Türk edebiyat dünyasının en özgün ve gölgede kalmış yazarlarından biri olan Abdülkerim Korcan, namıdiğer Kerim Korcan, 31 Ocak 1918 tarihinde Sakarya'nın Hendek ilçesine bağlı Aktefek köyünde dünyaya gözlerini açtı. Kısıtlı imkânlar sebebiyle ilköğrenimini ancak dördüncü sınıfa kadar sürdürebilen yazar, hayata erken yaşlarda atılarak geçim mücadelesine girişti. Genç yaşta ailesiyle birlikte önce Eskişehir'e, ardından da 1934-1935 yıllarında İstanbul'a göç eden yazar, burada Küçükpazar semtinde babasının yanında ve berber dükkânlarında çalışarak yaşamını kazanmaya çalıştı. Ancak asıl dönüm noktası, fikirleri ve sahip olduğu kitaplar nedeniyle genç yaşta tanışacağı cezaevi duvarları olacaktı. 1938 yılında Yavuz zırhlısında başlayan adli süreç, onu on yılı aşkın bir süre boyunca Sinop ve Sultanahmet gibi Türkiye'nin en zorlu hapishanelerine sürükledi. Korcan, yaşadığı bu çetin mahkûmiyet yıllarını ve gözlemlerini daha sonra Türk edebiyatına kazandıracağı ölümsüz "Tatar Ramazan" karakteriyle taçlandırarak adını unutulmazlar arasına yazdırdı.
Gençlik Yılları ve Büyük İstanbul Göçü
Sakarya topraklarında başlayan hayat yolculuğu, Kerim Korcan'ı erken yaşta hayatın zorluklarıyla yüzleştirdi. İlkokulun henüz dördüncü basamağındayken eğitim hayatına veda etmek zorunda kalan yazar, pratik zekası ve gözlem yeteneğiyle kendini yetiştirdi. Ailesiyle birlikte bir süre Eskişehir'de yaşadıktan sonra, 1934 ile 1935 yılları arasında İstanbul'a göç ettiler. Babası Murat Usta, İstanbul'un tarihi semtlerinden Küçükpazar bölgesinde mütevazı bir saat tamir dükkânı açtı. Genç Abdülkerim ise boş durmayarak bir berber dükkânında çıraklık yapmaya başladı. Gün boyu berber koltuğuna oturan insanları izleyerek toplumsal yapıya dair derin gözlemler edindi. Akşamları ise babasının dükkânında zamanın akışına ortak oluyordu. Ancak bu sakin İstanbul günleri, yaklaşan fırtınalı dönemin habercisiydi.
Zindan Duvarları Arasında Geçen Bir Ömür
1938 yılı, yazarın hayatını tamamen değiştiren adli takibatın başlangıcı oldu. Yavuz harp gemisinde gerçekleştirilen kapsamlı bir arama sırasında, Haydar Korcan'ın üzerinde birtakım kitaplar bulundu. Yetkililer bu gelişme üzerine soruşturmayı genişleterek Abdülkerim Korcan'ın saatçi dükkânına da baskın düzenledi. Yapılan aramada ele geçirilen diğer kitaplar nedeniyle emniyet güçleri harekete geçti. Güvenlik birimleri, yayın yoluyla komünizm propagandası yapıldığı iddiasıyla yazar ve kardeşini gözaltına aldı. Bu suçlama neticesinde 30 Nisan 1938 günü yazar resmen alıkonuldu.
Ardından kurulan Donanma Kor Askerî Mahkemesi, yazarın isyan suçuna karıştığına hükmederek onu tam 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırdı. Bu karar, yazar için son derece uzun ve yıpratıcı bir mahkumiyet döneminin kapılarını araladı. İlk olarak emniyet nezaretinde tutulan yazar, daha sonra Yavuz harp gemisi ile Erkin Denizaltısı bünyesinde alıkonuldu. Korcan'ın mahkûmiyet ve tutukluluk yıllarını geçirdiği başlıca merkezler şunlardır:
- İstanbul Polis Müdüriyeti Nezaret ve Müteferrikası
- Yavuz Harp Gemisi
- Erkin Denizaltısı
- İstanbul Merkez Kumandanlığı
- Sultanahmet Tevkifhanesi
- Sinop Hapishanesi
Zorlu koşullarıyla bilinen Sinop Hapishanesi duvarları arasında tam on yıl boyunca mahkûm kalan yazar, nihayet 1948 yılında buradan tahliye edildi.
Ancak özgürlük günleri kalıcı olmadı. 1957 yılına gelindiğinde, Vatan Partisi bünyesindeki yöneticilik faaliyetleri sebebiyle hakkında yeni bir soruşturma açıldı. Dönemin Türk Ceza Kanunu'nun meşhur 141 ve 142. maddelerine muhalefet etmekle suçlanan yazar, yeniden tutuklanarak demir parmaklıklar arkasına gönderildi. Yaklaşık iki yıl boyunca tutuklu olarak yargılanan Korcan, 1959 yılında mahkeme tarafından suçsuz bulunarak beraat etti.
Edebi Uyanış ve Tatar Ramazan'ın Doğuşü
Cezaevinde geçirdiği yıllarda biriktirdiği insan hikayeleri ve toplumsal gözlemler, Kerim Korcan'ın edebi kimliğini yoğuran en temel unsur oldu. Türk edebiyatının gölgede kalan ama en dirençli kalemlerinden biri olmayı başaran yazar, özellikle sinemaya ve tiyatroya da aktarılan ölümsüz karakteri Tatar Ramazan ile geniş kitlelerce tanındı. Adaletsizliğe ve haksızlığa boyun eğmeyen bu karakter, aslında yazarın hapishane koğuşlarında bizzat şahit olduğu ezilen insanların edebi bir yansımasıydı.
Başarısını ulusal düzeyde de kanıtlayan yazar, 1962 yılında Milliyet gazetesi tarafından düzenlenen yarışmaya katıldı. Bir Memleket Gerçeği başlığını taşıyan bu yarışmada, toplumsal meseleleri çarpıcı bir dille ele alan Köşe isimli röportajıyla ikincilik ödülüne layık görüldü. Eserlerinde süslü ifadelerden kaçınarak doğrudan halkın diliyle yazmayı seçen usta edebiyatçı, 9 Kasım 1990 tarihinde vefat etti. Arkasında bıraktığı karakterler ve toplumsal gerçekçi mirası, günümüzde de edebiyatseverler için önemli bir değer taşımaktadır.
