinde aşağı yukarı seferler düzenleyen yolcu vapurlarında çalmaya başlayan genç müzisyen, dönemin oldukça popüler ekiplerinden olan Fate Marable orkestrasıyla birlikte sahne alarak adını duyurmaya başladı.
Sokaklardan Sahnelere Uzanan İlham Verici Yolculuk
Usta sanatçının hayatındaki en büyük kırılma 11 yaşında gerçekleşti.
Yılbaşı gecesinde üvey babasına ait bir silahla sokakta havaya ateş açınca ıslahevine gönderildi.
Buradaki koroda önce şarkıcı, ardından perküsyoncu ve kornetçi olarak müzikal yeteneğini geliştirdi.
Bu süreç, onun müzik kariyerinin asıl başlangıcı oldu.
Islahevinden çıktığında yegane amacı, kendine bir enstrüman satın alıp tüm yaşamını müzikle şekillendirmekti.
Para kazanmak için at arabasıyla kömür dağıtırken, bir yandan da ödünç aldığı kornetlerle her fırsatta çaldı.
Usta sanatçının sıradışı tarzını ve doğaçlama kabiliyetini fark eden kentin önde gelen caz isimlerinden Joe 'King' Oliver, Armstrong'u koruması altına alarak onun müzik dünyasında kalıcı bir yer edinmesinin kapılarını sonuna kadar araladı.
Bu ortaklık sayesinde Armstrong'un önünde yepyeni kapılar açıldı.
Oliver'ın Chicago davetini önce geri çevirse de, ikinci çağrıyla bu kente taşınarak onun orkestrasına dahil oldu.
Chicago yolculuğu, onun profesyonel kariyerinin en büyük dönüm noktasıydı.
Burada grubun kadın piyanisti Lillian Hardin ile aralarında başlayan yakınlaşma, 1924 yılında evlilikle taçlandı.
Daha sonra New York'a giderek dönemin en popüler Afrikan-Amerikan grubu Fletcher Henderson orkestrasında yeteneğini sergiledi.
Cazın Altın Çağı: Hot Five ve Rekorlar
New York dinleyicisini kendisine hayran bırakan müzisyen, 1926 yılında büyük bir şöhretle Chicago'ya dönüş yaptı.
Eşinin orkestrasında 'Dünyanın En İyi Trompetçisi' unvanıyla sahne almaya başlayan sanatçı, 1926 yılında Hot Five and Hot Seven adlı efsanevi albümünü kendi ismi altında piyasaya sürerek cazın popülerleşmesinde tarihi bir adım attı.
Bu meşhur albümde yer alan hit parçalar şunlardır:
- Potato Head Blues
- Muggles
- West End Blues
Albümdeki 'West End Blues' şarkısının girişindeki eşsiz trompet solosu, caz tarihinin en ünlü doğaçlamalarından biri kabul edildi.
Sanatçı, sıradışı yeteneğiyle yöresel dans müziklerini popüler bir sanat dönemine çevirmeyi başardı.
İlk başlarda ününü trompetiyle kazansa da, zamanla dönemin en büyük caz şarkıcılarından biri haline geldi.
Aynı dönemde iki müzisyen arkadaşıyla ortaklaşa bir caz kulübü işletmeye başladı.
Otuzlu yıllarla birlikte korneti tamamen bırakarak tüm çalışmalarını trompet üzerine yoğunlaştırdı.
Los Angeles'ta Les Hite, New York'ta ise Chick Webb orkestralarıyla birlikte ünlü projelere imza attı.
1932 ve 1933 yıllarında gerçekleştirdiği ilk Avrupa turlarıyla adını kıta dışına taşıdı.
Dünya Sahnesinde Bir İkon ve Mirası
Uzun süren Amerika ve Avrupa turnelerinin ardından efsanevi sanatçı, 1943'te Queens, New York'a kalıcı olarak yerleşti.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında tüm dünyada tanınan ve çok sevilen uluslararası bir müzik ikonuna dönüştü.
Plakları listelerin en üst basamaklarında yer alıyor, şarkıları radyolarda durmaksızın çalınıyordu.
Müzikal dehası, özellikle bağımsızlıklarına yeni ulaşan Afrika milletlerinin büyük takdirini ve sevgisini kazandı.
1956 yılında Afrika kıtasında verdiği devasa konsere yüz binlerce hayranı büyük bir coşkuyla katıldı.
Elli yıllardan sonra trompetteki ustalığının yanı sıra eşsiz vokal tarzıyla da küresel bir star olmayı başardı.
Müzikal başarılarla dolu yaşamında özel hayatı da oldukça hareketli geçti.
İlk eşi Lillian Hardin ile 1938 yılında boşandıktan sonra aynı sene Alpha Smith ile dünyaevine girdi.
Onunla da 1942'de yollarını ayırarak hayatının sonuna kadar beraber yaşayacağı Lucille Wilson ile üçüncü evliliğini yaptı.
Kalp sağlığındaki ciddi sorunları basından saklayarak hayranları için sahne almayı sürdürdü.
Sanatçı ayrıca beyaz perdede de kendine önemli yer edindi.
Usta müzisyen filmografisinde yer alan önemli yapımlardan bazıları şunlardır:
- Ex-Flame (1930)
- A Rhapsody in Black and Blue (1932)
- High Society (1956)
- Satchmo the Great (1958)
- Hello Dolly! (1964)
- What a Wonderful World (1967)
Cazın bu büyük çınarı, 6 Temmuz 1971 tarihinde Queens, New York'taki evinde yaşadığı kalp krizi sonucu 69 yaşında yaşama veda etti.
